23 Aralık 2012 Pazar

Dolores Claiborne


Keyifli bir pazar günümü daha da güzelleştiren oyun, Dolores Claiborne...
O kadar hevesliyim ki anlatmaya, bu yüzden kelimelerimi toparlayamamaktan korkuyorum ama tek bir sözle özetlemem gerekirse; harika bir oyun!

Dolores Claiborne, Stephen King'in 1992 yılında yayımladığı psikolojik gerilim romanı. 1995 yılında aynı isimle beyaz perdeye de uyarlanmış. Ve hikayede 20 yıl sonra çözülen Dolores'in sırrı, kitabın yayımından tam da 20 yıl sonra tiyatroseverlerin karşısında.

Gerilim kitaplarına hiç ilgim yoktur, gerilim filmlerini de pek haz etmem ama tiyatroya gelince iş değişiyor; ben sahnede gerilim oyunları izlemeyi fazlasıyla seviyorum.


Oyuna adını veren Dolores Claiborne, Little Tall adasında küçük bir kasabada yaşayan, severek hayatını birleştirdiği alkolik bir kocaya sahip ve belki de hayatındaki tek değerli varlığı kızı olan bir kadındır.
Oyun, hizmetçiliğini yaptığı Vera adında tam anlamıyla cadı bir kadının ölümüyle suçlandığı sorgu odasında başlar. 


Dolores, kendini savunurken hikayenin en başına gider ve ayyaş kocasından yediği o ilk dayağı anlatır. Belki de her şeyin bir başlangıcıdır bu dayak. 


Ayyaş ve saldırgan bir kocanın ötesinde aynı zamanda kızına karşı cinsel dürtüler besleyen sapkın bir adamdır Joe.
Masum bir kadını cadılaştıran, yaşanılan her şeyin sorumlusu olan iğrenç bir insan.
Oyunu izlerken ondan nefret etmemeniz elde bile değil. Oyunun her sahnesini o kadar hissederek izledim ki, oyun bittiğinde bu adamı alkışlamak bile gelmedi içimden.



Vera, çok ilgisiz gibi görünmesine rağmen aslında Dolores ile aynı kaderi paylaşan bir kadındır. Dolores'in kendini savunurken bir bir ortaya döktüğü gerçekler, bu kadını öldürmediğinin bir kanıtıdır.


Olaylar aydınlanırken, 20 yıl önce güneş tutulmasının olduğu gece bir kuyuya düşerek ölen Joe'nun da katili ortaya çıkar.


Dolores ve kızı Selana'nın tek kurtuluş yolu anlatılır aslında bize bu olaylar içinde ve 
bir annenin çocuğuna duyduğu sevginin en öldürücü sevgi olduğu...


Oyun harika müzikleriyle, ilginç sahne tasarımıyla ve tabii ki şahane oyuncu performanslarıyla tam anlamıyla soluk soluğa bir oyun. Dolores, Fulya Koçak'a diyecek laf yok alkışların en kuvvetlisini hakkediyor. Joe, Tolga Tuncer de o nefreti bana hissettirdiğine göre ne kadar başarılı olduğunu siz düşünün. Vera, Serap Sağlar da tam yerinde bir karakter, gerçekten çok başarılı. Ama, yıllar önce Aşk-ı Memnu oyununda izlediğim Selena'yı canlandıran Deniz Gökçe Kayhan, hepsinden ayrı olarak beni kendine hayran bıraktı.


Oyun beni o kadar etkiledi ki,  şu an hislerimi ifade etmekte zorlanıyorum ve yazmakta en çok zorlandığım oyun olduğunu da itiraf etmek istiyorum.

Oyunun bu kadar güçlü olmasını nedenleri arasında tabii ki bir Stephen King kalemi olmasının önemi var. Ayrıca sevgili Sinemis Candemir'in ilk çevirisi olma niteliği taşıması da oldukça dikkat çekici.


Bazen cadı olmak gerekir hayatta, bazen başkalarını düşünmemek ve sadece kendimizi düşünmek, bazen kadını gücünü göstermek gerekir.
Vera'nın da dediği gibi, sonunda bu dünyaya dayanabilenler en esaslı cadılar oluyor aslında.
Herkese iyi seyirler...

6 yorum:

  1. Baktım ancak ankara devlet tiyatrosunda oynuyor şu an için sanırım. Filmini izlemiştim daha önce inanılmazdı, eğer İstanbul'a gelirse görmek isterim gerçekten çünkü inanılmaz bir kurgusu vardı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet Ankara devlet tiyatrolarının oyunu, belki İstanbul'a turneleri olabilir gelecek günler içerisinde takipte kalın ve mutlaka izleyin :)

      Sil
  2. Oyun süresi ne kadar acaba ona göre bilet seçimi yapacağım akşam ulaşım sorun olmasın diye bilgi almak istedim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. toplam 2 saat 20 dk civarı sürüyor, ,iyi seyirler dilerim...

      Sil
  3. Kitabını okumuştum bu akşam tiyatroda olmak ovvvvv:)heyecan verici gerçekten kitap anlattığınız kadar vardı kaleminize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim, size de iyi seyirler dilerim umarım beğenirsiniz :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...