2 Şubat 2017 Perşembe

Kadınlar Filler ve Saireler


Geçen akşam çok keyifli bir oyun izledim. Filler Kadınlar ve Saireler... 
Aynı apartmanda yaşayan birbirinden çok farklı gibi görünen ama özünde modern dünyanın kadınlara dayattığı aynı sıkıntıları, aynı acıları paylaşan üç kadın hikayesi.

"Filler, dünyanın en duygusal hayvanlarıdır...
Kalabalık bir şehirde kaotik bir apartman. Şiddet, seks, intikam, entrika ve yalan... Otuz iki kısım tekmili birden. Şehrin loş barlarında beyaz atlı prensini arayan nevrotik bir prenses. Genç yaşta ömrünü bir erkeğe ipotek etmiş intihara abone domestik bir hayalci. Son kullanma tarihi bir yıl sonra dolan rahmiyle dünyayı kurtarmaya soyunan ekolojik bir anarşist..."


Vahide Gördüm, Yasemin Çonka ve Açelya Topaloğlu'nun bu farklı kadın tiplerine hayat verdiği oyunda zaman zaman kendinizden bir parça bulacağınız sahnelere kahkahalarla gülerken aynı zamanda dünya düzenine karşı hayıflanmanız da kaçınılmaz. 


Oyunun temposu çok yüksek ve oyuncuların performansları çok başarılı. Ben en çok Yasemin Çonka'ya güldüm sanırım, bu kadar başarılı olduğunu televizyon ekranından fark edememiştim. İşte bu yüzdendir ki tiyatroyu çok seviyorum!


Oyunun dekoru da, son zamanlarda gördüğüm dekorlar içinde en iyisiydi hiç şüphesiz. Tüm ayrıntılar harikaydı!

İki saat boyunca çok keyifli dakikalar geçirip, çok eğleneceğiniz, bol bol güleceğiniz, aynı zamanda da düşüncelere dalacağınız garanti!

 Dönüşümlü olarak farklı sahnelerde perdelenen oyunun biletlerini biletix'den satın alabilirsiniz. 
Herkese iyi seyirler!...

30 Ocak 2017 Pazartesi

İstanbul DT'den 2 Çocuk Oyunu

Ara sıra çocuklara yönelik oyunları izlemeyi çok seviyorum. Neredeyse her pazar Devlet Tiyatroları'nın bir sahnesinde matinede çocuk oyunları perdeleniyor. Büyük oyunları gibi, biletler satışa çıktıktan kısa bir süre sonra hemencecik tükeniyor.


Dün izlediğim çocuk oyununun adı "Lay Lay Lom" idi. Şimdilerin genç bir bestecisi, geleceğin maestrosu, eserini bestelerken bir yerde tıkanıp kalıyor, tüm notalar birbirine giriyor, üretemiyor, ilerleyemiyor. Bestecimiz tüm bunları yaşarken, notalarda kendi dünyalarından oyuna dahil oluyor. Porte üzerinde teker teker sıralı do, re, mi, fa, sol, la, si... 
Sonuç olarak hepsi birlik olunca, bestecimiz de müziğe olan tutkusunu kaybetmeyince ortaya güzel bir sonuç çıkıyor. İnanılmaz derecede yaratıcı ve keyifli bir oyundu. Özellikle müzikle ilgilenen, müziğe yeteneği olan çocukların mutlaka izlemesini tavsiye ederim.


Bu sezon izlediğim bir diğer çocuk oyunu da, "Purnima ve Sırlar Ormanı"ydı. Oyun, güzel prenses Purnima'nın sonsuz güzelliğe kavuşabilmek için suyundan içmesi gereken nehre doğru ormanda çıktığı yolculuğu anlatıyor. Bu yolculuğu sırasında ormanda bir dolu hayvan dost edinir kendine Purnima. Bu dostların da yardımıyla en sonunda, hayattaki asıl güzelliğin ne olduğunu anlamaya başlar prenses. Görselliğin oldukça ön planda olduğu, çok renkli bir oyundu. Müzikal tadında, şarkılı danslı, çocuklar ve benim gibi çocuk oyunlarından keyif alan büyükler için oldukça keyifli bir oyun.

23 Aralık 2016 Cuma

Nocturnal Animals (Gece Hayvanları)



Bu aralar iyiden iyiye, sinemayı tiyatroya tercih eder oldum. Belki de bunun nedeni, vizyona gerçekten güzel filmlerin girmesi olabilir. Bu haftanın filmi Nocturnal Animals idi. Geçen haftalarda Arrival ile beyaz perdede boy gösteren Amy Adams bu sefer Susan rolüyle karşımızda. Amy Adams başrolü Edward rolündeki Jake Gyllenhall ile paylaşıyor. Susan ve Edward birbirlerinin gençlik aşkı olarak genç yaşta evlenmişlerdir fakat ardından Susan Edward'ı terk edip başka bir adamla evlenmiştir. Kendine güveni pek olmamasına rağmen aslında bir yazar olan Edward, Gece Hayvanları adında bir kitap yazar ve bu kitap basılmadan önce taslağını Susan'a gönderir. Böylelikle 19 yılın ardından sonra tekrar iletişim kurmuş olurlar. Şu anki ilişkisinde sorunlar yaşayan Susan, büyük bir merak ve heyecanla kitaba gömülür. Sayfalar ilerledikçe siz de bir anda bu gerilim dolu gizemli hikayenin içinde buluverirsiniz kendinizi...

Filmin trailerını izlediğimde oldukça meraklanmıştım. Filmi de aynı merak içinde izledim. Aslında birbirine geçmiş üç farklı hikaye var filmde. Şu an, 19 yıl öncesi ve kitapta geçen hikaye. Ve belki de kitapta geçen hikaye, geçmişe ve geleceğe göndermelerle dolu gerçek bir yaşam öyküsü...

Karanlık, soğuk, rahatsız edici ve fazlasıyla etkileyici bir film. Fakat filmi tek kelimeyle özetlemem gerekirse, hiç şüphesiz "intikam!" diye haykırabilirim. Bir kez daha yazının ne kadar etkileyici bir silah olduğunu da gözler önüne seriyor bu film. Çok spoiler vermek istemiyorum ama koca bir Revenge (İntikam) yazılı tablo, film içindeki çok hoş ayrıntılardan biriydi. Ayrıca diğer tüm sanatsal öğeler harikaydı.

Filmin senaryosu ve yönetmeliği Tom Ford'a ait. 2009'da yayınlanan A Single Man adlı başka bir filmi de olmasına rağmen ben ilk defa Tom Ford'un sinemacı yönünü tanımış oldum ve oldukça başarılı buldum. Film zaten 3 dalda Altın Küre ödülü kazanmış. Oyuncuların ve tüm ekibin de bunda payı var elbet. Bir de eklemeden geçemeyeceğim, Amy Adams'ın muhteşem kıyafetlerine Tom Ford eli değmiş gibi görünüyor :)

Uzun lafın kısası, farklı ve güzel bir şeyler izlemek istiyorsanız  Gece Hayvanları'nı şiddetle tavsiye ediyorum!


8 Aralık 2016 Perşembe

Son İzlediğim Vizyon Filmleri

Benim için tiyatronun yeri hep ayrı olsa da, özellikle havanın kapalı olduğu kış aylarında sinemaya gidip vizyon filmlerini izlemeyi de pek bir seviyorum. İşte şu an tam o zamanlardayız. Haftada mutlaka birkaç film izlemeye çalışıyorum.


Birkaç gün önce Allied (Müttefik) filmini izledim. Birçok Brad Pitt hayranı gibi ben de bu filmi merakla bekliyordum. Film, 1940lı yıllarda Casablanca'da başlıyor. Yine bir savaş dönemi filmi. Brad Pitt seviyor bu tarz filmlere dahil olmayı. Marion Cottillard tüm güzelliğiyle Pitt'le aynı iş için görevlendirilmiş bir tetikçi. Aynı amaç için çalışırken birbirlerine aşık olmalarının, tahmin edilemez bir hikaye olması beklenemez elbet fakat evlenip İngiltere'ye geldikten sonra birbirlerinin hayatlarına dair gizemlerin ortaya çıkması seyirciyi filme daha da bir çekiyor. Her terasa çıktıklarında ezan sesinin arka fondan duyulması ve bu anda Brad Pitt'in saatinin gecenin on birini göstermesi gibi anlam veremediğim sahneler ve eğreti duran bolca vurdulu kırdılı ateşli sahneler olmasına rağmen ben bu filmi sevdim! Filmin dokusunu, kokusunu, müziklerini, Brad Pitt'in fransızcasını, Marion Cottillard'ın kıyafetlerini ve ojelerini sevdim. Filmin derdi de aksiyon değil zaten, ikinci dünya savaşından, ülke dışında sevgilerini de galip çıkarabilmeyi umut eden iki insanın hikayesi...


Diğer bir gişe filmi Fantastic Beasts (Fantastik Canavarlar), bu tarz filmleri sevdiğim için beni çok heyecanlandırdı. Harry Potter ile hayranlığımızı kazanan JK Rowling ve David Yates yetmezmiş gibi bir de bu aralar her filmini izlemeye çalıştığım ve oyunculuğunu inanılmaz derecede başarılı bulduğum Eddie Redmayne faktörü eklenince filme gidip izlemem kaçınılmaz oldu. Harry Potter'a göre kıyasla daha az fantastik öğeler içerip, macerasının bir tık daha az olması benim için çok daha tercih edilesi. Gerçeklik içindeki fantastik dünya bana daha da bir çekici geliyor. Bu filmin en gerçek karakterlerinden olan pastane açmak isteyen Jacob Kowalski, tüm film boyunca yüzümden tebessümü eksik ettirmedi. Eddie'nin ufak bavulundaki kocaman hayvanlar aleminin vermek istediği mesaj oldukça dikkat çekici. Üç boyutlu olan film, tüm görsel efektleriyle, özenle tasarlandığı her halinden belli olan karakterleriyle, kostüm ve müzikleriyle beni gerçekten büyüledi. Maceranın yanı sıra, fazlaca komik unsurlar içermesi de, filmi daha da bir keyifli bir hale getirmiş. Son sahnedeki Johnny Depp sürprizi de filme dair ayrı bir hoşluktu. Serinin ikinci filmini şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum...


Bu postta bahsetmek istediğim son film, Arrival (Geliş). Hiç konusunu okumadan, afişine bakarak bir uzay filmi izleyeceğimi zannederek gittim filme fakat karşıma bir uzaylı filmi çıktı. Ama alışılagelmiş bilim kurgu filmlerinden çok daha farklı bir film Arrival. Dünyanın on iki farklı bölgesine inen uzay gemilerindeki uzaylıların, dünyaya ne amaçla geldiklerini anlamak amacıyla belki de bir seyirci olarak benim pek de aklıma gelmeyecek dil bilimci Dr. Louise'den yardım istenmesi üzerine başlıyor tüm hikaye. Bizim dilimizi konuşamayan ve anlayamayan bu dünya dışı varlıklarla iletişim kurmak için, onların dilini öğrenmeye başlıyorlar. Zor bir süreç olmasına rağmen, bu varlıkların barışçıl mı yoksa istilacı mı olduklarını anlamak için başka bir yol yok. Bu süreç boyunca Dr. Louise yeni bir dil öğrenirken aynı zamanda bu yeni dilin düşünme düzlemine girerek kendi yaşamına dair bazı kanıksamalara varmaya başlıyor. Ama hepsinden öte, film dilin en etkili silah olduğunu seyirciye bangır bangır hissettiriyor. Oldukça değişik bir filmdi. Klasik uzaylı denince aklımıza gelen varlıklardan öte ve çok daha başka, dilsel, yaklaşımla konunun ele alınması ne yalan söyleyeyim beni etkiledi.

Her biri vizyondan kalkmadan evvel, bir göz atın bence.
İyi seyirler... 

26 Kasım 2016 Cumartesi

Rumuz Goncagül

Neredeyse geçen sezon seyrettiğim hiçbir oyunu yazamadım. Bunların içinde kimi oyun sahnelenmekten kalkmış olsa bile, ilerleyen günlerde hepsini arşivime ekleyeceğim. 

Yeni sezon oyunları da, perdelerini açıp sahne diyeli neredeyse iki ay oldu. Ben de bu sezonun açılışını ekim ayında Ankara'da Rumuz Goncagül ile yaptım.


Rumuz Goncagül, oyunun yazarı Oktay Arayıcı'nın 1971 yılında gazetenin çöpçatan sütünuna gönderilen koca aranıyor ilanına karşılık gelen 266 mektubun hikayesi üzerine 1977 yılında yazılan, devlet tiyatroları tarafından da bu sezon perdelerini açan müzikal bir oyun. 


Gülsün ve annesi İnsaf Hanım gazeteye, zengin koca aranıyor alt metinli, rumuz Goncagüllü bir ilan verir. Yoksul hayattan kurtulma arzusu içindeki mutsuz hayatlar önünde tomarlarca mektuplar seriliyken, kirada oturdukları evlerinin bir odasını da kiraladıkları delikanlı Sıtkı, kısmetinizi mektuplar yerine neden çevrenizde bulmuyorsunuz? gibi okkalı bir laf eder. Bu lafın gerçekçiliğin ötesinde, gelen mektuplardan en iyileri seçilerek buluşmalara başlanır.


Halet Rezaki, Dursun Ali, Müfit Mürted, kötü adam Refik ve diğerleri... Hepsi Goncagül ile eş olmaya aday, hepsi geçmişte bir hikaye barındıran, günümüzün evlilik programı kurmacaları. 


Bu hikayede her şey bir kenara aslında rumuz, kadın! Kadının toplumdaki yeri, toplumun kadına bakış açısı, toplumun kadına dayattığı evlilik ve evde kalmışlık yaftalamaları... Oyun, tüm bu konuları, biraz hüzünle biraz kahkahayla, müzikal şekilde eleştirel bir tarzda ele alıyor. 


Şarkılar ve orkestra oldukça keyifliydi. Oyunun temposu genel olarak yüksek. Kahkahaların havada uçuştuğu birçok sahne var. Oyuncuların performansları da çok çok başarılı. Fakat, devlet tiyatrolarının artık daha farklı oyunlar perdelemesi bir tiyatro müdavimi olarak benim en büyük dileğim.


Tüm kurmacalara, tüm dayatmalara inat, kısmeti aşkta aramak ve kısmetinizin bol olması dileğiyle.
İyi seyirler, sayın seyirciler!...


Bitti gitti!


Bilgisayarımın klavyesine, tez ve makaleler dışında, bu satırları doldurmak için dokunmayı, çok özlemişim! Kelimelerimle bağırmayı, içimi döküp rahatlamayı, bir tiyatro oyununu keyifle anlatmayı, izlediğim bir filmi ince ince irdelemeyi, bu havalara çok gidecek bir kitabı anlatmayı, dünyanın diğer köşelerinden kareler paylaşmayı, yeni keşfettiğim mekanları önermeyi ve daha nicesini...

Buralardan uzak kalmamın en büyük nedenlerinden biri olan yoğun günlerim geride kaldı.
Üç yıl önce Ankara'dan İstanbul'a gelerek başlayan mester maceramın sonuna geldim! İki ay önce tezimi sundum ve geçtiğimiz hafta tezimi teslim ederek akademik hayatımı noktaladım! Bu üç yıl boyunca bana kattığın her şey için teşekkür ederim Boğaziçi!



17 Eylül 2016 Cumartesi

Akyaka Nadir Usta'nın Yeri



Akyaka yazımda bahsettiğim gibi Akyaka'da Azmak kenarında birçok balıkçı var. Biz tercihimizi Nadir Usta'dan yana kullandık ve oldukça memnun kaldık. Hangisini seçerseniz seçin, eminim ki enfes manzara ve nehir keyfi hepsinde hemen hemen benzer olacaktır fakat önemli olan lezzet ve hizmet.


 Nadir Usta'nın balıkları çok lezzetli ve taze. Ben ilk defa sinarit balığının tadına burada baktım. Sinarit, etle beslenen yırtıcı bir balık türü aslında, her denizde de yetişmiyor. Büyük ve doyurucu bir balık ama lezzetli olması için mutlaka ızgara olmalı, denemenizi tavsiye ederim. Ben aslında çok balık seven bir insan değilim balık yerine meze eşliğinde rakımı yudumlamak çok daha keyif veriyor bana. Eğer balık yiyorsam da balığın tadını iyi almak adına, mezeyle karnımı çok doldurmam. Bu nedenle sinaritin yanına eşlikçi olarak sadece karides güveç ve salata seçtim. Karides, şimdiye kadar yediklerim içinde en güzellerinden biriydi sanırım. 
Harika manzara eşliğinde hayatımın en huzurlu yemeklerinden birini yedim burada. Suyun insanı rahatlatan sesi, ördeklerin vak vaklamaları ve teninizi yalayıp geçen rüzgar... 
Akyaka'ya yolunuz düşerse bir uğrayın derim, şimdiden herkese afiyet olsun!

14 Eylül 2016 Çarşamba

Akyaka'dan Akyaka'ya


Bu yaz birçok farklı denizin suyuna daldım, dalgalarıyla oynadım ve kumsallarında kızgın kumların üzerinde güneşin tadını çıkardım. İlkbahar'dan sonra hep en çok yazı sevdim. Tenimde bıraktığı izler hep mutlu etti beni. Fark ettim ki yavaş yavaş vedalaşmaya başladığımız bu sarışın güzelle bu yıl aynı yerde buluşup aylar sonra yine aynı yerde vedalaştık.


Bu yaza ilk merhabayı haziranın başında Akyaka'da dedim. Bir yıl öncesine kadar bu saklı cennetten haberim bile yoktu. Akyaka, hayatıma giren okyanus gözlü güzel insanın Türkiye'deki en sevdiği tatil mekanı, huzur deposu, mutluluk kaynağıydı. Ben de onun sayesinde Akyaka ile tanıştım ve ilk andan itibaren bu huzur kokan şirin kasabaya tutuldum!


Akyaka, Muğla'nın Ula ilçesine bağlı bir mahalle aslında. Gökova Körfezi ile Azmak nehrinin öpüştüğü mavi bir cennet. Sahilden yukarı doğru, her türlü bütçeye uygun birçok otel, apart ve yazlık bulunuyor. Hem halk plajı hem de birçok özel beach var. Camping için de özel bir alan bulunuyor ayrıca. Gökova Körfezi'nde yüzmek, suyun tadını çıkarmak harika. Yer yer Azmak'tan çıkan suları hissederek serinlemenin keyfi de ayrı bir güzel. Kendine güvenenler Azmak'ın serin sularına da bırakıyor kendini ama belirteyim ki bu su gerçekten buz gibi. Azmak'ta yüzmek yerine kayıklarla gezintiye çıkmak da farklı bir alternatif. Beni en çok cezbeden kısım ise, nehir boyunca hepsi birbirinden güzel bir dolu balıkçının bulunması. Mutlaka burada kendinize bir balık ziyafeti çekmelisiniz. Ben çektiğim ziyafeti bir sonraki postta sizlerle paylaşacağım.


Akyaka'nın Bodrum, Marmaris gibi birçok tatil beldesine yakın olması da arı bir güzellik. Bir haftayı burada geçirmek yerine ikişer üçer günlük farklı güney Ege kıyıları turunuza Akyaka'yı da dahil edebilirsiniz. Dilerseniz günübirlik tekne turlarıyla koyların da tadını çıkarabilirsiniz.  Ben ilk gidişimde üç günümü Akyaka'da geçirdim, bir günümü de koyları gezmeye ayırdım. Bu gezi sırasında gittiğim Sedir Adası, Kleopatra Plajı Türkiye'nin en güzel plajları arasında yer alıyor. Antik tiyatrosuyla, pırıl pırıl turkuaz suyuyla, harika doğasıyla mutlaka görülmesi gereken bir yer.


Akyaka'nın gece hayatı da oldukça renkli. Dikkatim çeken buraya tatile gelen kitlenin çoğunluğunun gençlerin ve yabancı turistlerin oluşturması. Her kesime hitap eden birçok farklı mekan var. Dekorasyonları harika. Benim en çok beğendiğim ilk defa rastladığım, market fiyatının üzerine çok az bir farkla dolaptan kendinizin alıp ardından masanıza oturduğunuz mekan Meyland Shop&Pub oldu. Çalan müzikler de oldukça güzel.


Akyaka'nın bir diğer özelliği ise, kiteboarding sevenlere ev sahipliği yapıyor olması. Gökyüzünde süzülen renkli kiteları her an görmeniz mümkün. Böyle bir merakınız varsa da, Akyaka sizin için harika bir tercih olacaktır.


Akyaka'da yaza merhaba dedikten sonra geçen haftalarda çıktığım Dalyan, Göcek tatilimin ardından yine Akyaka'ya uğradım ve deniz kum güneş tatiliyle Akyaka'da vedalaştım. Deniziyle, kumsalıyla, yeşilliğiyle insana huzur veren mutlu bir cennet Akyaka. Eskiden el değmemiş ve saklı bir mekan olmasına rağmen, şu an oldukça popüler olan Akyaka bundan sonra benim de her yaz uğrak mekanım olacak gibi gözüküyor. Yolu düşeceklere şimdiden iyi tatiller!




13 Eylül 2016 Salı

İmparator Çay Bahçesi




Yine, hemen bitmesin korkusuyla sayfalarını usul usul çevirip tüm cümleleri yavaşça içime çektiğim inanılmaz keyifli bir Nazlı Eray kitabının daha sonuna geldim. Bu sefer bambaşka bir dünyaya davet ediyor Nazlı Eray okuyucularını. Dolambaçlı yollar, daha önce hiç görülmemiş insanlar, Casino Venüs'ün renkli kumar makineleri, Taşhan'ın hayal kadınları, sona meydan okuyan sonsuz aşklar, afrika menekşeleri, İmparator Çay Bahçesi, ve bu sihirli bahçenin ölümsüz insanları...

Dört aylık roman yazma sürecini birebir okuyucuya yansıtarak yine fantastik bir gerçekliğin içine sürüklüyor Nazlı Eray okuyucularını. Tüm karakterler, farklı zamanlarda farklı yerlerde hayatın sillesini yemiş, hayatla birebir hikayelere sahip olan insanın adeta içine dokunan ruhlar. Fakat usta yazar bu gerçekliği yine, yeniden öyle bir fantastikleştiriyor ki belki de bu yüzden en sevdiğim yazar ve yine belki de bu yüzden çok severek okuyorum onun gerçeklik kokan gerçek üstü her bir cümlesini. Her kitabında Ankara'ya selam yollaması da kalbimde okları hissetmemde büyük bir etken tabii ki.

Tezimi yazma sürecinde başucumda bulunan üç Nazlı Eray kitabından birisiydi İmparator Çay Bahçesi. Şimdi sırada diğer iki kitabı var. Biliyorsunuz, taktım mı takıyorum bir yazara. Ama Nazlı Eray'ın yeri epey ayrı benim için. İçimdeki yazmaya tutkun kelebeği yine harekete geçirdiği de doğrudur. Hala onun fantastik dünyasında kendinize bir yer edinmediyseniz acele edin, çok şey kaçırıyorsunuz!

29 Mart 2016 Salı

Gördün mü bak 25 oldum!



Yıllarca, ne zaman şu şarkıyla yeni yaşımı kutlayacağım, diye bekleyip durdum. Nasıl sabırsız, nasıl heyecanlıydım. Sanki onlu yaşların sonunda zaman çok yavaş geçiyordu. Bir an önce yirmi bilmem ne olmak istiyordum. Sonra her şey tersine döndü. Yirmiye tırmanınca, dik bir kaydıraktan kayarcasına hızla akıp geçti zaman. Çok net bir an var aklımda. Yirmi yaşındayım. Çok mutluyum. Gece uyumadan önce sahip olduğum tüm güzellikler için şükrediyorum ve bir de düşünüyorum; yarın olduğunda bugün çok geçmiş olacak! O günden sonra her gece bunu düşündüm ve bunun üzerinden tam beş yıl geçti...

Hala hayatımın en güzel zamanlarını yaşarken, ah yaşlanıyoruz, zırvalamarı yapmayacağım elbette ama insanın hayatının en güzel yıllarının koşar adım uzaklaştığı kocaman bir gerçek. Şu an, bana kattığı tüm güzelliklere ve yaşattığı tüm mutluluklara son kez bakıp, yaptığı işten memnun olurcasına yüzüne pembe bir gülüş yerleştirip giden yirmi dördüncü yaşım hiç şüphesiz ki hayatımın en güzel yaşıydı. Belki biraz buruk başlamıştı ama hiç olmadığı kadar kararlıydı. Çok istek ve çok hedef yüklenmişti. Umut doluydu. Çok güldürecekti, kahkahalar attıracaktı. Sırtında gezdirip, yeni keşifler yaptıracaktı, yeni tatlar taddıracaktı. Hayran hayran baktırıp mest edecekti. Çok şey öğretecekti. Kesinlikle sevilecekti, sevdirecekti. Bunların hepsi oldu! Hatta daha da fazlası oldu. Yirmi dört bana, ben olmayı öğretti. Kendi başıma bir şeyler yapmayı birkaç adım daha ileriye taşıdı. Ve de en çok sevilmeyi öğretti! Ben bu güzel yaşta en büyük hayalim olan Amerika maceramı gerçekleştirdim. Hayatımın en güzel anılarını biriktirdim. Çok güzel dostluklar kazandım. Bana yirmi dört yaşında hayatımın en büyük sürprizi yapıldı. Okyanus gözlü yabancı delikanlı sırf benim için okyanusları aşıp yanıma geldi. En büyük travel hayallerimden olan cruise tatilimi gerçekleştirdim. Bu tatil sırasında, okyanus üzerinde, okyanus gözlü yakışıklı bana biz olmayı teklif etti. Bana sevilmeyi hiç hissetmediğim kadar hissettirdi. Beni hiç kimsenin mutlu etmediği kadar çok mutlu etti. Sevdim, çok sevildim, çok mutlu oldum!

Kendime güvenin ve cesaretin de bulutlara yükseldiği yaştı yirmi dört. Canımdan çok sevdiğim ailemle fikir ayrılıkları yaşadığım, kararlı olduğum ve asla vazgeçmediğim bir yaş. Az resim yaptığım, çok okuduğum, az yazdığım, çok tiyatroya gittiğim, çok yediğim, çok içtiğim, çok eğlendiğim, çok yürüdüğüm, çok yüzdüğüm, çok güldüğüm, çok sevdiğim, en çok da sevildiğim yaş!
Tüm bu anlarda bana eşlik eden, hayatıma yeni giren, hep var olan, unutulmaz anılar biriktirmeme katkı sağlayan ve yaşamımı daha da güzelleştiren herkese kocaman teşekkürler ve öpücükler benden!

Şu an ilk anlarını yaşadığım yeni yaşımın üzerimdeki en büyük hissiyatı, büyüdüğümü hatta büyümekten de öte olgunlaşarak büyüdüğümü hissetmem.

Bugün ben yirmi beş oldum. İlk defa ailemden ayrı bir doğum günü kutluyorum. Pastamı kendim yaptım, çiçeklerimi kendim aldım. Kendimi yirmi beşin kollarına bırakıp dileklerimi diliyorum. Hep sağlıklı ol yirmi beş, mutlu,huzurlu, sevgi dolu ve tüm hayallerimi gerçekleştirmem için bana hep destek ol yirmi beş. Seninle bir dolu güzel anı ve mutlu ana imza atmak dileğiyle...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...