27 Ocak 2013 Pazar

Ben Feuerbach


İlk turnesinde izleme fırsatı bulamadığım Ben Feuerbach'ı bu kez kaçırmak istemedim ve rahata ermiş olmayı da fırsat bilerek soluğu yine tiyatroda aldım.
Oyun öncesi Bay Feuerbach yani Hakan Meriçliler ile yan yana masalarda yemek yediğimizi de belirtmeden geçemeyeceğim :)
Doğrusu oyun hakkında pek bir fikrim yoktu. Benim izlemeye pek vaktimin olmadığı Yalan Dünya dizisinde herkesi kendine hayran bırakan, namı değer Çağatay Koçtuğ'un oyunu olduğunu görünce balıklama atlayıverdim. Sahnede tanıdık yüzleri izlemekten hoşlanıyorum. Ayrıca, Hakan Meriçliler'in Trabzon Devlet Tiyatrosu sanatçısı olduğunu da böylelikle öğrenmiş oldum.


Oyun, Ben Feuerbach adında bir tiyatrocunun kısa bir anını kaplayan upuzun hikayesi. Tiyatroya tutkun bu adam, sahnelere yedi yıl ara vermenin ardından tekrar sahnelere dönmek amacıyla eskiden tanımış olduğu ünlü bir rejisörün oyuncu seçmelerine katılır. Üzerinde paltosu, boynunda atkısı, elinde bavulu oynayacağı monoloğa hazırdır. Fakat karşısında rejisörü beklerken rejisörün asistanıyla karşılaşır.


 Bu duruma sinirlenen Ben Feuerbach ile asistan arasındaki diyaloglarlar başlar ve oyun sürüklenip gider. Rejisörün beklendiği bu süre zarfı içinde Ben Feuerbach'ın hayatından gerçek hayata, sözde oyuncudan gerçek oyuncuya ve tiyatronun her bir noktasına dair gerçekler havada uçuşmaya başlar.


Ne yalan söyleyeyim, oyundan çok fazla keyif alamadım. Aslında çok bir beklentiyle de izlemeye koyulmamıştım ama oyunun genelini düşününce maalesef beğenmediğimi söylenmek zorundayım.
Evet, Hakan Meriçliler gerek ses tonu gerek sahne duruşuyla çok başarılı bir oyuncu ama canlandırmış olduğu, yıllardır akıl hastanesinde yatmış ve bunun izlerini hala üzerinde taşıyan karakter gereği neredeyse oyunun tümünde çok hızlı konuşmasından dolayı ben oyunu takip etmekte epeyce zorlandım. Dediğim gibi bu, karakterin getirmiş olduğu bir durum ama yok mudur acaba bunun başka bir yolu? Tek bir kelime bile sürçmeden cümleleri noktalandırmak, elbetteki takdire şayan bir performans ama bir de cümleler anlaşılsa sanki daha bir tadından yenmez olacak.


Ama öyle sahneler de var ki, örneğin kuşların uçuştuğu, beni benden aldı. Gerçekten çok beğendim. Ama bu durum süreklilik göstermedi. 
Oyuncu performansıyla oyunun temposu çok yüksek gözükse de genele bakınca aslında çok ağır ilerlediğini düşünüyorum. Sonu bile güzel bağlanamadı bana göre. Rejisör geldi ve ne oldu? Çok hafifçe geçilmiş bunun üzerinden. Oyunlarda alkışı başlatmayı çok seven ben, oyunun sona erdiğini bile anlayamamdan mütevellit neredeyse herkes alkışını bitirmeye başladığı anda ellerimi birbiriyle buluşturdum.


Asistan ve köpek sahibesi karakterleri ise, gerçekten başarılıydı. Aslında oyuncular değil, oyun gülümsemedi yüzüme. Bir aksilik oldu sanki. Normalde bir saat kırk dakika gözüken oyun, bir saat yirmi dakikada son buldu. Çıkışta, asistanı canlandıran oyuncunun yakınlarının "neden kısa sürdü bu sefer?" dediğini duydum ama maalesef cevabı duyamadım. 

Son zamanlarda ne yazık ki kötü seçimler yapıyorum. Ama bu durum beni tiyatroya küstürür mü? Tabii ki, hayır :) Zaten ben iyi oyun izlemeyi değil, oyun izlemeyi seviyorum ama tabii ki güzel olunca tadı da bir başka oluyor.

Ve son olarak, çok geç kalınmış bir teşekkürde bulunmak istiyorum izninizle. İnsanın kendi gibi tiyatroyu seven arkadaşlarının olması çok güzel bir şey. Hep birlikte tiyatroya gitme alışkanlığı olan bir aileyiz. Bunun dışında sevdiğimle aynı şehirdeyken ikimiz birlikte giderdik. Yani, ya ailemle ya sevdiğimle. Sonra, benim gibi tiyatro tutkunu olan şu an üniversitedeki en yakın arkadaşımla tanıştım ve bu oyunda olduğu gibi sezon boyunca izlediğim oyunların neredeyse yarısından çoğunu birlikte izlemeye başladık. Ayrıca kendisi, en sadık takipçim. Buradan kendisine teşekkürlerimi ve sevgilerimi iletir ve de birlikte daha bir dolu oyun izlemeyi dilerim...
:)

1 yorum:

  1. yaa arada beni de götürün yanınızda :(
    valla hiç zorluk çıkarmam :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...