10 Ekim 2012 Çarşamba

Bu İşte Bir Yalnızlık Var ve Jardinler'in Romanı

Bu yıl eylül, en sevdiğim ay unvanını kazanıp mutlulukla geçip giderken aynı zamanda da en az kitap okuduğum ay olarak kitap listemde yerini aldı. 
Ama şimdi, mutluyken kitap okuma gereği duymuyor insan gibi bir düşünce algılanmasın. Bu durum tamamen benim ihmalkarlığımdan kaynaklandı. Bir süre daha böyle devam edecek olmasının nedeni de, şu an yoğun ve stresli bir dönem geçiriyor olmam. Yine de elimden geldiği kadar kitaplarıma özen gösterdiğimi de belirtmeden geçemeyeceğim :)
Evet tamamen haklısınız, içimi birazcık olsun rahatlatmak için size bunlardan bahsediyorum :)
Neyse, lafı çok fazla uzatmadan zaten kısacık sürecek olan kitap değerlendirmelerime geçiyorum :)


Tuna Kiremitçi'nin dilini, tarzını, havasını çokça sevdiğimden size epey bir bahsettim sanırım. Eski romanlarından olan Bu İşte Bir Yalnızlık Var da her şeyiyle tam bir Kiremitçi romanı. Yine buram buram hüzün kokan ama içinde mutluluk barındıran sıcacık bir hikaye. 
Eşinden ayrılmış, küçük kızı annesiyle yaşayan, gitarıyla oradan orya koşan yalnız bir müzisyen ve eşi onu terketmiş yalnız bir kadının yanlışlık hikayesi.
Olayları tahmin etmemek çok da mümkün değil sayfaların yolculuğunda, hele ki Kiremitçi'nin tarzına benim gibi fazlasıyla aşinaysanız. Yani farklı bir şeyler vermiyor size kitap ama hissettirdiği duygular için bile okunmaya değer. Baş kahramanımızın müzisyen olması ve olayların İstanbul manzaraları eşliğinde gelişmesi de hoş melodilerle ruhunuzu okşayıp geçiyor ve tatlı bir tat bırakıyor benliğinizde.
Kitabı okurken, Yekta Kopan'ın öykülerinden birinde dolaşıyor gibi hissettim kendimi ara sıra. İkisi de, tarzlarını benzettiğim ve yalnızlığın melodisini en güzel şekilde işleyen yazarlar olduğu için çok da şaşırmamak lazım bu duruma.
Yazarın diğer kitaplarını çok daha beğenmiş olsam da, Tuna Kiremitçi severler için güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum. Tabii bir de, yanlış yerlerde yalnız hayatların peşinden koşan insanlar için kesinlikle okunması tavsiye edilir...


Alexandre Jardin'in Fanfan'ını okuyup çok beğendikten sonra, aldığım bu ikinci kitabıyla ilgili beklentilerim epeyce fazlaydı ama kitabı okumaya başladığım andan itibaren tamamen hayal kırıklığına uğradım.
Yazarın dili yine aynı ama kitabın konusunu sevmedim sanırım daha doğrusu çok ilginç olsa da ailesinin hikayesi benim ilgimi çekmedi.
Jardin, Fanfan'da da ufak ufak değindiği uçuk kaçık ailesinin abartılı hayatını bu sefer tamamen ortaya seriyor ve böyle bir ailede bir tek ben normal olarak ortaya çıktım dercesine utanmadan uzak büyük bir övünçle her şeyi açık açık anlatıyor. Bir nevi aile biyografisi fakat oldukça garip bir aile. Başkasının karnındaki paraziti kendi karnına naklettiren kadınlar, maymunlarla aşk yaşayan adamlar ilk anda insana ilgi çekici gibi gelse de okurken hiçbir şekilde keyif almadım. Jardin gerçekten böyle bir aileye sahip mi bilemem ama onun ailesinin hikayesini herkesin öğrenmek isteyeceğini pek zannetmiyorum. Yani sadece, yazarı çok sevenlerin ilgisini çekecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Belki anlatmak istediği şey çok farklıdır ve ben bunu anlayamamışımdır ama hiçbir tarafıyla beni kendine çekmedi kitap, resmen tek tek sayfa saydım bitmesi için. 
Kitabın tek beğendiğim yanı ise, kapağı. Belki de buna aldanmış olabilirim.
Fazlasıyla acımasızca davranmış olsam da, bu kitabı önermiyorum sizlere.
Sanırım bu bitmek bilmeyen kitap nedeniyle bu ay ikide kaldı okuduğum kitap sayısı, evet her şeyin sorumlusu bu kitap :)
Şaka bir yana, yine okumak isteyenler varsa aranızda hepinize keyifli okumalar diliyorum.
Her daim seveceğiniz kitaplar okumanız dileğiyle... 
:)

4 yorum:

  1. Bu kitabı 7 veya 8 sene evvel okumuştum ve çok sevmiştim. Gerçekten Greta'm, Yekta Kopan'ın öykülerinde dolanıyormuşum gibi hissetmiştim bendimi :)
    Keyfi bol okumalar dilerim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet Düş Kızı, tarzları benziyor iki yazarı da okumayı çok seviyorum, sana da keyifli okumalar tatlım :)

      Sil
  2. Tuna Kiremitçi'nin sadece, git kendini çok sevdirmeden adlı romanını okumuştum. uzun zaman oldu ama sevmiştim. yekta kopan'dan da bahsetmişsin bir okuyamadım gitti.
    Fanfan! Listeme bir şey daha eklemeliydim diyordum. Hatırladım. Yine sen hatırlatmıştın önceki yazılarından birinde!
    Bir yere not almalıyım hemen :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Git Kendini Çok Sevdirmeden Tuna Kiremitçi kitapları arasında benim en çok sevdiğimdir, yeri çok ayrıdır. Dediğim gibi genelde aynı tarzda yazdığı için bu kitabını da sevebilirsin.
      En kısa zamanda bir Yekta Kopan kitabı okumanı öneriyorum, eminim çok güzel hisler bulacaksın, tadı damağında kalacak :)
      Evet, Fanfan'ı çok beğendiğimi yazmıştım, bu hatırlatmaya sevindim ama yazarın bu kitabını kesinlikle önermiyorum :)
      Keyifli okumalar :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...