6 Ocak 2013 Pazar

Jerry ve Tom


2012'nin son oyunu olacakken aniden gelişen sergim nedeniyle bir hafta gecikmeli olarak izlediğim Jerry ve Tom, böylelikle 2013'ün izlediğim ilk oyunu olma unvanını kazanmış oldu.
Oyuna geçmeden önce öncelikle size oyunun sahnelendiği Ankara Stüdyo Sahne'den bahsetmek istiyorum.
Bir tiyatro müdavimi olarak daha önce hiç gitmediğim bir sahneydi Stüdyo Sahne. Yerini tam bilmemem nedeniyle uzak gelen, nasıl gideceğimi bilmediğim bir sahneydi. Fakat çok sonradan öğrendiğim Büyük Tiyatro'dan kalkan servisler sayesinde bugün kısacık bir yolla aslında her gün okula giderken bu sahnenin civarlarından geçtiğimi öğrenmiş oldum. Evet, siz de Stüdyo Sahne'de veya hemen yanı başındaki İrfan Şahinbaş Sahnesi'nde bir oyun izlemek isterseniz oyun saatinden bir saat önce Büyük Tiyatro otoparkından kalkan servislere binerek ulaşımınızı rahatça sağlayabilirsiniz.
Ama asıl bahsetmek istediğim şey, sahnenin güzelliği. Hiç gitmemiş olanlar için belki sürprizi kaçıracağım ama anlatmak istiyorum.
Bu sahnede öyle her oyun sahnelenmiyor. Genellikle belli başlı oyunlara ev sahipliği yapıyor. Tabii bunun da bir nedeni olmalı. İşte o neden, sahnenin alışılagelmişin dışındaki ilginç tasarımı. Sanırım her oyun için özel olarak tasarlanıyor fakat yine de klasik perde ve dizili koltuklardan oluşmuyor. Bu nedenle biletler de numaralı satılmıyor. Kapılar açılıyor ve siz gözünüze kestirdiğiniz yeri seçiyorsunuz. Tabii en iyi yer neresidir onu kestirmek de zor. 
Bugün oyunu izlemek için salona girdiğimizde tiyatrodan çok bir discoda hissettik kendimizi. Ortada 360 derece dönebilen bar sandalyeleri, dört bir yanında dekorlar, renkli ışıklar ve bizi karşılayan hoş müzikler. 
Bir oraya, bir şuraya oturarak sonunda ortaya oturursak her tarafı eşit şekilde göreceğimizi düşünerek yerimizi aldık. Sonra bir köşeden oyun başladı ve her sahnede oyuncuların yer değiştirmesiyle birlikte biz de aynı doğrultuda sandalyelerimizi çevirerek oyun boyunca bir o tarafa bir bu tarafa dönüp durduk.
Sahneyi görür görmez büyülendik zaten, böyle ilginç bir şekilde izlemek de ayrı bir hoş oldu. 
Ama gelgelelim oyun, sahnenin yaratmış olduğu bu büyüyü devam ettiremedi benim için.

 

Oyun, Jerry ve Tom adında iki kiralık katilin hikayesini anlatıyor. Bu katillere kurban olarak, hepsi sevgili Ünsal Çoşar tarafından canladırılan bir dolu karakter eşlik ediyor. Haydi Karına Koş'tan tanıdığım bu başarılı oyuncu, bu oyundaki performansıyla bir kez daha beğenimi kazandı, gerçekten çok başarılı.
Tom'u canlandıran Cüneyt Mete'yi yine Haydi Karına Koş'tan tanıyorum, bu oyunda çok çok üstün bir performans sergilediğini söyleyemem. Jerry'yi canladıran Özgür Öztürk'ü ise ilk kez izleme fırsatı buldum ve bana göre Tom'dan çok daha başarılı ve etkileyici. 


Oyunun yazarı, Med Men dizisinin ve daha birçok başarılı dizinin senaristliğini yapan Rick Cleveland. Ya metnin aslı nedeniyle ya da çeviri nedeniyle tam bilemiyorum ama oyun bana fazla argo geldi. Argodan rahatsız olan bir izleyici değilim fakat argonun suyu çıkarılırsa bu durum dayanılmaz bir noktaya gelebiliyor. Hele tam yanınızda hatta değişen sahneye göre arkanızda ya da önünüzde olan seyircinin en ufak argo kelimeye basit bir şekilde kahkahalarla güldüğünü düşünürsek ve ondan başka kimsenin gülmediğini de hesaba katarsak durumun nasıl işkenceye dönüştüğünü tahmin edebilirsiniz sanırım.


Bu rahatsız edici anların içinde yine de oyundan keyif almaya ve evlerinde eşleriyle ve çocuklarıyla normal bir yaşam sürdüren fakat dışarı çıkınca nedenini bile bilmeden serinkanlılık ve hatta keyifle insanları öldüren bu iki caninin neden böyle bir işi seçtiklerini anlamaya çalıştım. Çok çabaladım, en ufak sahneden bir anlam çıkarmaya çalıştım ama ne yazık ki bir sonuca varamadım.
Yani oyun bana bunu hissettiremedi ama belki bu sadece benlik bir durum olabilir. Çünkü oyunu izleyen herkesin çok çok beğendiğini hatta tekrar izlemek istediklerini okudum her yerde. Ya ben beklentilerimi yüksek tuttum ya da insanlar sahnenin büyüsüne kapıldıkları için oyunun vermesi gerekenleri geri plana bıraktılar. Belki de oyun sadece şiddet her yerde, herkesin içinde demek istiyordu. Bilemiyorum.


Oyuna danslarıyla renk katmaya çalışan kadın da niyeyse bana çok itici geldi. Maalesef buradan da kurtaramıyor oyun. Ama duvarda asılı Van Gogh tabloları, çalan şarkılar içinde White Rabbit'in olması ve başta belirttiğim gibi Ünsal Çoşar'ın harika performansını da göz ardı edemem.


Salona girdiğimiz anda, vay be mutlaka bir daha gelelim, diyerek izlemeye başladığımız oyunu maalesef oyun sonunda, bir daha izlemeye gerek yok, diyerek sonlandırdık. Sahnesi ve dekoruyla beni büyüleyen oyun, içeriğiyle de bunu sağlasaydı herhalde keyfime diyecek olmazdı. 
Neyse efendim, yine kararı size bırakıp izlemek isteyenlere iyi seyirler ve hepimize tiyatro dolu günler diliyorum. 

6 yorum:

  1. aa bu benim de izlemeyi düşündüğüm oyunlardan biriydi.. iyi oldu bu yazıyı yazman başka oyunlara şans verelimm ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben sizi etkilemiş olmayayım ama bundan çok daha güzel oyunları izleyebilirsiniz, tavsiyede bulunmamı isterseniz de seve seve yardımcı olurum yine de tercih siza kalmış iyi seyirler :)

      Sil
  2. Bu sene Ankara DT de seçilen oyunların mesaj içeriğini geçen senelere göre biraz zayıf buldum, bu gözlemimi paylaşıyor musunuz siz de acaba? Gerçi değerlendirebilecek kadar çok oyun izleme fırsatım olmadı; fakat kısa sürede gözlemlediğim kadarıyla biraz öyle bir durum sezinledim. Bilemiyorum, belki de yanlış gözlemledim. Sizin yorumunuzu merak ediyorum bu konuda.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benaycım, izlediğim oyunlar açısından yorum yapmam gerekirse bu sezon Jerry ve Tom'a kadar böyle bir sıkıntı yaşamadım aslında. Ama belki aynı oyunları izlememişizdir bu nedenle evet öyle ya da hayır değil diyemeyeceğim. Bir de tabii beklentilerimize de bağlı bir durum bu, bazen insan fazla anlam yüklüyor ve öyle olmasını istiyor ama oyun daha sığ olabiliyor :)

      Sil
    2. Haklısın Gretacım, belki benim beklentilerim çok büyüktü oyunlardan, ya da gittiğim oyunlar öyle denk geldi. Artık önümüzdeki sezonlara bakacağız :) tabii DT'ler yerinde kalırsa.

      Sil
    3. tabii bir de öyle bir durum var düşünmek bile istemiyorum kapanma mevzusunu, biz olduğumuz sürece kapanmaz bence :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...