9 Şubat 2012 Perşembe

Shame


Shame (Utanç), yalnız bir adamın acınılacak hikayesi.
Brandon, 30'lu yaşlarda New York'ta yaşayan, iyi bir işi ve güzel bir evdi olan, kadınların hayran kalabileceği karizmaya sahip yakışıklı bir adam. 
Onun sahip olduğu tüm bu özenilecek özelliklerin ardındaki asıl utancı gözler önüne seriyor film.
Brandon yalnız bir adam, mutsuzluğu yüzündeki her çizgiden, o güzel mavi gözlerindeki her bakıştan anlaşılıyor. Yalnızlığını gidermek için seçtiği yolsa akıl almaz cinsel hayatı. Yaşadığı ilişkiler, sevgiden yoksun olmasının dışında ona acı veriyor ve yok etmek istediği yalnızlığın içine daha da sürüklüyor. 
Sevgi nedir bilmeyen bu adamın hayatını değiştirecek olaylar, kız kardeşinin yanına taşınmasıyla başlıyor.
Kardeşiyle sürekli çatışsa da, birlikte yaşamak istemese de içten içe onun varlığı yaşamını sorgulamasına neden oluyor.


Bir adamın yalnızlığı ve çaresizliğinin yanı sıra, kardeşlik ilişkilerine de bir gönderme yapıyor film.
Seyirciye net olarak bilgi verilmese de, bu yakışıklı adamın çaresizlikten kurtulmak için böyle bir cinsel hayatı seçmesinin nedeninin, kız kardeşinin "biz kötü insanalar değiliz, sadece kötü bir yerden geliyoruz" sözleriyle sahip oldukları ortak geçmiş olduğunu düşündürüyor.
Acınılacak haldeki bu adamın ne sonuca ulaştığını seyirciye göstermeden sonlanıyor film. Yani yorumu biraz da size bırakıyor.
Turkuazmla tıklım tıklım bir salonda izlemeye başladığımız bu filmi, filmin ilk sahnesinden itibaren birer birer salonu terk eden seyircilerle izlemeye devam ettik. Evet, film cinsel içerikli sahneleri oldukça fazla olan bir film ama filmin teması ve anlatmak istediği asıl şey bu değil. Kulağımıza gelen kıkırdama sesleri de bizi fazlasıyla üzdü. Belki de şu an günümüz erkeğinin en önemli sorunlarından biri olan önemli bir konuyu, çarpıcı bir şekilde seyirciye anlatmaya çalışıyor film.. Tüm bilinçsiz seyircilere rağmen, New York sokaklarının güzel fonu ve hoş piyano seslerinin harmanlanmasıyla da ayrı bir hoşluk katılan bu filmi biz oldukça başarılı bulduk. Michael Fassbender ve Carey Mulligan, ikisi de çok başarılıydı hatta Carey Mulligan'ın o hoş sesi hala kulaklarımda...


Festival filmlerini seviyorsanız bu filmi mutlaka izleyin. Toronto Film Festivali'inde ve ülkemizde de daha önce Filmekimi'nde seyirciyle buluşan film, oldukça başarılı.
Film sonrası, yemek yediğimiz mekanda değerli oyuncu Hakan Boyav'ın da bulunması bizi ayrıca mutlu etti. Bunu da sizlerle paylaşmak istedim :)
Şimdi herkese mutlu bir yarın diliyorum.
İyi geceler...

4 yorum:

  1. ne güzel anlatmışsın.
    filmden çıkanlar sinemadan ne anlıyodu aceba.
    :)

    YanıtlaSil
  2. teşekkür ederim sen de çok güzel anlatmışsın :)
    sinemadan pek bir şey anladıklarını zannetmiyorum ve etrafta böyle çok kişi var gerçekten sinir bozucu

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...