1 Kasım 2011 Salı

Milena'ya Mektuplar


Kafka'nın Prag'dan, Viyana'daki Milena'ya yazdığı mektuplar... 
Milena ve Kafka, Kafka'nın Almanca yazdığı kitapları Milena'nın Çekce'ye çevirmesi için birbirleriyle mektuplaşmaya başlamışlar. Bu arkadaşlık, giderek yerini sevgiye, tutkuya, umuda, umutsuzluğa bırakmış. Kafka, 3 yıl boyunca hiç usanmadan yazmış Milena'ya, kitap bu mektupları içeriyor ama Milena'nın Kafka'ya yazdığı mektuplar bulunamadığı için Milena'nın mektupları kitapta yer almıyor.
Eleştirmenler, bu kitabın Kafka'nın olgunluk çağını yansıtan en önemli başyapıtlarından biri olduğunu düşünüyorlar.
Kafka'nın yalnızlığını, umutsuzluğunu gördüm, hüznünü en içten hissettim bu mektuplarda ama o hüznün içinde bile sonsuz bir sevgi var. Aralarındaki onca mesafeye rağmen, Milena'nın kocasına rağmen, hiçbir zaman birlikte olamayacaklarını bilmesine rağmen, hastalığının sebebi olmasına rağmen Milena'ya büyük bir aşk besliyor. O kadar iyi niyetli ki Kafka, Milena'yı hiç kırmak, üzmek istemiyor. Neredeyse, her mektubunda "Hayır, sakın yanlış anlamayın" diyor. Onun nezaketi karşısında, bu çaresiz aşk karşısında insanın yüreği sızlıyor. Sadece bir defa 4 günü birlikte geçiriyorlar onun dışında sadece mektuplaşıyorlar, öyle ki mektupları okuyunca Kafka'nın gün boyu tek yapığı şeyin Milena'ya mektup yazmak olduğu düşüncesine kapılıyorsunuz, günün her anında onu düşünüyor, mektuplarına, telgraflarına cevap gelmesini beklemeden tekrar yeni mektuplar yazıyor. Kafka günümüzde yaşasaydı, internetin başından hiç ayrılmazdı herhalde diye düşündüm bir an ama daha sonra bu çağda yaşasaydı birini böyle sevemezdi herhalde diye vazgeçtim bu düşüncemden.
 Kafka, sürekli Milena'yı yanına çağırıyor mektuplardan anlaşıldığı kadarıyla Milena kocasını bırakıp gelemeyeceğini, ona bunu yapamayacağını, Kafka'yı sevdiğini ama aynı zamanda kocasını da sevdiğinden bahsediyor ama Kafka Milena'nın bu anlaşılmaz duygularını olgunlukla karşılıyor ve aşkından hiç bir şey eksilmeden onu sevmeye devam ediyor. Milena da sürekli Kafka'yı yanına çağrıyor bu sefer Kafka bahaneler buluyor. Sanki Kafka, Milena'dan çok, ümitsiz bir aşk yaşamayı sevmiş gibi, ne kadar hüzünlü olsa da bu melankolik halinden memnun gibi.
Kitabın sonunda, Milena'nın Kafka'nın ölümünden sonra Kafka'nın dostu Max Brod 'a yazdığı birkaç mektup yer alıyor. Anlıyorsunuz ki,
Milena'nın da Kafka'dan bir farkı yok, umutsuz aşklarıyla birbirlerini  ölüme sürüklemişler. Sadece Kafka daha çok sevmiş ve Milena'ya göre daha yalnız, daha çaresiz...
Mektuplarda birçok yerin altını çizdim burada Kafka'nın o güzel cümlelerini paylaşmak istiyordum ama sonradan tüm mektupları okuyarak hissetmenin daha güzel olabileceğini düşündüm. 
Herkese şimdiden iyi okumalar...

2 yorum:

  1. Kafka Milenasız bir bütün değil;öteki beni milena...
    Bu kitabın farklı bir baskısı var bende..Bana göre kafkanın eserlerini anlamanın en iyi yolu,aşkını anlamaya çalışmak sanırım; mektuplarından başlayarak.
    teşekkürler hatırlattığın için..

    YanıtlaSil
  2. evet kesinlikle bir bütün onlar ve haklısın Kafka'nın bu yoğun duygusunu tattıktan sonra eserlerini okumak onu anlamanın en iyi yolu. Bende de bu kitabın yeri ayrı, sanki ben Milenayım uzaklarda bir Kafkam var heyecanla mektular bekliyorum ondan, tüm mektupları kendime yazılmış gibi okudum. Kitapta Milena'nın mektuplarının olmaması böyle hissettirdi sanırım bana... Ne demek her zaman hatırlatmak isterim böyle güzel kitapları :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...