30 Nisan 2012 Pazartesi

The Dreamers

Ne zamandır film yorumlarımı sizlerle paylaşmıyordum. Daha doğrusu, bu aralar pek film izlemiyorum ama Prometheus sayesinde bu boş olan pazartesi günümü evde film keyfi yapmaya ayırdım.


Bir Bernardo Bertolucci filmi olan Dreamers, 1960'ların Fransa'sına götürüyor bizi. Bir anda o dönemin atmosferi içinde buldum kendimi. 

1968 yılında Fransa'nın içinde bulunduğu sıkıntılı dönemde Paris'e gelen Amerikalı Matthew'un sinema tutkusuyla başlıyor film. Fransız sinemasına övgüler, Sinematek'te film izlemeler, etrafında aynı onun gibi film hastası insanlar... Sinematek'in kapatılması, buna isyan eden kalabalık, bu kalabalık içinde Isabelle ve Theo'yla tanışması, ilk gördüğü anda Isabelle'e aşık olması, Fransızların iyi rock müzik yapamaması...




İkiz kardeş olan Isabelle ve Theo, Matthew'u evlerinde yemeğe davet ederler. Aileleri tarafından da çok sevilen bu Amerikalı genç geceyi bu ailenin yanında geçirir ve ertesi gün anne ve babalarının tatil için evden ayrılmalarıyla üç genç aynı evde yaşamaya başlar. Filmin birçok sahnesinin içinde geçtiği bu evi o kadar çok beğendim ki; parmak ucumda sessiz adımlarla evin içinde dolanmak, kocaman kitaplığından bir kitap seçip okumak, duvarlardaki tablolara dokunmak, odalardan banyoyu gözetlemek, salona kurdukları çadırın içine girip uyumak istedim.



Filmin başında konusunun, sinema tutkusu olduğunu düşünsem de film ilerledikçe siyasi ve felsefi konuların ağırlaşmasıyla düşüncem bu yöne kaydı ama ardından aşk, cinsellik, bağlılık konularının ön plana çıkmasıyla acaba Amerikalılar çok mu masum, Fransızlar çok mu rahat diye düşünürken filmin anlatmak istediği şeyin tek bir konu olmadığına karar verirdim. 


İzlediğim anda rahatsız olduğum  sahneler olsa da film ilerledikçe ve son olarak bittiğinde filmin bütününü gerçekten beğendiğimi söyleyebilirim. Çok ince ve dokunaklı bir film bana göre. O dönemin Fransa'sı hakkında hiçbir fikre sahip olmamama rağmen ele alınan konular öyle güzel harmanlanmış ki hepsi birbirini tamamlıyor. 


 İkiz kardeşlerin insana ensest bir ilişki gibi görünen aslında çok daha farklı olan inanılmaz bağlılığı, hiç büyümemeleri, birbirleriyle oynadıkları ceza oyunları, çıplaklığın masumiyeti, film kültürleri, yaşadıkları çevreye duyarsız kalmamaları, saf ve sert olmaları...


Filmin içinde bir dolu küçük ayrıntı var zihnime kazınan, belki de 
filmi izlememe neden olan Isabelle'in yani Eva Green'in Greta Garbo filmlerine öykünmesi ve bunun dışında birçok eski filmden sahneler. Bande à Part'ın müzeyi koşarak geçme rekorunu kırmaları belki de en güzel sahnelerden biriydi.


İçinde birçok duyguyu barındıran film. Yüzümü ekşittiğim sahneler de oldu, gözlerimin dolduğu sahneler de. Film kültürüm çok fazla olmamasına rağmen bana göre sinema geçmişine yolculuk açısından da çok keyifli bir film. Sineme tutkunlarının kaçırmaması lazım.


Filmi izlerken aslında Eva Green'e çok da benzemediğimin farkına vardım birilerini hayal kırıklığına uğrattıysam üzgünüm ama Isabelle'le odalarımızın tonları aynı :)

Filmi izlememe vesile olan Prometheus'a teşekkür ediyor ve filmdeki o güzel şarkılardan birinin eşlik ettiği sahnelerle sizi başbaşa bırakıyorum.
Şimdiden herkese iyi seyirler...


15 yorum:

  1. müthiş bi yönetmenden müthiş bi film izlemişsin.
    bu film benim tarzımdır.
    :))))

    ödülün var bende.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. beni de oldukça etkiledi film
      teşekkür ederim ödül için :)

      Sil
  2. Bende bir ödülün var!
    Çok Yönlü Blogger Ödülü.

    YanıtlaSil
  3. Bende ödülün yok :P Ehehehe :)))

    "Filmi izlerken aslında Eva Green'e çok da benzemediğimin farkına vardım birilerini hayal kırıklığına uğrattıysam üzgünüm ama Isabelle'le odalarımızın tonları aynı :)" burası kopardı beni :D

    Sen nev'i şahsına münhasır bir insansın, kimselere benzemesen de olur, hayal kırıklığı olmaz :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) teşekkür ederim ne kadar da naziksiniz :)
      ben ödülü cevapladığım zaman benden sana ödül gelecek ama haberin olsun :)

      Sil
    2. rica ederim ne demek :) önce siz cevaplayın sıra bana gelince bakarız artık bir çaresine :)))
      yüzünden gülümsemen eksik olmasın hiç, bol resimli ve çok güneşli günler dilerim :D

      Sil
    3. teşekkür ederim beyefendi :)

      Sil
    4. rica ederim küçük hanım :D

      Sil
  4. aynı ödül benden de gelsin sana :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim sevgili çalıkışu :)

      Sil
  5. Sanırım film uç noktalarda bir ilişki yansıtıyor ama dokunaklı ve güzel... Merak ettim bu tarz açıklayıcı bloglara bayılıyorum. Sayenizde film konusunda kararsız kalmaktan kurtuluyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim yorumunuz için

      Sil
  6. Yanıtlar
    1. cidden farklıydı tavsiye ederim :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...