6 Aralık 2012 Perşembe

Van Gogh Alive ve Gogh'a Dair


Van Gogh Alive, İstanbul'da açıldığında çok gitmek istemiştim. Ardından serginin Ankaralı sanatseverlerle de buluşacağını öğrenince bu duruma çok sevindim ve serginin Ankara'ya gelmesini beklemeye koyuldum.
Aslında sergi, 16 Ekim tarihinde Ankara Cer Modern'de kapılarını Ankaralılar'a açtı fakat ben geçtiğimiz hafta sonu sergiyi gezme mutluluğuna eriştim.


Van Gogh, herkes tarafından tanınan en ünlü ressamlar arasında benim en çok beğendiğim ve tarzını kendime en yakın hissettiğim ressamdır. Ortak noktalarımızdan birisi, aynı burca sahip olmamız hatta kendileri 1853 yılında Mart ayının 30'unda Hollanda'da dünyaya gelmiştir. Yani, doğum günü benimkinden bir gün sonradır.
Van Gogh, sanat hayatının ilk başlarında olmasa bile empresyonizmle tanıştıktan sonra hep izlenimci tarzda resimler yapmıştır. Bu da resimdeki ortak paydamız oluyor.


Van Gogh hakkında naçizane engin bilgilerimi sizinle paylaşmadan önce biraz sergiden bahsetmek istiyorum.
Sergiyi gezenler arasında çok beğenenler ve çok eleştirenler olmak üzere iki farklı görüş ortaya çıktı.
Tamamen dijital ortamda gerçekleşen sergide "Çerçeve yok, içindesin." sloganından da anlaşılacağı üzere resimlerin aslı bulunmuyor. Orijinal boyutlarından çok çok büyütülmüş olan resimler karanlık bir ortamda duvarlardan akıp geçiyor. Bu nedenlerle klasik sergileri sevenler tarafından sergi eleştirildi ve gerçek sanatın ne hala getirilmiş olduğu savunuldu ama ben böyle düşünmediğimi ve sergiyi çok beğenenler tarafında olduğumu hemen belirteyim.


Günümüzde almış başını giden teknolojinin böyle farklı alanlarda kullanılması bence gayet akıllıca bir düşünce.
Çok daha fazla kişi tarafından ilgi çektiğini düşünüyorum ve bu da Van Gogh gibi önemli bir ressamın çok daha fazla kişiye ulaşmasını sağlıyor. 


Benim dikkatimi çeken diğer bir durum  da, sergide çok fazla çocuğun bulunmasıydı. Anne babalarının elinden tutup gelmiş hepsi ve sergi salonunun bir köşesine oturmuş büyük bir ilgiyle resimleri izliyorlardı. 
Klasik bir sergi olsaydı ne bu kadar ilgi gösterirlerdi ne de bu kadar rahat izleyebilirlerdi.
Evet, serginin güzel yanlarından biri de bir köşeye oturup ressamın sergide yer alan tüm resimlerini izleyebilmeniz. Karşınızdaki duvardan tüm resimler sırayla akıp geçiyor ve tüm resimleri görmüş oluyorsunuz.
Fonda çalan müziklerle de daha da bir güzelleşiyor ortam.


Ayrıca resimlerin dışında bir de, Van Gogh'un sanat yaşamına dair bilgiler akıyor duvarda. Yani herhangi bir rehbere ya da kulaklığa ihtiyacınız olmadan bu yazıları okuyup bilgilenebiliyorsunuz.




Kendinizi renklerin içinde bir dünyada kaybolmuş gibi ve gerçekten resmin içinde gibi hissediyorsunuz. Van Gogh, başlangıçta koyu ve kasvetli renklerle çalışsa da empresyonizmi benimsedikten sonra renkli eserler ortaya çıkarmıştır. Kullanmayı en çok sevdiği renk ise, sarıdır. Zaten eserlerindeki sarı baskınlığından bunu anlamak mümkün. Bazı kaynaklarda, hayatının son yıllarında kullandığı ilaçlar nedeniyle görüşünün bozulduğu ve nesneleri sarımtırak gördüğü bu nedenle de sarı rengi çok fazla kullandığından bahsediliyor ama benim bildiğim ve daha iyimser olan, onun için sarı rengin güneşi yansıtıyor olması ve bu nedenle çok kullanıyor olması.


Van Gogh'u bu kadar kendime benzettim ama ilgili olanların bildiği üzere maalesef ressamın hüzünlü bir sonu var. Van Gogh'a akıl sağlığının yerinde olmadığı teşhisi ve bunun yanında birçok hastalık teşhisi konulmuştur. Hatta en bilinen eserlerinden olan ve serginin afişlerinde kullanılan "Vincent'in Yatak Odası" adlı resmi akıl hastanesinde kaldığı yıllarda resmettiği odasıdır.

Vincent's Room

Vang Gogh'un diğer bir ünü de, kesik kulaklı ressam olmasından gelmektedir. Arkadaşı ressam Paul Gauguin ile tartışması üzerine sol kulağının bir kısmını kesmiştir. Zaten, bu olay sonrasında ruh sağlığı iyice bozulmuş ve akıl hastanesine yatırılmıştır.


Van Gogh'un hayatının son buluş şekli de bana hep manidar gelmiştir. Açık alanda, doğada resim yapmayı seven Van Gogh, resim malzemelerini yanına alarak tarlaya çıkmıştır ama bu sefer resim yapmak yerine kendini tabancayla göğsünden vurmuştur ve bana göre böylece kendisi doğadaki resmedilecek anın bir parçası olmuştur.



Böyle sansasyonel olaylarda adı geçse de bence Van Gogh, geride bıraktığı eserlerle kuşkusuz dünyanın en yetenekli ressamlarından biri. Günümüzde hala, empresyonizmin kurucularından kabul edilir ve benim gibi empresyonist tarzda resim yapan birçok insan onun eserlerinden ilham alır.


"Portrait of Dr. Gachet" adlı eseri dünyanın en pahalı 10 eseri arasında yer alır. Bu tablo, 1990 yılında 82.5 milyon dolara satılmıştır. Eserin bugünkü değeri ise, 129 milyon dolardır.

Portrait of Dr. Gachet

Sanırım biz üç dört tekrar tüm resimleri izledik ve çok keyif aldık. Bu resimleri de sizin için fotoğrafladık. Resimle ilgilendiğim ve Vang Gogh'u sevdiğim için bu kadar çok beğendiğimi düşünmüyorum. Ressamın eserleri herkesin beğenisini toplayacak kadar başarılı ve serginin insanlarla buluşma biçimi gerçekten ilgi çekici.

Sergiyi henüz gezmemiş olan tüm Ankaralılar ve yolu Ankara'ya düşecekleri için, sergi 3 Ocak tarihine kadar Cer Modern'de bizimle olmaya devam edecek, mutlaka gidip görmenizi tavsiye ederim. 

Sergiye sabah giderseniz hemen sergi salonunun yanı başında bulunan Divan'da bir kahvaltı yapmanızı da ayrıca tavsiye ederim.


Serginin bende bıraktığı büyük beğeni dışında bana kalanlar ise, Van Gogh'un en sevdiğim resmi olan "Cafe Teracce at Night"lı mug ve kartpostallarla bir kitap ayracı :)

Herkese renkli günler dilerim...

6 yorum:

  1. Ben biraz fazla görgüsüzlük yapıp hem kartpostallardan hem de ayraçlardan çeşit çeşit almıştım. Gerçi hepsinden birer tane bırakıp kalanını hediye ettim ama yine de komikti :) Bu arada korkma sana da bir sürü kartpostal gelecek :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. burada çok fazla çok çeşit yoktu ama ya da ben göremedim :)
      bir sürü gelecekse tamam, sorun yok :)

      Sil
  2. Müzikler de çok iyiydi değil mi? Görüntü,ses... Gerçekten Van Gogh'un dünyasına giriyor insan. Bence de güzeldi sergi. Etkileyiciydi. Tek problem, benim karanlıkta başım döner:))) Yürürken zorlandım biraz:)

    YanıtlaSil
  3. Evet, müzikler çok hoştu. Bir yere çöküp izleseydiniz Sezer Hanım :) beni en çok cezbeden bu rahatlıktı sanırım, şaka bir yana gerçekten çok güzel bir sergiydi :)

    YanıtlaSil
  4. Harika bir sergiydi, öyleki sergide banka oturup izlemiştim, sözler, resimler harikaydı..ben de kalem ve karpostal almıştım :)

    YanıtlaSil
  5. ben de sizin gibi oturup izledim tüm resimleri gerçekten çok keyifliydi :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...