16 Ekim 2011 Pazar

Hüngür hüngür "One Day"


Filmin etkisinden daha kurtulamamışken yazmak istiyorum. Bir saat önce çıktım filmden. Tıklım tıklım dolu, koca bir salonda izledim filmi, salonun açılmasını beklerken benim gibi bekleyen insanları izledim; herkes sevgilisiyle gelmiş, herkes sarmaş dolaş, herkesin yüzünde sevgili gülümseyişlerinden, duygusal bir film izleyeceğimiz daha başından belli... Aslında bu filme gitme niyetinde değildim çünkü şu an bu filmin kitabını okumaktayım biraz kalın bir kitap ve ben daha yarılayabilmiş bile değilim, kitap beni daha içine çekemedi bazen çok istekli oluyorum okumaya ama bazen canım hiç istemiyor hatta bir kaçamak yapıp başka bir kitabı okuyup bitirdim bile bu arada ama başladığım kitabı bitirme gibi de bir huyum var o yüzden bir şans verdim, iki gündür düzenli şekilde okuyordum ve bu arada hafiften de girdim hikayenin içine. Evet, ama filme de gittim, bilmem canım istedi. Bu ara aklıma gelen her şeyi bir plan yapmadan yapıyorum, belki de bu yüzden filmde buldum kendimi bir anda...

Çoğumuz okuduğu bir kitabın filmini izlemiştir ama ben tam olarak kitabı sonlandıramadığım için farklı duygularla başladım filmi izlemeye. Okuduğum kısma kadar hep "şimdi bu olacak, şimdi de şu olacak" diyerek gıcıklık yaptım kendime ve tabii biraz da eleştirmen gözüyle izledim "şunu atlamışlar ama, aslında burada şöyle oluyordu, kitabı daha mı güzel ne". Ama, hiç bir fikrimin olmadığı sahnelere gelince bıraktım kendimi filmin akışına ve normal bir izleyici gibi merakla izlemeye başladım...
15 Temmuz 1988 gününde bizim çirkin ördek yavrusuna benzeyen kızımız Emma ile yakışıklı, çapkın oğlumuz Dexter henüz tanışmıştır, bir sonuca ulaşmayan, masum bir gece geçirmişlerdir ve sadece arkadaş olmaya karar vermişlerdir ama birlikte geçirdikleri bu tek gece sürekli birbirlerini düşünmelerine yetmiştir. Hikaye bu şekilde başlıyor ve daha sonra her yılın aynı günü Emma ve Dexter görüşmeye, görüşemeseler bile konuşmaya başlıyorlar yani senede bir gün tadında bir aşk hikayesi başlıyor...
Birbirlerine mektuplar yazıyorlar, iletişimi hiç kesmiyorlar, birbirlerine sevgililerinden bahsediyorlar, birlikte tatile çıkıyorlar ama kurallar koyuyorlar çünkü onlar sadece arkadaş...  
Dexter, ne zaman başı sıkışsa, ne zaman kendini kötü hissetse Emma'yı arıyor çünkü o onun en yakın arkadaşı. Sonra insan düşünüyor, bu kız seni seviyor ama o senin aklına sadece böyle durumlarda geliyor belki de hep aklında ama bunu kendine söyleyemiyorsun, korkuyorsun, aslında Dexter sen daha büyümemiş bir çocuksun. Emma ona göre daha olgun, Emma sevgi dolu, Emma sevilesi... Bu son yazdığım cümlelerde aklım kendi hayatıma gidiyor, benzerlik noktaları arıyorum daha sonra hafif, etkisini  gösteremeyen nefret duygusuyla tekrar filmin duygusallığına kaptırıyorum kendimi.
Seneler birbirini  takip ediyor ve tüm 15 Temmuzlarda Emma ve Dexter'ı görüyoruz. Her 15 Temmuzda Dexter'ın yanında başka biri, Emma'nın gözlerinde bir hüzün, ama her bir araya geldiklerinde yanlarında başkaları olsa bile sevgili gibiler çünkü birbirlerini özlüyorlar, unutamıyorlar, unutturmuyorlar...


15 Temmuz 2003, Dexter çok yakışıklı olmuş, filmi izlerken bir an ona aşık oluyorum. Emma da, kısacık saçlar, tam bir  çirkin Fransız kadını olmuş ama yine de çok tatlı...
15 Temmuz 2006, hüngür hüngür ağlamaya başlıyorum, 2011'e kadar, filmin sonuna kadar hiç durmadan ağlıyorum...
Film bitince, gözlerimdeki yaşları silerken başka bir yerlere gidiyorum, ama filmin etkisinde olduğum için kendi hayatımı filmdeki hayatın bir köşesine yerleştirmeye çalışıyorum bunun farkındayım, etkisinden çıkınca bu düşünceden de kurtulucam...
Şu an, iyi ki kitabı tamamen okuyup da filmi izlememişim diyorum yoksa bu kadar dolu dolu yaşayamazdım. Film, tam bir Türk filmi tadında, eğer romantik filmleri seviyorsanız mutlaka izleyin ama duygusal açıdan kendinizi iyi hissetmiyorsanız belki de sonra izlemek daha iyi olabilir. Şimdiden herkese iyi seyirler...

4 yorum:

  1. canım ne güzel anlatmışsın canım sinema çekti...bir filmi baştan sona hem de kendini bu kadar vererek seyretmeyeli o kadar çok oldu ki..

    YanıtlaSil
  2. o zaman bu filmi değil de Midnight in Paris'i mutlaka izleyin, film insanı içine çekiyor, mutluluk duygusuyla gözünüzü hiç kırpmadan izliyorsunuz şimdiden iyi seyirler :)

    YanıtlaSil
  3. Evet ya, kitabı okuduktan sonra izledim ben de. Hep şurda şu olacak, şu eksik diye izledim ama hani bir filmi ikinci kez izlermiş gibi oldu. Daha eleştirel, daha dikkatli gözlerle baktım. Mekanlara, kıyafetlere, dönemlerin belli başlı özelliklerine falan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet kitabı okuyup izleyince aklımızda yarattığımız sahnelere uymayınca kötü oluyor biraz ve kesinlikle daha eleştirel oluyor :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...