22 Ekim 2011 Cumartesi

Annem Yokken Çok Güleriz


Hemen yazmak istiyorum, oyunu biraz önce izledim ve tek kelimeyle mükemmel bir oyundu. Ne sahneye epeyce uzak olan yerim, ne midnight in METU havasındaki gece turum bozmaya yetmedi bu gece izlediğim bu güzel oyunun tadını. Hakan Gerçek, Bülent Şakrak ve İlker Ayrık hepsi çok başarılı, sahnede rafta duran oyunculuk ödülünü üçü de hakkediyor. Oyunun enerjisi o kadar yüksek ki, sahnede mucizeler yaratan bu üç adamdan hangisine odaklanacağınızı şaşırıyorsunuz. Ortada büyük bir emek olduğunu her sahnede anlıyorsunuz.
Oyunu izlemeden, adına bakarak ben de çok güleceğimi zannediyordum ama oyun bir komedi değil, hareketli bir kara komedi. Hikayeyi anlayabilmek için baya çaba sarfettim ama seviyorum ben böyle beynimi zorlayan oyunları, zaten ikinci perdede anlatmak istedikleri dertlerini anlamış olarak izliyorsunuz oyunu. Oyun içinde oyun durumu var oyunda, her oyuncu birden fazla karakteri canlandırıyor. Oyun başında dağıtılan kağıtta her oyuncunun hangi karakterleri canlandırdığı yazılıydı ayrıca oyunda geçen tüm simgeler, ülkeler, şehirler, Londralılar, İrlandalılar, tabutlar, biralar, tavuk kokuları, yerli yersiz danslar...
Şimdiye kadar izlediğim hiç bir oyuna benzemiyordu, anlatılmak istenen asıl konunun insanın beynini zorlayarak çok farklı bir biçimde anlatılması benim çok hoşuma gitti.


Ülkesi İrlanda olan İrlanda'yı çok seven ama Londra'dan nefret etmesine rağmen Londra'da yaşayan, tabii evin içinden hiç çıkmadan geçirilen zamana yaşamak denilirse, bir baba vardı karşımda. Daha iyi bir insan olmak için daha fazla şiddet, daha iyi bir aile için daha da fazla şiddet diye düşünen, evdeki oyunculuk ödülünü kendisinin hakkettiğine inanan, önce badanacı, sonra beyin cerrahı bir baba. Karısına olan özlemini, Cork şehriyle dile getirmesine gerek yok aslında, her gün evin içinde oynadıkları oyundan anlamak mümkün her şeyi. İki oğlu var bu babanın, yeri geliyor karısı, kardeşi, arkadaşı oluyorlar babalarının yani babaları ne isterse onu oluyorlar, dışarı çıkmıyorlar çünkü Londra berbat bir yer, onlar için en güvenli yer babalarının şiddetiyle yönetilen ve babalarının kendi yarattığı geçmişin hatıralarının oynandığı yuvaları. Ama bilmiyorlar ki, bu korunaklı yuva en az dışarısı kadar riskler taşıyor. Sonra bir gün market kasiyeri bir kız geliyor evlerine, belki de bu oyunu sonlandırması gereken kişi o.



İnsanı çok farklı bir şekilde sorgulatan bir oyun, zeka kokuyor oyunun içinde. Belki biz de arada sıkılıyoruzdur hayat sahnesinde oynadığımız oyunlardan, yeter artık istemiyorum diye isyan ediyoruzdur ama oyunda da dediği gibi "hikayelerimiz olmadan var olabilir miyiz?"
Hiç düşmeyen yüksek tempo, parlak zeka ve mükemmel oyunculuk performansı. Çalan o güzel şarkılara da bayıldım. Aslında anneleri yokken hiç gülmeyen bu adamların bu farklı oyununu mutlaka izleyin sonra da elleriniz acıyana kadar alkışlayın onları...
Hemen hatırlatayım, Ankara Tiyatro Festivalinde de 23 Kasım Çarşamba akşamı Şinasi Sahnesinde oynayacaklar, belki o gün alkışlamak istersiniz onları...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...