10 Nisan 2012 Salı

Hayat

Dün sabah uyandım, mutlu mutlu kahvaltımı yaptım. Ardından, o çok sevdiğim macaronlarla yanında lattemi yudumlamak için evden çıkmadan önce hazırlanırken televizyonumu açtım. Kulağım televizyonda, gözüm  kıyafetlerimde, siyah külotlu çorabımın üstüne minicik elbisemi giyerken magazin programındaki o son dakika haberini duydum; Meral Okay hayatını kaybetti. İnanamadım önce, yanlış duydum sandım, hasta olduğunu biliyordum ama inanmak istemedim. Oturduğum yerde öylece kaldım, o üzüldüğüm anlarda boğazımda düğümlenen yumruyu hissettim, yavaş yavaş gözlerim doldu, sonra ağladım. Paylaşmak istedim bu acıyı biriyle, hemen telefona sarılıp annemi aradım, duydun mu çok üzüldüm dedim. Annem de duymuştu, o da çok üzülmüştü...
İkinci Bahar'ın Kasap Melahat'ı, Yeditepe İstanbul'un Havva Ana'sı... En çok bu rolleriyle sevmiştim onu, öyle içime işleyip yüreğime dokumuştu ki.
Şu güzel fotoğraf şimdi her yerde, yıllar önce kaybettiği eşine yazdığı mektup herkesin dilinde.
Nur içinde yat sen güzel insan....

Kimsenin doğmadığı, kimsenin ölmediği, kimsenin sevdiğinden ayrılmadığı, hiç kimsenin ağlamadığı bir gün var mıdır? Elbette yok, her şeye rağmen hayata devam ediyoruz.
Ben de hayatıma devam edip Engin Günaydın ile Söyleşi'ye katıldım dün akşam. Güldüm eğlendim ama kendisine her Meral Okay ile ilgili soru yönelttiklerinde tekrar hüzünlendim. 
Hiçbir şeyi unutmuyoruz aslında sadece unutmuş gibi yapıyoruz. Hep aklımızda hayatımızın o en can alıcı anları, hep bir yerlerde bizimle, küçücük bir hatırlatıcı an yetiyor tekrar ortaya çıkmasına. 
Hepimiz birer iyi oyuncuyuz aslında hayat denen o dev kadrolu oyunda...

2 yorum:

  1. ufff evet haklısın.

    bi de makaron ve latte mi.
    :)

    YanıtlaSil
  2. evet, bu ikilinin tutkunu olduğumdan daha önce bahsetmedim ama bi ara bahsederim mutlaka :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...