7 Kasım 2011 Pazartesi

Surviving Picasso


Yeni evime taşındığımdan beri ilk kez bu akşam televizyonumu açtım ve tesadüfen bu filmle karşılaştım. İlk dakikalarını kaçırmanın verdiği pişmanlıkla ama ardından onu bastıran mutluluk duygusuyla filmi seyretmeye başladım.
Surviving Picasso, James Ivory'nin yönettiği ve Türkçeye Picasso İle Yaşamak olarak çevrilmiş, 1996  ABD yapımı bir film. Film, Picasso'nun iç dünyasına tahammül edebilen aşığı Françoise Gilot ile on yıl süren ilişkilerini anlatıyor. Picasso'yu Anthony Hopkins, Françoise'ı ise Natascha Mcelhone canlandırıyor.
Picasso iki kez evlenmiş, ilkini Olga Khoklova ile  ikincisi ise Jacqueline Roque ile gerçekleştirmiş ve sayısız metrese sahip olmuş. İlk eşinden bir oğlu, metreslerinden de üç çocuğu var.
Film, Françoise Gilot'in ağzından anlatılmasa adı Picasso'nun Kadınları olabilirmiş diye düşündüm. Belki de onun bu yönünü bilmediğim için çok şaşırdım ama Picasso bir kadın düşkünü, bunun da ötesinde kadınları kölesi gibi gören, hayatında olduğu kadına "ben, canım istediği zaman gelir, istediğim zaman giderim, istediğim kadınla birlikte olurum" diyebilecek kadar bencil, acımasız, aksi "ben akıllı kadın severim, her zaman değil tabii bazen aptalları da seviyorum" diyebilecek kadar da açık sözlü. Sanatçı kaprisi denilen şeye Picasso fazlasıyla sahip. Françoise ile beraber olduğu dönem biraz daha yaşlılık dönemlerine denk geldiği için midir bilmiyorum ama ben çok huysuz bir Picasso izledim. Zaten kendisinin de Françoise'a "senden haber alamayınca huysuzlaşıyorum ben" demesi bu tespitimi doğrular nitelikte. Daha en baştan, Picasso'yu bombardımana tuttum ama kadınlara karşı tavrını ne kadar sevmediysem sanatını da bir o kadar çok seviyorum. Filmi izlerken onun renklerine, çizgilerine, fırçasından çıkan her darbeye tekrar hayran oldum. Ağzında sigarasıyla hiç durmadan, yorulmadan saatlerce resim yapıyor, yorulmadın mı diye soran Françoise'a "ben çalışırken bedenimi dışarıda bırakıyorum" diyor. Kadınlar ona tutkun, o resme tutkun. Onun kadınları, onun için kavga ederken bile, o yine ağzında sigarası onların yanında sanki onlar yokmuşçasına resmini yapmaya devam ediyor. "Bir resim asla bitmez" diyor Picasso, "bittiği zaman o resim ölür". Françoise'ı resmederken "fırçayı tutan elimi bilmediğim bir güç yönetiyor, çizmeye çalıştığım şey başka bir şeye dönüşüyor" diyor çizdiği kadının bir çiçeğe dönüştüğü tablosuna bakarak. Françoise resim yaparken "resim öğretilemez, olunur. Picasso olmaya çalışma kendin ol" diyor. Resmini yaptığı kadınların "gözlerin kulaklarında, burnun ağzına olabilir" demesini kendi de kullanıyor kendine gülerek. Resmin dışında, eski metal parçalarından değişik objeler yaratıyor, seramik çalışmaları yapıyor, "kadın yapmak için, önce boynunu sıkmak gerekir" diyerek Fronçoise'a kadın yapmayı öğretiyor. Picasso rahat dursa mutlular aslında ama Françoise, Picasso'nun kuklası gibi, onun Tanrı'ya inanmadığını bildiği halde isteği üzerine onu ebediyen seveceğine yemin ediyor, "ben kusursuzum" lafı karşısında ona karşı çıksa da cevap verse de onun parmağındaki iplere bağlı gibi ve bu durumdan da şikayetçi değil ta ki Picasso'yu başka bir kadınla görene kadar. O, hiçbir zaman Picasso'nun diğer kadınları gibi savaşmadı, başka biriyle olduğunu öğrendiği zaman da aynı şeyi yaptı. Françoise hepsinden farklıydı, Picasso'yu terkeden tek kadındı. Picasso'yu da çok iyi tanımıştı. Picasso'nun yeni bir kadını gözüne kestirdiği zaman dışında asla kişiliğini değiştirmediğini, hayvan yavrularına bayıldığını ve kadınların gönlünü almak için onlara hayvan yavrusu gibi davrandığını çok iyi öğrenmişti. Hayatına her yeni kadın girdiğinde onun resimlerindeki gözle görülür değişimi biliyordu hatta bu sayede dönemlere bile ayrılmıştı onun resim hayatı. Hazır olduğunda o seni terkeder, ondan sonra da hiçbir şey yoktur diyen eski kadınlarından birine cevap bile vermedi Françoise, "kimse beni terkedemez" diyen Picasso'yu ona hayvan yavrusu gibi davranmasına fırsat bile vermeden terketti. Kafasından kanlar akan horoz resminde; kafası kesilmiş horoz Picasso, bıçak ise Françoise'dı. Picasso sadece terkedilmeyi kendine yediremedi ama yeni kadınını çoktan bulmuştu bence sanatı için de buna mecburdu. Belki, bu kadar kadınla birlikte olmasa resimleri bu kadar güzel olmazdı bile, hayatına giren kadınlar sayesinde yapıyordu o güzel resimlerini. Kadınlarını sevmişti elbet ama yeni bir yüz, farklı bir burun, değişik gözler gördüğünde hemen onları resmetmek isteğiyle onlarla birlikte oluyordu belki de ve bir resmin asla bitmeyeceğini söylediği gibi kadınları da resim gibi görerek hiçbir eski kadınıyla ilişkisini bitirmiyordu. Ve sonunda Françoise onu terketmiş olsa da her şeye rağmen Picasso onu güçlü bir kadın yaptığı için ona minnettardı...


4 yorum:

  1. çok güzel bir filmdi..bu arada ne kadar da ortak sanat zevkine sahibiz..yalnız olmadığımı bilmek güzel =)

    YanıtlaSil
  2. ben de mutlu oluyorum benimle ayni sanat zevklerine sahip kisileri gorunce cok tesekkur ederim :)

    YanıtlaSil
  3. cok guzel bir ozeti olmus filmin, bazen kendimi francoisein yerine koyuyorum, napardim bilemiyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkürler güzel yorumun için :)
      Françoise gerçekten çok güçlü bir kadınmış, Picasso karşısındaki davranışları her kadının yapabileceği cinstten değil

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...