1 Mart 2012 Perşembe

Artist

Ve sonunda izledim. Vizyona girdiği ilk günden beri merak ettiğim bu filmi bir türlü izleyememiştim. Bu yılki Oscar törenine damgasını vurmasının ardından merakım daha da perçinlendi. Vizyondan kalktığını zannediyordum ama kalkmamış. Bunu öğrenir öğrenmez, bu akşam okul çıkışı gidip izledim filmi.
Beklentilerimi çok çok yüksek tutmamdan olsa gerek "büyülendim" diyemiyorum. Bu kadar merak etmeme rağmen film hakkında kulaktan dolma bilgiye sahiptim; yorumları okumadım, resimlerine bakmadım. Bu da yeni huyum; izleyeceğim filmlerin, oyunların konularını okumamaya, resimlerine bakmamaya çalışıyorum ki, aklımda hiçbir şey oluşturmadan ve tamamen sürprizlerle dolu bir şekilde izleyerek keyfini çıkarayım.
Mesela, bu filmin tamamının sessiz olduğunu bilmiyordum. George Valentin'in sinema dışı sahnelerinin sesli olacağını düşünmüştüm ama filmin o güzel son sahnesini saymazsak, tamamı sessiz. Başta yadırgadım bu durumu ama sessiz film dönemini sessiz bir şekilde anlatmak en doğrusu olmuş. Ayrıca bu benim izlediğim ilk uzun metrajlı sessiz filmdi. Sessizliğiyle yer yer insanı uyku moduna soksa da, o hoş şarkıların ritminin yer yer azalıp yer yer artmasıyla filme olan ilgim hiç düşmedi.
Film, 1927 yılıyla başlıyor. Hollywood'un siyah beyaz, sessiz film döneminin en parlak zamanı. Bu döneme güneş gibi doğan isim ise, Jean Dujardin'in canlandırdığı  George Valentin karakteri. Karizmatik aktör, sessizliğiye ününe ün katmakta, şöhretiyle herkesin ilgi odağı olmaktadır. Sinemada sesli dönemin başlamasıyla George bir anda gözden düşer, giderek dibe vurur. Onun dibe vuruşuyla birlikte sesli dönemin yeni yıldızı Bérénice Bejo'nun canlandırdığı Peppy Miller, şöhret merdivenlerini adım adım çıkar ama belki de onun bu üne kavuşmasını sağlayan George'u  asla unutmaz. George'u içine düştüğü durumdan kurtarır.
Kendimi gerçekten 1920'lerde çekilmiş bir filmi izler gibi hissettim. Sessizlikleriyle bağırıp, siyah beyazlıklarıyla renk katıp sinemanın sessiz dönemine kocaman bir selam gönderiyorlar. Başroldeki her iki oyuncuya da bayıldım ve tabii ki George'un o sevimli köpeğine.
Filmin sessizliği, bu güzel ikilinin ayak ve nefes sesleriyle son buluyor. İşte bu sahnede büyülendim diyebilirim.
İzlemesi çok kolay bir film olmasa da, gerçekten çok güzel bir iş çıkarmışlar ortaya. Emeklerinin karşılığında Oscar töreninden 5 ödülle dönerek aldılar.
Mutlaka izlemenizi önerip, o son sahneyle baş başa bırakıyorum sizi. Şimdiden iyi seyirler...

                       

8 yorum:

  1. Cok guzel anlatmissin, ben de henuz daha izlemedim, merak ediyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkürler sevgili Lulu, umarım beğenirsin :)

      Sil
  2. ben Artist'i daha vizyona girmeden Ankara'daki Gezici Festival'de izlemiştim.Festivalde izlediğim en iyi filmlerden biriydi.Sende çok güzel anlatmışsın. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne güzel bir şansın olmuş, ben de geç olsa da izledim sonunda
      teşekkür ediyorum :)

      Sil
  3. izlemek istediiim, ben de böyle değişik filmlere bayılırım aslında, merakımı depreştirdin Greta hatun :))) sevgiler xoxo

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. eminim beğenirsin, şimdiden iyi seyirler Mayacım :)

      Sil
  4. beğenmene ve oskarı almasına sevindim.
    :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...