6 Ekim 2012 Cumartesi

33 Varyasyon


Sanırım ekim ayının en güzel yanı, yaz boyu kapalı duran ve kendini özleten tiyatro perdelerinin tekrar açılması. Bu sezon da geçen sezon olduğu gibi prömiyerlere önlerden güzel bir yer bulamadım ama bunu çok da önemsemeyerek perşembe akşamı 33 Varyasyon'la bu yılın tiyatro sezonuna güzel bir merhaba dedim.

Şu an farkediyorum ki, tiyatro yazıları yazmayı da çok özlemişim ama bu yıla çok hazırlıklı olmayan Devlet Tiyatroları sitesine henüz oyun fotoğraflarını eklemediği ve oyunun kapsamlı kitapçığı çıkmadığı için yazım fotoğrafsız olacak. Bu nedenle de içim buruk, belirtmeden geçemeyeceğim.

Sahne; en sevdiğim sahne olan Akün, karşısında, tatil boyunca sahne kokusunu özleyen bir ben ve dekoru gördüğümde içimdeki kelebekleri saran hayal kırıklığı. 

Evet, ortada bir dekor göremeyince düşen yüzüm oyunun başlamasıyla yerini büyük bir hoşnutluğa bıraktı. Hemen başta belirtmeliyim ki, alışılmışın dışında çok farklı bir dekora sahip bu oyun. Işıklar ve yansıtmalarla seyirciyi büyüleyen gerçekten güzel düşünülmüş bir sahne tasarımı var.

Tabii oyunun konusundan bahsetmediğim için bu dekor anlamsız gelmiş olabilir sizlere ama oyun, Beethoven'ın dillere destan 33 Varyasyonu'nu anlatıyor dersem ışıkların parlattığı etrafta uçuşan notaların güzelliğini hayal edebilirsiniz herhalde.

Bir tarafta, yıllar önce Diabelli'nin valsi üzerine tam 33 tane varyasyon yazan Beethoven, diğer tarafta bu varyasyonun sırrını çözmek için yaşayan hasta bir müzikolg. Ayrı bir tarafta da annesini düşünen hayat dolu bir kız. Bu üç karakter üzerinde dönen hikayenin başlangıçta beni çok fazla sıkacağını düşünsem de, ilk perdenin sonlarına doğru oyun beni tamamen içine aldı ve bittiğinde çok fazla beğendiğimin göstergesi uzun alkışlarımla sonlandı.

Müzikolog Katherine rolünde, en son yıllar önce Suçlu Yürekler'de izlediğim İpek Çeken vardı. Seyretmeyi özlediğim bu başarılı oyuncu, canlandırdığı ALS hastası akademisyen rolüyle resmen beni büyüledi. Kesinlikle, bu performansıyla bir ödül alacağına inanıyorum. 

Beethoven'ın varyasyonlarını yazdığı dönemle günümüz arasında, hastalığını hiçe sayarak idealleri uğruna onun peşinden giden hırslı bir akademisyenin köprü oluşturması, belki de oyunu fazlasıyla seyredilesi yapıyor. 
Geneli ağır bir oyun olsa da, idealist akademisyenin kızı Clara ve sevgilisinin olduğu sahneler oyunu her daim canlı tutuyor. Beethoven'ın hiç piyano çalmayıp sadece yazması ve bir piyanistin notalara basması da ayrı bir hoşluk. Ayrıca her sahne değişikliğinde ruhunuzu dinlendiren hoş melodiler de oyunu güzelleştiriyor.

Oyunun sonunda aklınızda hiçbir soru işareti kalmadan Beethoven'ın bu 33 varyasyonu neden yaptığının açıklanması da sevdiğim noktalardan biri. Çok da kariyer düşkünü olmamak, hayatın tadını doyasıya çıkarmak da benim çıkardığım sonuçlardan belki de en önemlisi.

Anne kız ilişkisine, hasta psikolojisine, hırslara, anın güzelliğini yaşamaya dair herkesin görmesi gereken bir hikaye. Müzikle ilgilenenlerin çok daha keyif alacağını düşünsem de müziğe dair hiçbir ilginiz ve bilginiz yoksa dahi, seveceğinize inanıyorum.

Şimdi sizi, Diabelli'nin 50 saniyelik valsini 50 dakikalık bir şölene dönüştüren Beethoven'ın  notalarıyla baş başa bırakıyorum ve her anın güzelliğini doya doya yaşamanızı diliyorum.

Yarın son günü olan kitap çekilişime de katılmak isterseniz buraya bir göz atabilirsiniz.



2 yorum:

  1. Bu oyunun afislerini gordugumden beri ben de cok merak efiyorum.bu sene yine ankara da cok guzel oyunlar var.kitapciga baktikca hepsine gitmem lazim hissini yasiyorum

    YanıtlaSil
  2. evet Lulucum çok güzel oyunlar var bu sezon hepsini izlemek lazım :) 33 Varyasyon da bunlardan biri sanırım, eminim izleyince beğeneceksin :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...