3 Eylül 2012 Pazartesi

Ağustosta Kitap Okumak Başkadır


 Bir ayı daha, özellikle böylesine güzel bol güneşli sıcacık bir ayı, geride bırakmanın hüznünü yaşarken her zamanki gibi beni tek mutlu eden şey, okuduğum kitaplar listeme bolca kitap eklemem oldu. 
 Bana kitapların en cazip geldiği dönemler ve en çok okumak istediğim dönemler, genelde sınav zamanları ve denizin güneşin bolca hissedildiği yerlerdir. Ağustosun ilk yarısını Ankara'da ders çalışarak geçirmem, diğer yarısını da tatilde güneşlenerek geçirmem nedeniyle elimden kitapları hiç düşürmedim.
Ağustosa yedi kitapla hoşçakal dedim. Yılın geride bıraktığımız aylarına bakarsak, rekor şimdi ağustosta. Hayatı dolu dolu yaşayan bir insan olarak bu sayı benim için çok bile.
Neyse, yine bir ayda onlarca kitap okuduklarını iddia eden insanlara gönderme yapmadan bakalım neler neler okumuşum :)


Fildişi Karası, Yekta Kopan'ın 2000 yılında yayımladığı ilk kitabı. Bir öyküsever ve Yekta Kopan sever biri olarak yine büyük bir keyifle bir günde okudum kitapta yer alan on öyküyü. Sanki tüm öykülerde kendisi gibi Kopan. Öykülerin konusu farklı olsa da tüm öykülerde yazmadan, yazıdan bahsediyor. Zaten fildişi karası, onun mürekkebinin rengi. Bu öykü türüne özel bir ad veriliyor mu bilmiyorum ama klasik öykücülükten farklı olması nedeniyle her zaman ilgimi çekiyor, o yüzden bu kadar severek okuyorum. Yani hiçbir öykü hava durumu ve mekan betimlemeleriyle başlamıyor. Öyle bir tınısı var ki kaleminin adeta insanı içine çekip ısıtıyor.
Aynı zamanda yazarın diğer birçok kitabını da okumuş bir olarak, sanki onun öyküleri zamanla değişmiş ve oturmuş. Bu ilk kitabındaki öyküler sıcaklığının yanında bir parça hırçın ve ürkütücü. Son zamanlarda yazdığı öykülerden biraz farklı. 
Tüm Yekta Kopan kitaplarını şiddetle tavsiye ettiğim gibi Fildişi Karası'nı da aynı şekilde şu güzel sözlerle  tavsiye ediyorum.


"Fildişi tozundan simsiyah bir mürekkep vereceğim sana, yazman için bunları. Her sözünü ayıklamalısın, sevgiliye sunulan bir karpuzun çekirdeğini ayıklar gibi. Yoksa rahat bırakmaz harfler seni."


Hiroşima Sevgilim, bu ay Marguerite Duras'ın okuduğum iki kitabından ilki. Kitabı internet üzerinden satın aldığım için hiç dikkat etmemişim, bu bir senaryo kitabı. Kitaptan uyarlanan Hiroşima Sevgilim filmini sanırım herkes bilir. Ben kitabın roman şeklinde olduğunu düşünmüştüm ama benim okuduğum kitap sahnelerden ve karşılıklı konuşmalardan oluşan tamamen bir senaryo şeklinde. Sanırım filmden sonra böyle bir kitap basılmış. Tiyatro tutkunu olduğum halde tiyatro metinlerini okumaktan nasıl hiç hoşlanmıyorsam aynı şekilde böylesine güzel bir hikayeyi de senaryo şeklinde okumaktan maalesef hiç keyif almadım.
Hiroşima'ya atılan bombanın ardından barışla ilgili bir film çekmek için Fransız bir kadın ve orada tanıştığı Japon erkeğin aşkını anlatan kitap aynı zamanda savaşa olan nefreti, barışa ve ilk aşka olan özlemi de içinde barındırıyor.
 Dediğim gibi hikaye çok güzel ama benim gibi senaryo okumaktan hoşlanmıyorsunuz pek tavsiye etmem ama filmi büyük bir keyifle izlenebilir.


Alemlerin Sürekliliği ve Diğer Hikayeler,  Murat Gülsoy'un kaleminden yine büyük bir hayranlıkla okuduğum kitabı. Kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, birbirinden güzel ve akıllıca yazılmış yedi öykü Diğer Hikayeleri oluşturuyor. İkinci bölüm ise, ilk bölümdeki öyküleri de içinde barındıran, hikaye içinde nasıl yazıldıkları hakkında bilgi veren mini bir roman diyebileceğimiz  nitelikte Alemlerin Sürekliliği. Murat Gülsoy da aynı Yekta Kopan gibi yazıyor. Yani öyküler öyle alışılmış tarzda değil ve kendilerinden ve yazma eyleminden izler taşıyor. İki yazarın kalemlerini birbirine çok benzetiyorum zaten ben, ikisini de büyük bir zevkle okuyorum. Kopan biraz daha duygusal, Gülsoy ise her zaman kurgusuna hayran bıraktıracak şekilde düzenliyor olayları. Bu kitap da ince bir ironi ve buram buram zeki kurgu kokuyor. 
Hala Murat Gülsoy ile tanışmadıysanız en yakın zamanda bir merhaba deyin kendilerine, bu kitabını da kesinlikle okumanızı öneriyorum.


Fanfan, Alexandre Jardin adında yeni bir yazarla tanıştırdı beni bu ay. Bazı bloglarda da çok gördüm bu kitabı, yorumları okumadım ama eminim herkes severek okumuştur. 
Kitabın baş karakteri Alexandre, yaşının verdiği tecrübesizliğe karşın tek eşli bir yaşam sürmekte kararlı, nişanlı, bu yaşta bu bilinç dedirtecek kadar hayranlık uyandıracak yirmili yaşta genç bir erkek. Durum böyleyken Fanfan ile tanışmasının ardından ona büyük bir tutkuyla aşık olur ama ona sahip olursa bu tutkunun kaybolacağına inandığından kelimenin tam anlamıyla aşkına eziyet etmeye başlar. Aşkını sonuna kadar yaşamak, sonsuzlaştırmak isteyen genç binbir türlü yollara başvurur ve ortaya harika bir komedi çıkar.
Kitabı o kadar keyif olarak okudum ki, gözümün önünde görüntüler canlandıkça mutlaka bu kitap sinemaya uyarlanmalı dedim ve sonradan öğrendim ki zaten çoktan uyarlanmış. Filmini de mutlaka izlemeyi düşünüyorum.
Çok zekice kurgulanan olayları hayranlıkla okurken aynı zaman da bu gencin aşka bakış açısını da sorguluyorsunuz. 
"Ben yarım yamalak sevmelere kalkışmayı asla bilememişimdir ve de hiçbir şey vaat etmeksizin bir kızı öpmeyi bilen erkekleri, aşkı yalnızca nefis bir vakit geçirme aracı gibi gören insanları kıskanmışımdır." dediği anlarda insan gerçekten durup bir düşünüyor. 
Fransız edebiyatını seven bir insan olarak Jardin'in tarzını, çok sevdiğim Marc Levy'e benzettim. Onun da hikayelerinde her zaman komik unsurlar yer alır ve insana bir komedi filmi izliyormuş tadı verir. Başucumda okunmayı bekleyen kitaplar arasında bir kitabı daha bulunuyor bu yazarın umarım onu da beğenerek okurum.
Ama tek eleştirim, kitabın sonuyla ilgili. Bu kadar ayrıntılı düşünülen, böylesine güzel kurguya bu sonu hiç yakıştırmadım. Sanki Jardin sıkılmış ve bir anda sonunu getirmiş gibi geldi bana.
Bu küçük hoşnutsuzluğu göz ardı ederek keyifle okuyacağınızı düşündüğüm bu kitabı da öneriyorum sizlere.


Binbir Gece Mektupları, yine Murat Gülsoy'dan harika öyküler. Sizin de anlayacağınız üzere, tanıdığım ve sevdiğim yazarların çevresinde dolaşmayı seviyorum. Murat Gülsoy'un bu kitaptaki öykülerini ayrı bir sevdim, Hele Trajikomiks adında bir öykü var ki, fırsatını bulursam bir gün tüm öyküyü burada paylaşmayı düşünüyorum. Yazarın her okuduğum öyküsünde onun kurgu kabiliyetine olan hayranlığım daha da artıyor. Genelde orta yaşlı yalnız bir adam oluyor öykülerinin kahramanları ama her öyküde bambaşka şeylere değiniyor. Kapaktaki Francis Bacon'un Figure Writing Reflected in a Mirror adlı tablosu da hoş bir gönderme. Herkese tavsiye ederim.


Mavi Gözler Siyah Saçlar, Duras'ın bu ay okuduğum ikinci kitabı. Ne yazık ki, baştan sona kitaptan hiçbir zevk almadım. Az sayfalı uzun bir öykü olmasına rağmen ben okudukça sayfalar çoğaldı sanki. Bu kitabı okurken çokça olduğu gibi  bazen Duras kitapları okurken rahatsız oluyorum ama ilginçtir ki, kendimi alamıyorum onu okumaktan. Onunla, beni kendine bağlayan takıntılı bir sevgili gibiyiz sanırım. 
Bu kitapta yazar alışagelmiş tarzının dışında çekik gözlüleri bir kenara bırakıyor ve mavi gözleri siyah saçları anlatıyor. Ölümcül bir dekor, bir tiyatro sahnesi ve aşkın yaşamadığı bir odada geçiyor olaylar. Kadın adama olan aşkına, adamsa kadını arzulayamamasına ağlıyor. Farklı bir dili ve kurgusu var, belki de bu yüzden okumakta zorlandım. Ya da bu kitabı okumak için doğru bir zaman değildi ama gerçekten hiç beğenmedim. Hatta kitabın sonunda kitap hakkında yazarla yapılan röportaj yer almasaydı kitabı yanlış anlamış olacaktım, durum o derece vahim yani. Okunması gerçekten güç ama isteyenler bir şansını deneyebilir.


Ağustosta Tatil, sırf adı için aldığım ve ay içerisinde bitirmek için inat ettiğim bir kitap. Tabii bir de kapaktaki Van Gogh resmi.  Deniz, Kent ve Üzüm Bağı başlıklı üç bölüme ayrılmış öykülerden oluşuyor kitap. Doğa güzelliklerinin yanında asıl değinilen konu insanın yalnızlığı. Bu İtalyan yazarı ilk defa okudum ama dilini çok beğendiğimi söyleyemem. Keyif alarak okuduğum kısımları çok az, kitabın genelinde bir sıkkınlık hakimdi bünyeme. Adına göre kitap alırsam böyle olur zaten, diyerek kendimi eleştirmeden de geçemeyeceğim. Ben beğenmedim ama elbet beğenenler olacaktır. Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar olsun.

İşte ağustosun kitapları bunlardı. Umarım kitapseverler için yararlı olmuştur kitap yorumlarım. 
Herkese çok kitaptan çok keyifli kitap okumalar ve mutlu bir hafta dilerim.

16 yorum:

  1. ayy fanfan!!!!

    en çok onu merak ettim çünkü filmini de o derece merak ediyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Miacım mutlaka oku çok beğeneceksin :)

      Sil
  2. fanfan'ı ben de merak ettim gretaa
    bu ay bloggerlar ne çok kitap okumuş, 7 kitapla koca bir favorimsin :)
    hiç okumadığım için utanıyorum artık, ama ben de okuyacağım bu ay umarım eylül iyi gelir :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkürler canım :) insan bazen hiç istemiyor işte dediğim gibi benim genelde okul zamanı canım çok çeker kitapları şimdi bomboş bir eylül var önümde ve canım hiç kitap okumak istemiyor :)
      o zaman Fanfan'a başla bir önce canım, eminim beğeneceksin :)

      Sil
  3. merhaba Greta :)

    bende Yekta Kopan'ın ve Murat Gülsoy'un yazma biçimlerini beğeniyorum.Özellikle Yekta Kopan'a ayrı bir sempati duyuyorum. :)

    Ağustos'ta Tatil kitabının yazarı Cesare Pavese İtalya'da çok ünlü bir yazardır.Bahsettiğin kitabını bende okudum ve sana katılıyorum.Anlatım tarzı biraz kasvetlidir.Eğer istersen aynı yazarın Yaşama Uğraşı,Ay ve Şenlik Ateşleri adında iki kitabı var.Belki bu kitapları okursan Cesare Pavese sever biri olabilirsin.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhaba Simgecim, hoşgeldin :)
      Yekta Kopan'ın ve Murat Gülsoy'un bende de yerleri ayrı :)
      dediğin kitaplar aklımda olacak canım, çok teşekkür ederim bu güzel önerilerin için :)

      Sil
  4. pavese ve calvino iki büyük yazar.
    hımmm sen pavesenin tadına varamamışsın ama.
    :)
    bi de sen can yayınları seviyon en çok.
    :)

    YanıtlaSil
  5. ne yalan söyleyeyim hiç tat alamadım :)
    evet can yayınlarını seviyorum gerçekten bir de yazın malum kampanya olunca bol bol aldım :)

    YanıtlaSil
  6. Bu aralar bende Can Yayınlarının satmakta olduğu kitaplardan birkaç tane almak istiyordum ve sizin bu başlığınızı görünce yorum yazıyım dedim.Acaba bana konusu aşırı aşk olmayan ve nasıl anlatayım biraz uçurtma avcısı gibi çocukların kır kesimlerdeki yaşamlarını anlatan realist bir kitap tavsiye edebilir misiniz diyecektim?Uzun zamandır genç fantastik kitaplar okuyordum ve artık daha gerçekçi kitaplar okumak istiyorum.Şimdiden teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok romancı bir okur değilim aslında, hatta düşünüyorum da son zamanlarda dediğiniz tarzda bir kitap da okumadım benim geçtiğimiz ay okuduğum kitaplardan sizin istediğiniz tarz bir kitap çıkmaz yani :)
      ama Uçurtma Avcısı'nın devamı niteliğinde Bin Muhteşem Güneş sizin istediğiniz tarzda olabilir hem Uçurtma Avcısı'nı hem bu kitabı severek okumuştum
      bir de Küçük Arı geliyor şu an aklıma okuduğumda Uçurtma Avcısı'nı çağrıştırmıştı bana
      keyifli okumalar diliyorum size :)

      Sil
    2. Peki teşekkür ederim.Ben en kısa zamanda Küçük Arı ve Bin Muhteşem Güneş'e bakacağım :)

      Sil
    3. rica ederim iyi okumalar :)

      Sil
  7. oh oh burdan bana bissürü kitap çıkar :)

    YanıtlaSil
  8. Fanfan çok merak ettiğim bir kitap. Bu arada Pavese'in günlüğünü (yaşama uğraşı) okuyup çok beğenmiştim. bu kitabını bilmiyorum ama.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fanfan herkes tarafından merak edilen bir kitapmış anlaşılan :)eminim beğeneceksiniz :)
      dediğim gibi Ağustosta Tatil'i ben hiç beğenmedim ama yazarın başka kitaplarını da okuyup karar vermek lazım, dediğiniz kitap aklımda olacak teşekkür ederim :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...