27 Ocak 2012 Cuma

Before Sunrise

Bugün en sevdiğim iki filmi yine art arda izledim ve yine yüzüme ve içime ılık bir gülümseme yerleşti.
Baştan belirteyim ki, bir dolu övgüyle anlatacağım bu iki filmi. Çünkü her ikisi de benim en sevdiğim filmler.


Before Sunrise, 1995 yılında tren yolculuğu sırasında tanışan Celine ve Jesse'nin havanın kararmasından gün doğumuna kadar geçirdikleri tek gecenin inanılmaz güzel hikayesi. Celine, yüksek lisans öğrencisi, yaşama karşı duyarlı, kültürlü, zeki, 23 yaşında bir Fransız kızı. Celine'ne çok beğendiğim Fransız oyuncu Julie Delpy, tüm masumiyetiyle can veriyor. Jesse ise, hayata karşı daha alaycı olan, espritüel bir Amerikan erkeği, onu da bundan tam 17 yıl önceki toyluğu ve yakışıklılığıyla yine çok beğendiğim oyuncu Ethan Hawke canlandırıyor.


Celine Budapeşte'deki büyükannesini ziyaret etmiş ve Fransa'ya geri dönmek için Budapeşte Fransa trenindedir. Jesse ise, İspanya tatilinin ardından Viyana'dan kalkacak Amerika uçağına binmek için bu trendedir. Trendeki bir çiftin tartışması üzerine tesadüfen tanışırlar ve konuşmaya başlarlar. İkisi de çok çok gençtir ve o gençliğin dertleriyle ilgili tatlı tatlı bir sohbet geçer aralarında. Kısacık sürede oldukça farklı konulardan bahsederler. Tren Viyana'ya geldiğinde Jesse inecektir ve bu hoş sohbet burada son bulacaktır ama Jesse trenden ineceği sırada, ertesi gün uçağa bineceğini ve hiç parası olmadığı için sabaha kadar Viyana caddelerinde dolaşacağını söyleyip Celine'nin de kendisine eşlik etmesini ister. Bu teklifi yaparken Jesse, o kadar tatlı o kadar şirindir ki, Celine teklifi kabul eder ve Viyana'da trenden birlikte inerler. O andan itibaren Viyana sokaklarında hiç unutamayacakları bir gece geçirirler. Çekingen çekingen, utangaçça şehri gezerek sohbet ederler. Jesse'nin Celine'e aşık olduğu tüm hareketlerinden, yüzündeki tatlı mimiklerden, gözünü bir an bile ondan ayırmamasından bellidir. Celine'nin de ona aşık olduğu tüm masumiyetinden, o dupduru güzelliğinden okunur.





Gittikleri plakçıda bu şarkıyı dinleyerek romantizmin en tatlı, en utangaç anlarını yaşarlar ve ben bu şarkıyı o kadar çok severim ki, şu an hala cep telefonum bu şarkıyla çalmakta.


Onlar sohbet ederken sadece değişen mekanlarla ilerliyor film, tam bir diyolog filmi. Yaşlarının getirdiği zorluklardan, yaşadıkları sorunlara, çocukluklarına, hayallerine ve hedeflerine kadar bir çok konuda duygu ve düşüncelerini paylaşıp gezinerek izleyicilere de Viyana sokaklarında hoş anlar yaşatıyorlar.
Zaman ilerledikçe, birbirlerinden ayrılacakları anın korkusu sarıyor ikisini de, o an geldiğinde zor olmasın diye  önceden vedalaşıyorlar birbirleriyle ve hiç ayrılmayacaksına devam ediyorlar sokaklarda dolanmaya, dans edip eğlenmeye, birlikte oldukları her anın tadını çıkarmaya. Falcı yaşlı kadın, şarapçı şair, sokak dansçısı kız, her biri eşlik ediyor bu güzel çiftin en romantik anlarına ve onlar tüm bu büyüyü bozmamak için birbirlerine söz veriyorlar. Büyükler gibi davranacaklar; aramak yok, yazışmak yok, beklemek yok, bir daha görüşmek yok bu onların romantik tek gecesi. 




Ve bu romantik gece, bir parkta çimenlerin üstünde bir şarap ve iki kadehle ve tabii ki yeryüzünün en güzel çiftiyle yerini sabaha bırakır. Artık veda vakti gelmiştir, Celine trene binip Fransa'ya gidecek, Jesse'i de uçağa binip Amerika'ya dönecektir. İstasyonda hüzünlü gözlerle son kez sarılırlar birbirlerine ve o anda başından beri hiç istemeyerek birbirlerine verdikleri o sözün ne kadar saçma olduğunu söylerler. İlk başta 5 yıl, sonra 1 yıl ve son olarak 6 ay sonrada karar kıldıkları yine bu istasyonda buluşma sözü verirler birbirlerine. Ve Celine trene biner Jesee istasyondan ayrılır. Gece gezdikleri her yerin şu an onlarsız boş halinden görüntülerle son bulur film ve benim de yüzüme garip bir gülümseme yerleşir.
Hollywood filmlerinin şaşaası yok bu filmde, ne kıyafetler ne de pahalı mekanlar. Viyana'nın güzel manzarası eşliğinde, üzerlerindeki tek bir kıyafetle ve bol bol sohbetle bu iki aşık genç romantizmin en güzel anlarını yaşatıyor size.
Film bittikten sonra acaba buluştular mı soruları dolaşıyor insanın beyninde. Bu sorunun cevabı için de, bundan 9 yıl sonra çekilmiş Before Sunset'i izlemeniz gerekiyor. Ben yine her zamanki gibi art arda izledim, yazının devamında da ikinci filmden bahsetmek istiyordum, yaptığım girişten de anlamışınızdır ama şimdi bu filmin büyüsünü bozacağımı düşündüm. O nedenle, Before Sunset'i birkaç gün sonra yazmaya karar verdim. 
Eğer romantik filmleri seviyorsanız mutlaka bu filmi izleyin, onların aşkına aşık olacaksınız. Ayrıca, July Delpy ve Ethan Hawke o kadar başarılar ki, yaşadıkları her duyguyu size geçiriyorlar, ruhumda bıraktıkları o güzel tat için kocaman kocaman alkışlıyorum onları tüm kalbimle...


8 yorum:

  1. bu iki filmi de çok merak edip indirdiğimden yazının tamamını okumadım ama izlicem n kısa sürede :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Miacım eminim çok seveceksin en kısa sürede izle
      galiba bu filmin her şeyini yazdım ama ikincisini daha üstü kapalı anlatacağım :)

      Sil
  2. nefis film bu çok severim bende.

    julie delpy nin başka filmlerini de izle bak.
    özellikle blanc.
    bi de bleu ve rouge var.
    bleu fetiş filmim.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tamamdır deeptone, izleyeceğim :)

      Sil
  3. merak ettim şimdi:) izlemek lazım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. eminim beğeneceksin çalıkuşu :)

      Sil
  4. ikisini d eizledim geçen ay ve bayıldım! before midnihgt çıkmış bir de!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yazdığım zaman izleyeceğim demişin sözünü tutup izlemişsin Miacım :)
      ben hala Before Sunset'i yazmadığımı farkettim bu arada :)
      Evet midnight da çıkmış izlemek lazım :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...