2 Aralık 2011 Cuma

Bir Kadın, Bir Erkek: Düet ve Düello


Yazmak için çok geç kaldığım, arkadaşımda görüp ben de okumalıyım deyip peşinden günlerce koşup aldığım ve okuduğum kitap, nihayet paylaşacağım sizlerle.
Bu kitap farklı bir kitap, daha önce hiç böyle bir kitap okumamıştım. Bu farklılığın nedeninden sonra bahsedeceğim, önce gelelim konuya. Tam bir aşk kitabı, daha doğrusu aşka bakış açısı kitabı. Nilgün Belgün'ün ve Cengiz Özakıncı'nın gözünden yani bir kadınla bir erkeğin gözünden aşkın farklı halleri...
Sonra bahsedeceğim dedim ama böyle olmayacak gibi o yüzden baştan açıklıyorum. Kitabın yazılış amacı, Nilgun Belgün'ün aşkı günümüz gençliğine anlatma, öğretme isteği. Bu nedenle Cengiz Özakıncı ile görüşüp kitabın nasıl olacağı hakkında konuşuyorlar, bu sırada da aşktan bahsediyorlar, bir kadın ve bir erkek, ikisi de kendi bakış açısıyla yaklaşıyor bu büyülü olaya. Sonra bakıyorlar ki, bir sürü şey çıkmış ortaya hadi bunu kitap yapalım diyorlar yani bir kitabın yazılış serüveni bir anda kitaba dönüşüveriyor...

Şimdi, kitaptan aldığım notları paylaşmak istiyorum sizlerle.

Bir okuyucu, Cengiz Özakıncı'nın ülkenin bunca ciddi sorunu varken edebiyata ve aşka yönelmesini yadırgadığını bildiren bir yazı gönderiyor. Sonra Cengiz Özakıncı düşünüyor; oysa, sonuçta insanların mutlu olması için değil mi siyaset? Siyasetin amacı insanların özgürce aşık olabilecekleri bir düzen oluşturabilmek değil mi? ve şöyle yanıtlıyor okurunu; beyefendi, yaşamdan aşkı çıkarırsanız geriye siyaset bile kalmaz...

Nilgün Belgün yalan sevgilerden bahsediyor, mesajlaşarak ayrılıyor şimdiki sevgililer diyor, benim yüzüme buruk bir gülümseme yerleşiyor...

seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey
fakat artık ümit yetmiyor bana
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyor
                      Nazım Hikmet

Cengiz Özakıncı 70lerdeki aşkı öyle güzel anlatıyor ki, hem de Peynet'in çizgileriyle, kapıdan dışarı çıkıp bir trene atlayıp 70lere gidesi geliyor insanın o anda...
Peki siz Peynet'i tanır mısınız? Ben çok severim onu, aşkın çizeridir bence o. Genç kız ve genç erkek yoksuldurlar ama aşıktırlar birbirlerine ve yüzlerinden masumiyet, çocuksuluk akar...

hava, martılar, ışıklı şehir
sarhoş ediyor beni yosun kokusu
hilesiz kucaklamak istiyorum
dünyayı, şehri ve seni
dünyayı güzellik kurtaracak
bir insanı sevmekle başlayacak her şey
                                       Livaneli

Nilgün Belgün Sophia Loren, Cengiz Özakıncı Carlo Pointi...

Eski aşklardaki özveriden bahsediyorlar, ikisi de kendi hemcinsleri için en can alıcı örnekleri veriyor. Kral Edward'ın aşkı için tahtını bırakmasını en büyük fedakarlık olarak gösteren Cengiz Özakıncı'ya karşılık Nilgün Belgün, Simone Signaret'in kocası Yves Montand'ın kendisini Marliyn Monroe ile aldatması karşısında, bir gün nasıl olsa bu aşk bitecek kalıcı olan benim aşkımdır diyerek her şeyi kabullenme fedakarlığından bahsediyor.

Sonra aldatma konusuna geçiyorlar. Nilgün Belgün aldatma genlerinden bahsediyor. İnsanlarda adrenalini arttıran genlerin aynı zamanda aldatma eylemini de tetiklediğini düşünen görüşü savunuyor. Yani,
hızlı motosiklet kullandıran genle sadakatsizlik yaptıran gen aynı diyor. O an durup düşünüyorum; ben adrenalinden pek haz etmem hatta hiç sevmem, acaba ben çok mu sadakatliyim? Bir de, derste hocamın anlattığı şey geliyor aklıma; yapılan araştırmalarda kadınların eşlerini en çok menstrüasyon döngüsünün 14. günü yani ovulasyon döneminde aldattıkları ortaya çıkmış. Eşlerini ne kadar severlerse sevsinler hormonların etkisiyle, oluşturdukları yeni yumurtayı en verimli şekilde kullanabilmek için bir istekle dolup eşlerini aldatıyorlarmış. Aynı zamanda bu dönem, saçlarımızın ipek gibi, yüzümüzün pamuk gibi göründüğü, kendimizi en güzel, en iyi hissettiğimiz dönem. Yani kadınlar masum, her şey hormonlar nedeniyle, peki erkekelerin bahanesi ne?

Alain Delon ile Romy Schneider'ın biten aşklarını hatırlayıp hiç bir şeyin bitmiş bir aşktan daha soğuk olamayacağı konusunda anlaşıyorlar. Hatta, Nilgün Belgün aşkın son kullanma tarihi olduğunu bile savunuyor.

Kitapta Uğur Özakıncı'yı da anarak bir çok şiirine yer veriyorlar. Yarın Çok Geç Olabilir Sevgilim'den birkaç dize...

geçmiş bir zamandı kalabalıktık 
gelincik tarlalarında bahar çağrıları gibiydi yüzün 
hayra yorulmayacak düşler gibiydin 
bir ayeti ezberler gibi ezberliyordum yüzünü 
sen susuyordun 
kuşatılmış bir kent nasıl susarsa öyle 
elimi kolumu sallaya sallaya dolaştım senin o ıssız caddelerinde 
dilimde dinamitler patladı öyle doluydum ki 
uzatsam ellerim göğe değecekti sanki 

gökyüzüme dokunsan ağlayacaktın 
mavinin kaç tonu var bulutlardan öte 
ağladığın zaman anlayacaktın 

çığlık çığlığa sevişmeler gibiydin 
dağ koyaklarında eşkıya ateşleri gibi gizli 
ve namlu yatağında sabırsız bir mermi kadar gerçektin 
sendin 
senin ellerindi akdenizdi 
senin gözlerindi bir balıkçı teknesi gibi heyamolalarla geçip gitti 
sendin 
hiçliğimin ilk gecesiydin 

olmadık şarkılar dinliyorum şimdi 
en ölümcül intiharlar besteliyorum uykulardan uyanıp 
zaman zaman mavi yüzlü çocuklar adıyorum tarihe 
sonra susuyorum 
sonra mutlaka bir şiirle bağırıyorum seni 

bütün umutsuzluğumu 
bir mayın patlaması gibi gibi bin parçaya ayır 
yarın olsun 
sen ol 
gözlerin olsun 
ve hep olsun 
aşkın hiçliğimin önüne barikatlar kursun 
ne dersin 
yolundan dönebilir mi bu kurşun 

Gelmiş geçmiş bir sürü aşkı, aşkla ilgili tüm kitapları, filmleri şarkıları, insanları, eski aşkları, şimdiki aşkları konuşuyorlar. Cengiz  Özakıncı erkekleri savunuyor, Nilgün Belgün kadınları... Ama ortak bir sonuca varıyorlar; "aşk, ikinci kez aynı kişiyle yaşanamaz. Büyülenmek, bir şeyi gözde olduğundan daha büyük görmektir, aşk bir büyüdür."

Ve kitabın son sayfaları; kız kulesinde yemekteler, Nilgün Belgün'ün yeni kitabının nasıl olacağını konuşurken Nilgün Belgün'ün aklına bir anda bu kitabı birlikte yazma fikri geliyor, "ben kadın olarak olarak kendi bakışımı; siz erkek olarak kendi bakışınızı koyun ortaya" diyor ve böylece güldürü oyunlarıyla tanınan Nilgün Belgün ve emperyalizme karşı yazılarıyla tanınan Cengiz Özakıncı oturup birlikte aşkı irdeleyen bir kitap yazıyorlar ve o anda kitabın adını da koyuyorlar; Bir Erkek, Bir Kadın: Düet ve Düello

Son olarak, ayol çok sevdim ben bu kitabı siz de mutlaka okuyun demek istiyorum Nilgün Belgünvari :) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...