26 Mayıs 2012 Cumartesi

and the twelve points goes to...

Herkese günaydın, bu gece Eurovision gecesi olması sebebiyle erkenden uyandım, yapmam gereken işleri bir an önce halletmeye başladım. Gün boyunca da ders çalışıyor, kitap okuyor ve oradan oraya koşturuyor olacağım. Çünkü Eurovision saatine kadar yapmam gereken her şeyi bitirmeyi sonra da içimdeki büyük heyecanla televizyonun karşısına kurulup büyük bir zevkle yarışmayı izlemeyi planlıyorum.
Parmaklarımdan süzülen kelimeleri okuyan güzel insanlar evet, ben bir Eurovision tutkunuyum.
Bu tutkunun başlangıç noktasına gidersek; Eurovision'u ilk olarak 2003 yılında izledim. Yine bir mayıs ayıydı ve ben 12 yaşında toparlak bir portakaldım o zamanlar. Neyse bu kadar ayrıntıya gerek yok. Ne diyorduk, hı 2003 yılı, o zamana kadar bu yarışmanın farkında mı değildim yoksa daha önce bizi temsil eden sanatçılar ilgimi mi çekmiyordu bilmiyorum ama benim için Eurovision bu tarihte başladı. Bu başlangıcın sebebi o yıl bizi temsil eden Sertab Erener'i o zamanlar çok çok seviyor olmam da olabilir onu da bilmiyorum.
Riga'dan ekrana yansıyan renkli karelerle yarışma başladı, bende de büyük bir heyecan. Genel olarak olimpiyatlar olsun, milli maçlar olsun bu heyecan bende her zaman tavan yapar ama sanırım Erovision'da bu en son noktaya ulaşıyor. Hiç unutmuyorum, o yıl heyecanımı gören babam öyle çok heyecanlanma, bize puan vermiyorlar, herkes komşusuna veriyor puanları demişti. Ama bu benim ilk Eurovisionumdu, bilmiyordum ki ben o katakullileri, hem Sertabcığımın şarkısını, kareografisini her şeyini çok beğenmiştim, biz birinci olmalıyı hakediyorduk!
Sonra puanlama kısmı başladı, ki bu benim en heyecanlandığım kısımdır, ben de aldım elime kağıdı kalemi. Ayrıca o dönem, şimdiki gibi sadece yüksek puanlar değil tek tek her puan, puanları aktaran sunucu tarafından insanın heyecanını daha da arttıran bir şekilde okunuyordu. Bu heyecan içerisinde hangi ülkenin bize kaç puan verdiğini yazmaya başladım. Yine hiç unutmam Malta'dan bize 12 puan gelmişti, o zamandan beri bir sempati duyarım bu ülkeye, bir gün gidip gezmek hayalimdir. Ayrıca sonraki yıllarda Malta puanlarını açıklarken benim 12 puan bekleyişime karşılık vermemeleriyle hüzne uğramamın da sebebidir bu durum. Neyse sevgili okurlar, puanlar bir bir gelip biz o listede üst sıraya yerleşince yazamaz oldum puanları. Bülent Özveren'in o güzel sesi eşliğinde birincilik zaferini kutlamaya başladım içimdeki kelebeklerle. İşte olmuştu, birinci olmuştuk, dememiş miydim ben!
Belki de ilk izlediğim Eurovision'da birinci olmamız beni bu yarışmaya bu kadar tutkulu yaptı bilmiyorum ama sonraki yıllarda da yine aynı heyecanla -bu sefer puanları yazma çocukluğunu bırakarak- devam ettim izlemeye. Ayrıca bu sırada Eurovision ve tarihi hakkında bir dolu gereksiz bilgiyi de kaydettim zihnime. Mesela ABBA'nın 1974 yılında birinci olduğu Waterloo şarkısını pek bir severim ve geçmiş yıllarda hem Türkiye açısından hem de diğer ülkeler açısından daha güzel şarkıların yarıştığı düşüncesindeyim ama kıymeti bilinmemiş sanki hele de Türkiye'nin. Bir Seninle Bir Dakika yarışmayı 3 puanla tamamlayacak kadar kötü bir şarkı mıydı ya da Opera 0 puanı mı haketmişti, kesinlikle değil ama babamın dediği doğruydu herkes komşusuna puan veriyordu. Bir de sanırım Eurovision mantığına uymuyordu bu şarkılar, böyle anlamlı şarkılardan ziyade daha akılda kalıcı hafif şarkılara puan veriyor insanlar. Şebnem Paker'in Dinle ile 3. olması ise artık iyi şarkılara puan verilmeye başlandığının çok güzel bir örneği Türkçe bir şarkıyla böyle bir derece elde etmek gerçekten gurur verici ve ardından da Sertab Erener'in hakkı olan birinciliğimiz...
Neyse ki Sertab Erener'den sonra arada fire versek de biz de Eurovision olayını çözdük ve son yıllarda yarışmada en başarılı olan ülkeler arasına adımızı yazdırdık.
Şimdi bugüne gelirsek, perşembe akşamı yine büyük bir heyecanla Can Bonomo'nun ilk 10'a girerek finale çıkıp çıkamayacağını izledim. 9 ülke açıklandı hala ismimiz yok. Bu sefer ailenin diğer fertlerine göre en sakin bendim çünkü o son ismin, altın biletin Türkiye olacağına emindim. Ve beklediğim gibi oldu, zarftan Türkiye çıktı, bende de sevinç nidaları yükseldi. 
Bu akşam saat 22.00'da Bakü'de düzenlenen yarışmada 26 ülkeden 18. sırada sahneye çıkacağız. Şansımızı oldukça fazla görüyorum. İkinci yarı finalde bizimle yarışan ülkelerden sadece Sırbistan'ın şarkısı hoşuma gitti, onun dışında aklımda kalan güzel bir şarkı yok. Can Bonomo'nun hiçbir şarkısını bilmeme rağmen Eurovision şarkısıyla benim beğenimi kazandı. Şarkı yüksek tempolu, İngilizce, hikayesi de var, ve her zamanki gibi "Haydee" gibi bir Türk nidası da katılmış şarkıya, daha ne olsun :) Love Me Back diyerek bir denizcinin aşkını haykıracak bu gece Bonomo, hazırladıkları kareografi de gerçekten çok hoş. Şimdiden bu kaptana ve tayfasına başarılar diliyorum ve inanıyorum ki iyi bir dereceyle yelkenlenecekler Türkiye'ye.



4 yorum:

  1. ben de heyecanlandım bak yazından sonra :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok başarılı olamadık ama olsun çok iyi parçalar varmış benim dinlemediğim :)

      Sil
  2. ha ha ha bayağı detaylı anlatmışsın. örovizyon milli meraklarımızdan di mi.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet öyle :)
      ama bu yıl hevesim kursağımda kaldı kendi adımıza
      ama çok güzel şarkılar vardı orası da ayrı bir konu :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...