18 Ekim 2011 Salı

Midnight in Pairs


Vizyona girdiği günden beri gitmek istediğim bu filme nihayet dün gidebildim ve o kadar çok beğendim ki, yazımın başından herkese tavsiye ediyorum :) İnsanı ağlaklaştıran romantik filmlerden değil, baştan sona romantizm kokuyor ama bu, Paris'in ve onun yazarlarının, ressamlarının, şarkıcılarının romantizmi... Romantizmi içinize çektikten sonra, yağmurlu Paris sokaklarında hafif bir ürpertiyle, kocaman bir mutlulukla bir gezintiye çıkarıyor film insanı ve yağmurun yağdığını unutuyorsunuz, yağmurda yürümek bile hoşunuza gidiyor. Romantizmin bünyede yarattığı etkiyle oradan oraya savruluyorsunuz ve kendinizi bir anda en sevdiğiniz yazarla, ressamla, şarkıcıyla oturmuş sohbet ederken hatta dans ederken buluyorsunuz, Paris'in büyüsü sizi alıp götürüyor...
Woody Allen filmindesiniz tabii, o büyünün içinde bile düşündürüyor insanı; kimse olduğu yerden, yaşadığı hayattan memnun değil, hep bir doyumsuzluk, hep bir daha fazlasını isteme. Tabii bir de, acaba hayatta gerçekten doğru insanlarla mı birlikteyiz? sorusu.
 Ama o şarkılar, manzaralar sizi o kadar içine çekiyor ki, filmi izlerken çok da düşünmüyorsunuz bu soruları. Buram buram sanat kokan bu şehirde aşık olmak, sevdiğinizle yağmurda ıslanarak o güzel sokaklarda yürümek istiyorsunuz sadece...
Film bittiğinde yüzümde kocaman bir gülümseme, önümde salondan el ele  çıkan bir çift, kızın çantasında da papatyalar vardı...


Bir de bunu mutlaka dinleyin http://fizy.com/#s/3w2wh4

2 yorum:

  1. Woody Allen'ın her filmi, her kitabı, her sözü çok çok önemlidir benim için :) Onun düşünce tarzına bayılırım. Bu filme de bayılmıştım. :)

    YanıtlaSil
  2. Haklısınız, Woody Allen her şeyiyle bambaşka bir insan...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...