25 Şubat 2012 Cumartesi

George Dandin


Bugün, George Dandin'in hikayesini izlemek üzere Küçük Tiyatro'ya gittim. En eski sahnelerden olan Küçük Tiyatro'yu hep sevmişimdir, çok büyük değildir ama klasik tasarımıyla gönlümü kazanmayı başarır. Salona girdiğimde, yine perdesiz bir sahneyle, oyundan önce dekoru uzun uzun izleme şansını buldum. Hemen belirteyim ki, dekoru izleme fırsatı sunmasına rağmen ben perdesiz oyunları pek sevmiyorum. Tiyatro deyince insanın aklına ilk gelen perde; kıpkırmızı kadifeden, arkasında sakladığı gizli dünyayla insanı heyecana sokan, yavaş yavaş açılmasıyla merakları gideren, şiddetli alkış sesleriyle kapanan büyülü kumaş... Ama son zamanlarda çoğu oyunda perde kullanılmıyor, salona girer girmez dekorla karşılaşıyorsunuz. Bazı oyunların dekorları gereği perde kullanılmıyor bunun farkındayım ama ne bileyim sanki yavaş yavaş perde kalkıyor tiyatrodan. Bu eskiden garip gelirdi ve hoşuma giderdi ama artık perdeli sahneleri özlüyorum. 
Neyse, dönelim oyunumuza, dekordan bahsediyordum. Evet, çok cici bir dekoru var bu oyunun. Kafesteki kuşlar, horozlar; duvarlara asılı sarımsaklar, mısırlar, kuru biberler; sepetlerdeki elmalar, üzümler; su testileri ve çiçekler... Oyunun ikinci perdesine kadar burasının bir mutfak olduğunu düşünmüştüm ama daha sonra anlıyorsunuz ki burası evin dışı; bahçe ya da avlu gibi bir yer. Böyle güzel objelerin kullanılmasına rağmen oyuncuların dekoru kullanımı sürekli soru işareti bıraktı bende; bir kapıdan dolanıyorlar bir direkt ortadan giriyorlar, madem öyle giriliyor kapıyı neden dolanıyorsunuz diye düşünmeden edemedim. Ayrıca, rollerini bitirdikten sonra oyuncuların sahnenin yan tarafında oturmasının anlamını da çözemedim. Kendi evlerindeler, işlerindeler güçlerindeler diyeceğim ama o zaman neden sahnedeki oyuncuyu izleyip gülüyorlar. Dekorun arkasındaki o koca beyaz perde de gözüme çok itici geldi kendi kendime acaba hangi renk olabilir diye düşünürken ikinci perde mavi ışıklar ve bulut figürleriyle gece ambiyansını yaratıp oyuna dahil olmasıyla nedenini anlamış oldum.


Konudan hiç bahsetmeden eleştirilerimle başladım yazıma ama cidden oyun boyunca aklıma takılan konulardı bunlar. Konuya gelecek olursak; belki kitabını okuyanlar biliyordur, Moliére'in bundan üç asır önce yazdığı eserlerinden biri George Dandin. George Dandin adında zengin bir köylünün asil bir ailenin kızıyla evlenmesi sonucu, davul bile dengi dengine, sözünü; karısının kendisini aldatması ve George Dandin'in bu durumu karısının asilzade ailesine ispat etmeye çalışma sürecini Moliére'in kendine has tarzıyla komik bir şekilde anlatır.


Angelique yani George'un karısı, kocasının onu aldattığını bildiğinin farkındadır ama bu onun hiç umrunda değildir.Onun tek endişesi, iffetleriyle ünlü asil anne babasının bu durumu öğrenmesidir. Bu durumu öğrenmemeleri için Hizmetçi Claudine'in de yardımlarıyla binbir türlü oyunlar oynar. Aynı şekilde George Dandin de ailesinin öğrenmesi için oyunlar oynar ve entrika dolu komiklikler çıkar ortaya.
İlk perde çok yavaş ilerliyor, temposu oldukça düşük, sıkıldığımı itiraf edebilirim ama ikinci perdede ilkinin aksine tempo hiç düşmüyor ve bol bol güldürüp eğlendiriyorlar. Ayrıca ikinci perdede oyunun interaktifliği artıyor. Seyirciyi oyuna dahil etmek için küçük küçük ricalar oyunu renklendiriyor. Tiyatrodaki böyle durumları çok seviyorum hele bir de oyuna dahil ettikleri kişi bensem, bu sefer benim başıma gelmedi ama oyundaki tüm alkışları başlatan kişi ben oldum, ilk benim alkışımı duydu sahne ve ardından herkes benim ellerimin sesine katıldı itiraf edeyim bu durumu da çok seviyorum :)


İlk perdede sıkılmama rağmen George Dandin'i canlandıran Bülent Çiftçi'nin o tok sesi, mimikleri, gözlerini kocaman açışı ve harika oyunculuğu tüm oyuna hakim. Karısını canlandıran Zeynep Yasa'yı ilk olarak Narnia Günlükleri'nde izlemiştim, orada da çok beğenmiştim ama bu oyunda tamamen farklı bir rolle büyük beğenimi kazandı, gerçekten başarılı bir oyuncu ve tabii ki Lubin rolündeki Gürkan Görbil; şapşal, sakar, sarhoş, komik rolünü öylesine güzel canlandırıyor ki hayran kalmamak elde değil. Ayrıca  kostümleri de çok beğendim; hanımların elbiseleri, ayakkabıları; beylerin ceketleri hoşuma gitti.


Bu sezon prömiyerini yapan oyun, izleyenler tarafından pek beğenilmeyen ve eleştirilen bir oyun. Evet bahsettiğim gibi benim de eleştirilerim oldu oyuna dair ve evet başlangıçta çok yavaş ve sıkıcı bir şekilde ilerleyen bir oyun ama ikinci perde gayet keyifli ve güzel bir sonla bitiyor. Oyunun düşük temposuna rağmen oyuncular da çok başarılı, her şeyden önce emeklerine sağlık. Son sözüm, izlemeye değer. Herkese tiyatro dolu günleri diliyorum...

13 yorum:

  1. iki oyunu da izlemedim. hımmm önce narniayı izlemeliyim.
    :)

    YanıtlaSil
  2. istanbul ankara izmir arasında çalışıyorum. üç şehirdeyim yani iş gereği hareket halindeyim üçü arasında.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ee güzelmiş bu durum :)
      ben senin İstanbullu olduğunu düşünerek İstanbul Devlet Tiyatrolarından oyun önerecektim neyse ama yine söyleyeyim de İstanbul'da olduğunda gidersin belki :)
      Profesyonel ve Vahşet Tanrısı, harika oyunlar ikisini de geçen yıl turneye geldiklerinde izlemiştim umarım yine gelirler de bir daha izlerim :)

      Sil
  3. peki.
    :)
    sen de rembrandt'a gel.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ya biliyor musun çok istiyorum İstanbul'a gideyim de bir oyun izleyeyim...

      Sil
  4. rembrandt ve vermeer sergisi var bi de.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet haberim var hatta bir de dijital Van Gogh sergisi var
      bak iyice koydum aklıma kesin gelicem :)

      Sil
  5. :) inan bana bu üçüncü denemem internetin azizliğinden bir türlü gönderemedim yorumumu,
    oyunu izleyenlerin bir çoğu sahnesi ve repliği olmayan oyuncuların sahne içinde kalmalarını yadırgamış ve gördüğüm kadarıyla temposu senin de dikkatini çekmiş, ancak ben daha ziyade başka bir konuyu merak ediyorum izlediğim zaman yorumlarını yazdığım yazıda da paylaşmıştım; 1.perdenin sonunda gün sabaha dönerken arkadan bir ezanı çağırıştıran bir ses duyduk gibi geldi bir yanılsama mıydı başka bir şey mi kaçırdık anlayamadım o nedenle sormak istedi böyle bir şeyle karşılaştınız mı? Bu arada ikisi bir arada olsun üsteki post için de yapmış olduğun kelebeğe bayıldım ellerine sağlık imrenmedim desem yalan olur, postcrossing ile ilgili bir fikirlerini ve prosedürleri de danışmak istiyorum mail adresin varsa oradan da iletişim kurabilirim burası zor olursa
    sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. senin yazını okumuştum oyunu izlemeden önce ama ben duymadım azan sesi ya da dikkat etmedim hatta oyundan sonra yazını tekrar okuyup aa buna dikkat etcektim dedim kendi kendime :) ama olabilir bahsettiğim gibi çok eksiklikler vardı bence oyunda
      kelebek yorumun için de çok teşekkür ediyorum :)
      postcrossingle ilgili tüm sorularını yanıtlayabilirim mail adresini verirsen oradan da da yardımcı olurum
      öpücükler :)

      Sil
  6. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  7. Çok sıkıcı olduğuna dair yorumlar okumuştum hep bu oyun hakkında. Gitsem mi gitmesem mi kararsızlığındaydım. Bu yorumdan sonra biraz daha olumlu bakıyorum :)

    YanıtlaSil
  8. benim de cok elestirilerim oldu ama dedigim gibi izlemeye deger
    simdiden iyi seyirler ;)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...