31 Aralık 2012 Pazartesi

Mutlu Yıllar


Çok güzel bir yılı geride bırakırken yeni yıldan dileğim herkese mutluluk, sağlık, huzur, başarı, şans ve bütün güzellikleri beraberinde getirmesi.
Güzel bir yıl geçirmemiz dileğiyle, herkese mutlu yıllaaar!

30 Aralık 2012 Pazar

Her Mevsim Sanat

Herkese merhabalar. Çok ani gelişen bir sergi sebebiyle, hafta sonu yine yollara düştüm ve bu sefer soluğu Bolu'da aldım. Geçen hafta haberini aldığımız ve bir hafta içinde apar topar bir şekilde hazırlandığımız sergimizin açılışını cumartesi günü gerçekleştik. Sergimiz, hocamız Mustafa Aladağ'ın resimleri ve benim de aralarında bulunduğum  atölyemizin öğrencilerinin resimlerinden oluşuyor. Sizlerin beğenisine sunduğumuz resimlerimizi, 6 Ocak tarihine kadar Highway Alışveriş Merkezi'nde görebilirsiniz.
















Pazar günü ise hocam, ben ve bir diğer atölye arkadaşımızla birlikte canlı performans gerçekleştirerek herkesin karşısında üç saat içinde aşağıda görmüş olduğunuz resimleri yaptık.






Bu benim ilk canlı performansımdı. Çokça heyecan doluydum ama resmi yaptıkça etrafımda beni izleyen insanların varlığını unuttum ve heyecanımı bir kenara bıraktım. Ilık renklerle bezenmiş gelincikler benim eserim, umarım beğenmişinizdir.
Hem sergiye hem de canlı performansa olan ilgi oldukça fazlaydı, herkese çok teşekkür ediyoruz.
Ve buradan tüm Bolulular'ı ve yolu Highway'den geçen herkesi sergimizi gezmeye davet ediyoruz.
Nasıl olsa, her mevsim sanat...

28 Aralık 2012 Cuma

Yeni Yıl Kartlarım


Günlerdir beni karşılayan posta kutumdaki mutluluklar...
 Her biri farklı yerlerden, hiç tanımadığım kişilerden...
İyi dileklerle süslenip bana yollanan ve sevgi kokan...
Güzellikleriyle beni kendilerine hayran bırakan kartlar...

Yeni yıl kartpostallaşması etkinliği kapsamında bana yollamış olduğunuz bu güzel kartlar için hepinize çok teşekkür ediyorum. O yılbaşı ağacına da ayrıca bayıldığımı belirtmeden geçemeyeceğim.
Herkese mutlu kartpostallaşmalar 
:)

27 Aralık 2012 Perşembe

Tuvalimdeki Çiçekler


Bugün Ankara'da baharı hatırlatan bir hava...
Tepede bir güneş; yalancı, ısıtmayan ama insana mutluluk veren...
Bu hafta tuvalimde çiçekler; güne yaraşır, renk renk, içimi ısıtan...

23 Aralık 2012 Pazar

Dolores Claiborne


Keyifli bir pazar günümü daha da güzelleştiren oyun, Dolores Claiborne...
O kadar hevesliyim ki anlatmaya, bu yüzden kelimelerimi toparlayamamaktan korkuyorum ama tek bir sözle özetlemem gerekirse; harika bir oyun!

Dolores Claiborne, Stephen King'in 1992 yılında yayımladığı psikolojik gerilim romanı. 1995 yılında aynı isimle beyaz perdeye de uyarlanmış. Ve hikayede 20 yıl sonra çözülen Dolores'in sırrı, kitabın yayımından tam da 20 yıl sonra tiyatroseverlerin karşısında.

Gerilim kitaplarına hiç ilgim yoktur, gerilim filmlerini de pek haz etmem ama tiyatroya gelince iş değişiyor; ben sahnede gerilim oyunları izlemeyi fazlasıyla seviyorum.


Oyuna adını veren Dolores Claiborne, Little Tall adasında küçük bir kasabada yaşayan, severek hayatını birleştirdiği alkolik bir kocaya sahip ve belki de hayatındaki tek değerli varlığı kızı olan bir kadındır.
Oyun, hizmetçiliğini yaptığı Vera adında tam anlamıyla cadı bir kadının ölümüyle suçlandığı sorgu odasında başlar. 


Dolores, kendini savunurken hikayenin en başına gider ve ayyaş kocasından yediği o ilk dayağı anlatır. Belki de her şeyin bir başlangıcıdır bu dayak. 


Ayyaş ve saldırgan bir kocanın ötesinde aynı zamanda kızına karşı cinsel dürtüler besleyen sapkın bir adamdır Joe.
Masum bir kadını cadılaştıran, yaşanılan her şeyin sorumlusu olan iğrenç bir insan.
Oyunu izlerken ondan nefret etmemeniz elde bile değil. Oyunun her sahnesini o kadar hissederek izledim ki, oyun bittiğinde bu adamı alkışlamak bile gelmedi içimden.



Vera, çok ilgisiz gibi görünmesine rağmen aslında Dolores ile aynı kaderi paylaşan bir kadındır. Dolores'in kendini savunurken bir bir ortaya döktüğü gerçekler, bu kadını öldürmediğinin bir kanıtıdır.


Olaylar aydınlanırken, 20 yıl önce güneş tutulmasının olduğu gece bir kuyuya düşerek ölen Joe'nun da katili ortaya çıkar.


Dolores ve kızı Selana'nın tek kurtuluş yolu anlatılır aslında bize bu olaylar içinde ve 
bir annenin çocuğuna duyduğu sevginin en öldürücü sevgi olduğu...


Oyun harika müzikleriyle, ilginç sahne tasarımıyla ve tabii ki şahane oyuncu performanslarıyla tam anlamıyla soluk soluğa bir oyun. Dolores, Fulya Koçak'a diyecek laf yok alkışların en kuvvetlisini hakkediyor. Joe, Tolga Tuncer de o nefreti bana hissettirdiğine göre ne kadar başarılı olduğunu siz düşünün. Vera, Serap Sağlar da tam yerinde bir karakter, gerçekten çok başarılı. Ama, yıllar önce Aşk-ı Memnu oyununda izlediğim Selena'yı canlandıran Deniz Gökçe Kayhan, hepsinden ayrı olarak beni kendine hayran bıraktı.


Oyun beni o kadar etkiledi ki,  şu an hislerimi ifade etmekte zorlanıyorum ve yazmakta en çok zorlandığım oyun olduğunu da itiraf etmek istiyorum.

Oyunun bu kadar güçlü olmasını nedenleri arasında tabii ki bir Stephen King kalemi olmasının önemi var. Ayrıca sevgili Sinemis Candemir'in ilk çevirisi olma niteliği taşıması da oldukça dikkat çekici.


Bazen cadı olmak gerekir hayatta, bazen başkalarını düşünmemek ve sadece kendimizi düşünmek, bazen kadını gücünü göstermek gerekir.
Vera'nın da dediği gibi, sonunda bu dünyaya dayanabilenler en esaslı cadılar oluyor aslında.
Herkese iyi seyirler...

21 Aralık 2012 Cuma

Big Baker


Günlerdir yazacağım yazamıyorum. 
Şimdi böyle bir giriş yapınca, çok çok beğendiğim bir yerden bahsedeceğimi sanmayın. 
Bahçelievler, 2. Cadde'deki Big Baker'ın önünden her geçişimde, hoş ambiyansına aldanarak bir gün gideyim de şurada yemek yiyeyim diye içimden geçirirdim.
İki hafta önce bir konferans arasında arkadaşlarla birlikte haydi bir deneyelim diyerek nihayet soluğu Big Baker'da aldık.


Hoş bir ortama sahip olan Big Baker, benim anladığım üzere burger ağırlıklı bir bistro.
Menüsünü çok ayrıntılı inceleme fırsatı bulamasam da, aldığım duyumlara göre müşterilerine İtalyan mutfağından da tatlar sunuyorlar.
Ağırlıklı bir burger konsepti hissettiğim için, hiç tereddütsüz bir cheese burger istedim. Yanındaki patates kızartması ve masada yer alan çeşit çeşit sos için bulunan ufak kapla tepsi içerisindeki sunumları oldukça hoş.



Görüntü böyle güzel, fakat iş bu kocaman burgerleri yemeye gelince işte bu konuda çok mustaribim.
Hem ekmeği hem de etiyle çok fazla olması sebebiyle, ben bu burgerleri yemekte çok zorlandım. Sürekli akan sosları ve ağzımı silmekten yediğimden de bir tat alamadım maalesef.
Belki ben bu tarz yemekleri çok fazla sevmediğimden yani bu işin pek ustası olmadığımdan zorluk yaşamış ve yemek yeme keyfimi eziyete dönüştürmüş olabilirim.
Eminim ki, burger çılgınları hiç zorlanmadan büyük bir iştah ve zevkle mideye indireceklerdir bu koca burgerleri.
Tamamen kötü bir fikir beyan etmeden önce bir dahaki sefere başka bir lezzetin tadına bakıp ondan sonra mekan hakkında iyi ya da kötü  bir karara varmak istiyorum.
Ama yine de, lezzetiyle birbirine uyuşmayan insanı yanıltabilecek hoş bir ortamı olduğunu düşünüyorum.
Benim gibi, hamburgerle çok arası olmayan okurlarıma başka bir seçimde bulunmalarını tavsiye ediyor, o da bir şey mi ben bunun iki katlısını bir ısırışta mideye indiririm diyen okurlarımın karşısında da saygıyla eğilerek hepinize afiyetler diliyorum.
İştahınızı her daim açık olsun efendim...

16 Aralık 2012 Pazar

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu


Bu aralar maalesef pek kitap okuyamıyorum.
Kasım ayının son kitabı Peyami Safa'dan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu oldu.
Klasikleri okumak lazım ama sıkılmadan.
Safa'nın dilini kendime yakın bulsam da hikaye nedeniyle sıkıldığımı itiraf etmem gerekiyor.
Yalnız ve hasta bir çocuk, umutsuz bir aşk, hastane duvarlarındaki hıçkırıklar...

İçimde garip bir karıncalanma halinde bir takım iniltiler, mırıltılar, şekilsiz gölgeler...

Altta 106. baskısı gözüken kitap ise Zezé'nin hikayesi. Kitaplara kendimi veremediğim zamanlarda olduğu gibi yine döndüm çocukluğuma ve bu sefer sarıldım Şeker Portakalı'na...

14 Aralık 2012 Cuma

Günün Kartpostalları


Bir Postcrossing kullanıcısı olarak çok özel bir anlamı olmadığı sürece kendim için pek kartpostal almam. Aldığım kartpostalların hepsini başka başka yerlerdeki hiç tanımadığım kartpostal tutkunları için yazar ve postalarım.
Bir kutuda bana gelen kartpostallar, diğer bir kutuda ise gönderilmeyi bekleyen kartpostallar kitaplığımı süsler. Fakat bu sıralar, gönderilecek kartpostallarımın sayısı epeyce azalmış. Önümde de büyük bir istekle katıldığım sevgili Banu'nun yeni yıl kartpostallaşma etkinliği olduğu için bugün gittim ve yeni kartpostallar aldım.
Şimdi bu hafta sonu oturulup hepsi birer birer iyi dileklerimle süslenecek ve ardından sahiplerine ulaştırılmayı beklemeye koyulacaklar.
Bana gelecek olan kartpostalları da sabırsızlıkla beklediğimi belirtmeden geçemeyeceğim.
Tüm kartpostal sevenlere ve herkese mutlu bir hafta sonu dilerim...

12 Aralık 2012 Çarşamba

Haftanın Resimleri



Katalog çalışması için siyah boya kullanmaya ve dumanlar yapmaya devam. 
Beni zorlayan ve aylar sonra nihayet biten iki trenim daha sizlerle.


9 Aralık 2012 Pazar

Guangzhou Wuyang


Herkese merhaba. 
Bu sefer size bir mekandan bahsedeceğim. 
Guangzhou Wuyang, benim Ankara'daki en favori mekanlarımdan. Bana göre, Ankara'nın en iyi Çin restoranı burası.
Yemek yemeyi seven ve Çin yemeğine epey meraklı olarak, bu mekanın yemeklerini büyük bir iştahla yiyorum.
Tunalı Bestekar sokaktaki bu küçücük yeri, sanırım 2008 yılının bir sonbahar ayında keşfetmiştim ve ilk günden favori mekanım haline gelmişti. Sıkça gidip büyük bir zevkle güzel lezzetlerin tadını çıkarır olmuştum.


Peki burada en çok ne yersiniz, neleri seversiniz diye sorarsanız buyurun efendim;


Başlangıçta servis edilen bu tıkır tıkır hamurların adını bilmiyorum ama tadına doyamıyorum. Sol taraftaki tatlı ekşi sosla da harika gidiyor. Diğer sos ise biberli sos ama ben bu sosu tatlı ekşi sos kadar çok sevmiyorum.


Çin yemeği deyince çoğumuzun aklına ilk olarak sushi geliyor. Ben bu mutfağın tavuk ve et yemeklerinin hayranı olsam da tabii sushinin de yeri ayrı.
Bizim en çok tercih ettiğimiz, fotoğrafta görmüş olduğunuz California Roll. İçinde avakado, yengeç, karides ve salatalık bulunuyor. 
Yan taraftaki sos içindeki yeşil ot ise, wasabi. Çok çok acı olan bu ezmeyi ben yemeye pek cesaret edemiyorum.
Sushiyi chopstickle yani çubuklarla yemeniz gerekiyor ama maalesef ben bu konuda çok yeteneksizim :(


Ve gelelim ana yemeğe. Çok çeşitli bir menüye sahip olan Guangzhou Wuyang, bir hoşluk yapıyor ve müşterilerine özel tekliflerde bulunuyor. Böylece aynı serviste birkaç lezzetin tadına bakmış oluyorsunuz ve bu durum cebiniz için de daha karlı bir hale gelmiş oluyor.
Geçmiş yıllarda belli saatler içinde geçerli olan bu tekliflerin artık günün her saati geçerli hale geldiğini öğrenince çok sevindik ve tercihimizi bu özel tekliflerden yana kullandık.



Bu özel menülerin hepsinde bir çorba bulunuyor.
Biz de öncelikle, acılı ekşili çorbayla başladık yemeğimize. İçine çeşit çeşit sebzeler koyuyorlar. Sosu nedeniyle epeyce acı ama inanın çok lezzetli. Annem böyle bir çorba yapsa dönüp yüzüne bakmam herhalde ama ben bu çorbaya bayılıyorum :)


Ana yemeğe geldiğimizde, ben tercihimi çoğu zaman olduğu gibi tatlı ve ekşi tavuktan yana kullandım. Yanında da pilav ve meşhur Çin böreği. Tatlı ve tuzlu şeyleri bir arada yemeyi seven biri olarak tatlı ekşi sos tam da benim damak tadıma hitap ediyor. Tavuklar da pofidik pofidik ve hafif çıtırca ama beni cezbeden şey tamamen sosu. Zaten bana göre Çin mutfağının en güzel yanı ve yemeklerini bu kadar iştahla yememizi sağlayan şey, çok lezzetli soslara sahip olması.


Fıstık dilimli kuzu eti bir diğer seçenek. Et yemekleri de tavuk yemekleri kadar lezzetli ama ben çok fazla et sevmeyen biri olduğum için favorim her zaman tavuk yemekleri.

Bu yemeklerin yanında size ekmek ikram etmiyorlar. Çünkü ekmek tüketimi Çin kültüründe yok. Tüm karbonhidrat ihtiyaçlarını pirinçten karşılıyorlar ve belki de bu yüzden bu kadar iştah açıcı lezzetlere sahip olmalarına rağmen kilolu bir toplum değiller.
Ben de kahvaltı dışında ekmek tüketmeyen bir insan olduğum için bu durum beni rahatsız etmiyor :)

Bu yemeklerin yanında ne içilir derseniz, açıkçası özel içeceklerini ben de bilmiyorum. Eskiden, yemek boyunca iki kişi için yaklaşık iki litre suyu garsonlar bardaklarınız boşaldıkça tekrar dolduruyorlardı ve biz de böyle bir alışkanlıkları olduğunu düşünüyorduk ama bu sefer böyle bir durumla karşılaşmadık :)
Garson demişken, bu mekanın işletmecileri eskiden tamamen yabancıydı. Çinli diyemiyorum çünkü Kore mutfağından da yemekler sundukları için belki içlerinde Koreliler de olabilir. Bu sefer Türk garsonlar da vardı ama asıl mekan sahipleri Çinli. Yemeğinizi yerken her daim Çince konuşmaları duyabilirsiniz. 

Ayrıca tamamen Çin esintili ortamda, yemeğinizi afiyetle yerken size yine bu yöreye özgü harika dinlendirici müzikler eşlik ediyor.


Ve sadede gelirsek, size anlatırken bile ağzımın sulandığınını eminim farketmişinizdir :) Bu nedenle Guangzhou Wuyang'ta hoş bir yemek yemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Hem karnınız doyacaktır hem de ruhunuz. Hele bir de dışarıda yağmurlu bir hava varsa romantizm ve mutluluk da içinize işleyecek demektir :)
Herkese şimdiden afiyet olsun...

8 Aralık 2012 Cumartesi

Mutluluk Asla Yalnız Gelmez


Uzun zamandır sinemaya gitmiyordum. Sinemadan ziyade tiyatroyu seven bir insan olsam da sinemada film izlemek de her zaman zevkli olmuştur benim için hele bir de film güzelse değmeyin keyfime...
Geçen hafta sonu haydi bir film izleyelim dedik ve soluğu sinemada aldık. Seçimimizi de Mutluluk Asla Yalnız Gelmez filminden yana kulandık.



Film tam da sevgilinizle birlikte izleyeceğiniz, boş bir pazar gününü keyifli hale getirecek, hoş bir romantik komedi filmi.
Bu tarz filmlerden çok bir beklentiniz olmaz, kafanızı yormaz ve güzel vakit geçirmenizi sağlar ama kötü olursa gerçekten izlenilesi olmaz ve hiç zevk vermez.
Bu film ise, tüm sahneleriyle o kadar keyifli ki güzel vakit geçireceğinizi garanti edebilirim.


Ufaktan filmin konusundan bahsetmem gerekirse; filmimiz, sadece anın tadını çıkarma felsefesini benimsemiş, geceleri bir kulüpte çalan, henüz büyümemiş, çapkın bir piyanistle bu kişiliğe tamamen zıt olan üç çocuk sahibi, iki eski kocalı, kariyer sahibi, sorumluluklarının bilincinde olgun bir kadının tüm bu farklılıklara rağmen yaşadıkları aşkı anlatıyor. 


Hayatı umursamayan, zora gelemeyen bir adamın böyle bir kadın ve onun çocuklarıyla bir hayat yaşaması zor gibi gözükse de tahmin edebileceğiniz gibi olaylar çok güzel ilerliyor ve mutlu bir aile tablosu çıkıyor ortaya.


Tabii eski koca ve yakın arkadaş faktörleriyle de hikayeye bir heyecan geliyor ve bu tutkulu çiftin aşkları sınanıyor. Ama kazanan aşk oluyor.


Yakışıklı piyanistin parmaklarından süzülen melodilerle, kadın karakterin muhteşem güzelliği ve Fransız yapımı filmin Paris esintilerini izleyiciye hissettirmesiyle yüzünüzü güldüren, kalbinize dokunan hoş anlar çıkıyor ortaya.

Mutluluğun asla yalnız gelmediğini çok tatlı bir şekilde anlatan bu filmi biz çok sevdik ve izlerken çok keyif aldık.

Siz de, plansız bir pazar gününüzü keyifli hale getirmek isterseniz tercihinizi bu filmden yana kullanabilirsiniz.
Hepinize iyi seyirler dileyerek fragmanıyla baş başa bırakıyorum sizleri...





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...