1 Kasım 2012 Perşembe

Ankara, Mon Amour!



Ankara, Mon Amour; geride bıraktığımız ay içerisinde okumuş olduğum azıcık sayıdaki kitaplardan biri. Ekimde çok fazla kitap okuyamasam da, okuduğum kitapların güzel olmasından dolayı kendimi mutlu hissediyorum.
Aslında bu kitabı yaz aylarında alıp, okumak için havaların soğumasını bekledim, ne de olsa Ankara yazı değil kışı çağrıştırıyor insana. Ama kitap, Mayıs 1969'dan Eylül 1969'a kadar olan hiçbir zaman unutulamayacak yazı anlatıyor okuyucuya.

Suna; daha yirmi kilo bile olmayan küçücük bir kız çocuğu. Sokaklarda gazoz kapaklarıyla oynayan, içinden Hülya Koçyiğit resmi çıkan Kent sakızlarını çiğneyen, defter arasında şemsiye çikolatalarının yaldızlarını saklayan ufacık bir çocuk...

Emel; hanım hanımcık, yeşil gözlü Suna'nın sadece ışıkta parlayan kara saçlarına inat sapsarı saçlı bir kız. Sokakta oynamaz, söz dinler, annesi Gülay Hanım kadar asil ve güzel...

Ömer; Suna'nın Fransa'da okuyup sonradan yanlarına gelen dayısı. Okumuş, görgülü, bilgili. Gülay Hanım'ın yanına yakışacak kadar yakışıklı. Her şeyi karşısına alacak kadar aşık...

Ve bu üç kader ortağının 1969'un o yazında yaşanan olaydan sonra hayatlarında gelişen olaylar...

Kitap, bu üç karakterin ismini taşıyan üç ayrı bölümden oluşuyor. Hepsinin kendi ağzından o olay sonrası yaşayıp günümüze kadar gelen hayatları dile getiriliyor. Olaylar Ankara'nın aşk kokan sokaklarında geçiyor.
Zamanla; gazoz kapakları, Mabel sakızlar, uzaklardan haber getiren telgraflar, Ferdane Teyzeler, troleybüsler, çocukluklar yerini siyasete, sloganlara, Dorian Gray'e, Tristram Shandy'e, dostluğa ve hiç bitmeyen aşka bırakıyor.

Ankara'nın enfes manzaraları, gezip görülecek harika yerleri yok belki ama çocukların kahkahalarının kol gezdiği, misket seslerinin şıngırdadığı sokaklarında yaşanan unutulmaz aşkları var.
Ankara'yı zaten çok seviyorum ama bu kitapla bir kez daha sevdim doyasıya. 
Ankaralı olun olmayın, Ankara'yı sevin sevmeyin ama yine de bu güzel kitabı okumanızı tavsiye ederim.
Çocukluk, arkadaşlık, dostluk ve elbetteki aşk üzerine içinizde hissedebileceğiniz sıcacık bir hikaye.
Yazarı daha önceden hiç okumamama hatta hiç duymamama rağmen eskiden beri tanıyormuşum hissiyle çevirdim her bir sayfayı.
 ODTÜ mezunu olduğunu öğrendiğimde, öğrencilik yıllarının bu kitaba büyük katkıda bulunduğunu düşündüm. Bir Akdeniz Kedisinin Hatıraları ve Çatı Katı Aşıkları adında iki kitabı daha olduğunu öğrenince onları da okumak için can atmaya başladım. Hayatını Frankfurt'ta sürdürdüğünü öğrenince de Offenbach-Frankfurt arasında yaptığı metro yolculuklarını yazdığı şu blogu buldum. Belki bir göz atmak istersiniz.

Herkese kitaplarla ve mutluluklarla dolu günler dilerim...

10 yorum:

  1. Kitap kapağı pek güzel,hele adı.Ve sonra senin yorumunu okudum.çok dikkat çekici konusu var ve hemen listeme ekledim.bu güzel kitabı bana kazandırdığın için teşekkürler gretacım.
    sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne demek Ladycim rica ederim, umarım beğenirsin emin ol kapağı ve adı kadar güzel bir hikayesi var şimdiden keyifli okumalar :)

      Sil
  2. Icınde Ankara gecen seylerı fılmlerı kıtapları sevıyorum. Konusunu çok merak ettim, ilk alacağım ktaplar arasında olacak

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ankara kokusunun yayıldığı filmleri ve kitapları ben de çok seviyorum. Bu kitabı da hiç düşünmeden aldım ve beklediğim gibi beni yanıltmadı, umarım sen de severek okursun şimdiden keyifli okumalar :)

      Sil
  3. Kitabı daha önce de duydum ve olumlu yorumlar okudum, şimdi sizden de okuyunca zaten sipariş listemde olan bu kitap yerini sağlamlaştırdı ayrıca yazarın bloguna da üye oldum, çok teşekkürler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım benim gibi beğenerek okursunuz, mutlu oldum ve rica ederim.
      Size şimdiden keyifli okumalar :)

      Sil
  4. Bloglar arasında dolaşırken böyle canımın çekeceği kitaplar keşfetmeyi ne kadar sevdiğimi tarif edemem. Paylaşım için çoook teşekkürler sevgili Greta :)

    YanıtlaSil
  5. rica ederim pinucciacım :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...