20 Kasım 2011 Pazar

Şarkılarla Yaşamak



Murat Göksu'nun yazıp yönettiği müzikli oyun, Şarkılarla Yaşamak hasta adama anlatılan bir hikayeyle başlıyor. İki kadın, birbirini çok seven iki dost, iki ressam. Bunlardan biri hasta ve hastanede hasta yatağında yatmakta tabii en yakın dostu da onun başında. Hastanenin penceresinden görünen bir ağaç, dalında birkaç yaprak. Günler geçtikçe, havalar soğudukça, mevsimler değiştikçe her gün bir yaprak düşüyor. Hasta kadın arkadaşına ağacı göstererek, işte o son yaprak düşünce ben de öleceğim diyor. Arkadaşı bu sözlere üzülüyor, ona destek olmaya çalışıyor. Sonra, hocaları olan yaşlı ressam geliyor, günler geçiyor ama o yaprak hiç düşmüyor...
İşte tam bu sırada başlıyor oyun, o tek yaprağın hiç düşmemesi için tüm arkadaşlar hasta adamın evinde toplanıyorlar ve şarkılar söylüyorlar hiç durmadan.


Şarkılarla yaşayalım, çizgi film olalım diyorlar. Şarkılara ve dediklerine bırakalım kendimizi...
"Too darn hot"la başlıyorlar ve ben o anda bu oyunu çok beğeneceğimi hissediyorum. Ardından "Bessame mucho"nun tınıları başlıyor, oyun Paris'te geçmekte ve soruyorlar birbirlerine bessame mucho ne demek? beni çok öp demek...
Sofrayı kurarken tabaklar, bardaklar şarkılarla havada uçuşuyor. İnsan niye şarkı söyler diyorlar, hepsinin cevabı farklı ama amaçları aynı...
Her birinin kendi farklı hikayeleri gibi farklı şarkıları var ve herkes kendi şarkısını söylüyor.


Yaşamak için, yaşatmak için şarkılar söylüyorlar...



Opera deyince şöyle garip bir bakış atan bir toplumuz ya biz, daha hiç izlemeden, ne olduğunu bilmeden suratımızı ekşitriz ya hani, işte  belki de bu oyun operayı sevmek için güzel bir başlangıç olabilir. Oyunla harmanlanmış hafif bir opera, hiç mi hiç sıkılmıyorsunuz. O mükemmel sesleri duyunca nasıl sıkılır ki insan, benim tüylerim diken diken oluyor, hiç bitmesin istiyorum. Belki ben sevdiğim için sıkılmadım ama denemeye değer bence. Salonda küçük çocuklar vardı, sıkıldım gidelim diye seslerini duydum üzüldüm ama ailelerinin küçük yaşta bu sanatı sevdirmeye çalışmaları mutluluk verici. Benim de çok eskilerden hayal meyal bir anı var zihnimde. Dört beş yaşlarında ilk kez gitmiştim operaya, karşımdaki kadın bağırmaya başlayınca korkmuştum hatta ağlamıştım, çocukluk işte...


Şarkıların çoğu Fransızca'ydı ve hepsi birbirinden güzeldi. Ayrıca hepsi Murat Göksu'ya ait olan şiirler de yer alıyordu oyunda. İşte onlardan biri...

ELVEDA
Yalvarırım darılma bana
Gidiyorum diye üzülme olur mu?

Seni sana bırakıyorum diye
Yoksul yuvama dönüyorum diye
sorma niye...
Bir hoşça kal değil bu kez dudaklarımda
...ellerimde, avuçlarımda, bedenimde, yüreğimde
duracak olsan da ELVEDA

Hatıralarımızı aldım gidiyorum...
Ha, soğuk terasımızdaki giysilerimi,
Çekmecedeki yüzüğümü ve ne olursun dualarımın buluştuğu kitabımı gönder bana...
Ve bir de solgun yüzümü gizlediğim başlığımı
yok! O sende kalsın.
Kabul edersen küçük bir hatıra sakın darılma olur mu bana
ELVEDA

Sahnenin solunda piyanosuyla şarkılara eşlik eden güzel bayan, onun parmaklarını izlemekten arada bazı sahneleri kaçırdım, gerçekten çok başarılıydı. Tek eleştirim, biraz tutuk başladı oyun. Şarkılardan oyuna dönülmesi, şarkıların başlaması, seyirciler nerede alkışlayacağını bilemedi. Acaba alkışlasak mı alkışlamasak mı diye kararsız kaldık ama ilerleyen dakikalarda kayboldu bu durum.

Bu sıralar benim baya ilgilendiğim sahne ve dekor, onlar da hiç bir abartıya kaçılmadan olması gerektiği gibiydi ve hoştu. 


Bir de kostümler, bazıları gerçekten çok güzeldi ama bazıları daha özenli olabilirdi sanki diye düşünürken bu yapım aşamalarını görünce sadece emeğe saygı duydum.


Son olarak tüm sanatçılar çok başarılıydı. Gırtlaklarından havalanan kelebeklerin büyüsüyle hoş bir Pazar günü geçirdim.
Bir sonraki gösterileri 18 Aralık 2011 tarihinde yine Ankara Operet Sahnesi'nde. O güzel sesleri kulaklarınızda duymak, yaşlı ressamın sırrını öğrenmek istiyorsanız sizde mutlaka izleyin onları ve karşılaştığınız her zorluk karşısında şarkılarla kafa tutun hayata...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...