29 Mart 2013 Cuma

Bugün benim doğum günüm...

22 yıl önce bugün hayata karşı ilk çığlığımı attığımda;
Böyle güzel bir ailem olacağını, onları çok seveceğimi, onlar tarafından çok sevileceğimi...
Tipik bir Koç olmama rağmen her zaman yükselen Balık'ın etkisinde olacağımı ve onun solungaçlarının etrafında oradan oraya savrulacağımı...
Saçlarımın bu kadar lüle lüle olacağını...
Babamın o yemyeşil gözlerinin aksine annemin koyu gözlerine sahip olacağımı ve yıllar boyu deniz suyunda gözlerimi açarsam gözlerimin yeşereceğini düşüneceğimi...
Doğduğumda, koynumda göze çarpan gamzenin hiç geçmeyeceğini...
Gelecek yıllar içerisinde diz kapağımda oluşacak olan bisiklet yarasının hep benimle olacağını...
Çocukken yediğim o kivili dondurmanın tadını hiç unutmayacağımı...
17 yaşından sonra bir daha asla kola içmeyeceğimi...
Hep piyano çalmak isteyeceğimi...
Böyle güzel bir kardeşe sahip olacağımı ve bir gün onun benim boyumu geçeceğini...
Günlük tutmaya her daim devam edeceğimi, yazmayı bu kadar çok seveceğimi, yazdıkça mutlu olacağımı...
Her zaman tiyatroyu sinemaya tercih edeceğimi, tiyatroyu çok çok seveceğimi...
Renklerin büyüsüne kapılıp bir gün fırçayı elime alacağımı ve resme yeteneğim olacağını...
En büyük hayalimin bir çocuk kitabı yazmak olacağını...
Kitapları bu kadar çok seveceğimi, onlara çok değer vereceğimi...
Dünyanın her yerinden kartpostallar toplayacağımı...
Ara ara keşke eski dönemlerde yaşasaymışım diyeceğimi...
Kedileri bu kadar çok seveceğimi...
Her gece yatağıma yattığımda dua etmezsem içimin rahat etmeyeceğini...
Bu kadar fazla düzen takıntısına sahip olacağımı...
Hep sulu gözlü olacağımı...
Bir insanı kaybedip tekrar kazanacağımı...
Çok çok sevip de çok sevileceğimi...
İçimde kelebekler uçuşacağını...
Kışı hiçbir zaman sevmeyeceğimi...
Ayaklarımın hiçbir zaman ısınmayacağını...
Aylardan en çok nisanı, günlerden en çok perşembeyi seveceğimi...
Böyle güzel dostluklar kuracağımı...
Gereğinden fazla hayalperest olacağımı...
Geleceği hep çok merak edeceğimi...
Bu kadar mutlu olacağımı...
22. yaşımı kendime böyle bir yazı yazıp kutlayacağımı...
Bilebilir miydim?
...

22 Mart 2013 Cuma

Very Cupcake


Yeni yerler keşfetmeye hiç ara vermeden devam ediyorum. Bu seferki durağım, sanırım şimdiye kadar keşfettiğim yerlerin en tatlısı, en şirini. Very Cupcake, Tunalı Buğday Sokak'ta Divan Otel'in hemen yanında kutu gibi sevimli bir cupcake dükkanı. 


14 Şubat'ta enfes cupcakelerini cupcake severlerle buluşturmaya başlayan bu hoş mekan, henüz yeni açılmış olsa da buraya bir kez yolu düşeni şimdiden kendine müdavim edeceğe benziyor. 


Çeşit açısından epey geniş bir yelpazesi olan Very Cupcake'in cupcakeleri göze hitap ettiği ölçüde damağa da hitap ediyor. Bu cupcakeler sadece hayran hayran bakıp fotoğrafını çekmelik değil, aynı zamanda da çok lezzetli.



Beş çeşit cupcakein tadına baktım ama içlerinde favorim After Eight'li oldu. Bu çikolataya zaten bayılıyorum bir de cupcake ile buluşunca enfes olmuş. Kesinlikle denemenizi tavsiye ediyorum.


Cupcakelerin lezzetinin dışında mekan o kadar güzel ki insanın her bir yerin fotoğrafını çekesi geliyor. Her bir yandan şirinlik fışkırıyor. Dekorasyon harika.





Cupcake haricinde bir de çeşit çeşit pasta süsleri satılıyor bu tatlı mekanda. Tatlıcılıkla ilgilenen, ilginç süsler arayanlar için birebir.



Bir cupcake fiyatı 6.5 lira. Eğer paket halinde çokça almak isterseniz tabii daha uygun oluyor. Sunduğu lezzetin ve mekanın hoş atmosferi yanında fiyatlar oldukça makul. Ama bu hoş mekanın tek kötü yanı, küçücük olması nedeniyle cupcakerinizi yedikten sonra hemen mekandan ayrılmanızı gerektirmesi. Çünkü bir sıra yüksek masanın etrafında sadece altı sandalye bulunuyor ve yeni gelen müşterileri bekletmemek gerekiyor. Tabii şansınıza tenha bir zamana denk gelirseniz insana mutluluk veren bu hoş mekanda  dilediğiniz kadar oturabilirsiniz :)
Hazır hafta sonuna ramak kalmışken, henüz hafta sonu planı yapmamış olan Ankaralılar için güzel bir tavsiyede bulunduğumu düşünüyor ve şimdiden herkese afiyet olsun diyorum.
Bu cupcakeler kadar renkli bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle....

20 Mart 2013 Çarşamba

Son trenleri de yolculadım...

Ne zamandır yaptığım resimleri paylaşmıyorum sizlerle. Şöyle içimden gelerek, isteklice resim yapmadığım içindir belki de. Demir yolu temalı bir katalog çalışmamız olduğu için sürekli trenler, istasyonlar, raylar yapıyorum. Buharlı kara bir tren çalışmak çok zor olmasına rağmen aynı zamanda da çok keyifli. Ama maalesef her resimde kara bir tren yapıp üzerine de parmaklarımı boyaya bulayıp daireler çizerek buharı tüttürmek olmuyor. Her resim birbirinden farklı olmalı. Neredeyse altı aydır demir yolu temasının dışında bir resim yapmadığım için artık epeyce bir bunaldım. Neyse ki artık çalışmanın teslim süresi bitti ve ben de son trenlerimi uzak diyarlara yolculadım. Şimdi istediğim resmi yapmakta özgürüm. Tahmin edebileceğiniz üzere epeyce bir zaman tren resimlerinden uzak duracağım :)
Neyse sevgili sanatseverler, lafı daha fazla uzatmadan son yaptığım iki trenlerimle sizleri baş başa bırakayım.
O kadar emek var ki bu resimlerde, umarım beğenirsiniz :)





16 Mart 2013 Cumartesi

Rumeli Kale Cafe


Hafta sonu kahvaltısı için çok hoş bir öneride bulunacağım şimdi sizlere. Tabii önerim İstanbullular için ama yolu İstanbul'a düşecek herkese mutlaka bu kahvaltı üstadı mekana uğramasını tavsiye ediyorum  şimdiden.
Kahvaltı, benim için günün en güzel öğünü. Çoğu insan sabahın erken saatinde bir şeyler yemek istemese de ya da bu öğünü geçiştirebilecek kadar önemsiz hale getirse de kahvaltı denince benim ne iştahsızlığım olur ne de yapmasam da olur diyebilecek kadar ihmalkarlığım. Ben kahvaltı yapmadan dışarı adımımı atmam :)
İki hafta önce, hafta sonuna güzel bir başlangıç yapmak üzere soluğu Rumeli Kale Cafe'de aldık. Rumelihisarı'nda boğaza karşı enfes manzarasıyla harika bir yer burası. 


1982 yılında evlerinin altındaki dükkanlarında pastane işletmeciliği yapmaya karar veren Rezan Akoral ve Celal Ataman ustalığında Rumeli Kale Cafe ve Pastane´nin temeli olan Kale Pastanesi açılmış. Ardından 1983 yılında yandaki arazi de cafe tarzında işletmeye dahil edilmiş ve zamanla bugünkü Rumeli Kale Cafe halini almış. 
Çok mütevazi ve sıcak bir mekan hatta fazlasıyla salaş diyebiliriz ama öyle bir kahvaltı sunuyorlar ki müşterilerine sanırım bu sayede bu kadar nam salmışlar. İstanbul'da kahvaltı deyince Rumeli Kale Cafe ilk sırada geliyormuş efendim :)

Gittiğimizde ve aslında her daim tıklım tıklım olmasına rağmen şansımıza dışarıda bir masa bulduk kendimize ama ikinci katta camın kenarından da manzara bir harika hemen belirteyim.
Herhangi bir menüleri yok. Masanın üzerine açılan servis kağıdından istediklerinizi söylüyorsunuz. Biz serpme kahvaltı, sucuklu menemen ve beyaz peynirli menemen istedik. Siparişinizi verdikten sonra masanız hemen binbir çeşit ekmekler, sıcacık lavaş, bal kaymak ve harika kızarmış hellim peyniriyle donatılıyor. 


Sonra da başlıyorsunuz güzel boğaz ve deniz manzarası eşliğinde bu güzelim lezzetlerin tadını çıkarmaya. Hele bir de hava güzelse değmesinler keyfinize.
Şu an burada fotoğrafı olmayan koca peynirli menemeni harika ekmekler eşliğinde bir başıma nasıl yedim hala  inanamıyorum kendime. Ama o kadar lezzetli ki doymak nedir bilmiyorsunuz. Kızarmış hellim de bir harika. Etrafta sürekli çayınızı tazeleyen garsonların olması da ayrı bir mutluluk tabii ki :) 
Hafta sonu brunchlarını fazlasıyla seven ben, böyle bir kahvaltının brunchtan çok daha keyifli olduğunu söyleyebilirim :)


Bu güzel kahvaltı mekanı ünlüler tarafından da pek seviliyormuş. Biz oradayken de Tuğba Özay vardı içeride :)

Bu kadar çok beğendiğim ve epey bir heyecanla anlattığım mekanın tek kötü yanı, menüleri olmadığı için fiyatları da yazılı olarak göremiyor olmanız. Yani, fazla hesap ödeme riskiniz epey bir fazla ama yediğiniz şeyler o kadar lezzetli ki inanın deyiyor. Ayrıca o kadar doyuyorsunuz ki akşama kadar da bir şey yemenize gerek kalmıyor :)

Artık yarı İstanbullu olan ben, yarın sabah pazar kahvaltımı Rumeli Kale Cafe'de yapamayacağımdan dolayı, İstanbul'da olmadığıma bir kez daha üzülmek için kendime bir neden daha bulmuş oldum. Ama tüm İstanbullular'a benim yerime de harika manzara eşliğinde bu güzel kahvaltının tadını çıkarmasını tavsiye ediyorum.
Herkese afiyetler diliyor  ve kahvaltıyı hiçbir zaman ihmal etmeyin diyorum :)

15 Mart 2013 Cuma

Ve Boteco Açıldı!


Blogunu büyük bir zevkle takip ettiğim Lulu ve eşinin hoş mekanları Boteco geçtiğimiz çarşamba akşamı güzel bir davet eşliğinde Ankaralılarla tanıştı. 
Sevgili Lulu, önceden ufak ufak çıtlatmıştı böyle bir istekleri olduğundan. O andan itibaren heyecanlanıp, birçok mekan keşfedip blogunda da pek bir güzel anlatan Lulu'nun nasıl güzel bir mekanı olur şimdi, acaba ne zaman açılır, açılsın da hemen gidip denemeliyim diye düşünürken Lulu'dan açılışa özel olarak aldığım davetle neredeyse havalara uçtum. 


Benim hemen hemen her gün önünden geçtiğim bu hoş mekanın Tunalı Hilmi Caddesi Bülten Sokak'taki yerinin çok güzel olmasının yanında dekorasyonu da çok hoş. Dışarıdaki bahçesiyle yaza damgasını vuracağa benzeyen Boteco, mekana adımınızı atar atmaz sıcaklığıyla sizi büyülüyor. İçeriye geçmeden hemen yüzünüze gülümseyen bar çok hoş. İçeride bir köşede duvarda yer alan cici mi cici objeler muhtemelen Lulu'nun zevkli seçimleri. Ayrıca arka kısımda yer alan aydınlatmalar da ortama ayrı bir hava katmış. Ambiyans açısından her şey dört dörtlük. 


Tıklım tıklım olan gecede ben bloggerlara ayrılmış olan masadaki yerimi aldım. Böylece, bir anlamda da bir blogger buluşması gerçekleştirilmiş oldu. Böyle buluşmalara ilgisi olmayan ve açıkçası pek de bilgisi olmayan ben, sırf Lulu'yu kırmamak için bu açılışa katıldım. Ama tanıştığım bloggerları pek bir sevdim ve çok keyifli vakit geçirdim.

Bizlere çok hoş ikramlarda bulundular, tadına baktığım her şey çok lezzetliydi. Menülerine bakamamış olsam da anladığım kadarıyla Boteco, içkilerinizi ya da kokteyllerinizi yudumlarken yanında size eşlik edecek lezzetli atıştırmalıklarla kısa sürede sizi kendine müdavim edecek ve Ankara'nın en hoş mekanları arasına adını yazdıracak. Ama mutfağı hakkında kesin bir yorumda bulunmadan önce en yakın zamanda gidip güzelce bir ziyafet çekmeyi düşünüyorum. En çok merak ettiğim şeylerden biri de, Lulu'nun yapım aşamalarından epey bir keyifle bahsettiği kokteyller :)

Ben Instagramımı renklendiren bu içeceklere bayıldım mesela :)

Bu arada, değinmeden geçemeyeceğim Lulu o kadar hoş ve tatlı bir bayan ki, mekanlarının dışında kendisine de ayrı bir bayıldım. O koşuşturmacada bizimle tek tek ilgilenecek kadar ince ve servise dahi yardım edecek kadar mütevazi bir bayan.

Bir kez de buradan, bu hoş açılışa beni de davet ettiği için Lulu'ya teşekkür ediyor ve Boteco'ya bol müşterili bol kazançlı, her daim keyifli, nice uzun ömürler diliyorum...

11 Mart 2013 Pazartesi

Günaydın Et Lokantası


Günaydın'ın adını sürekli duyup da hiç denememiş olanlardım. Geçtiğimiz haftalarda  tıka basa doyduğumuz bir pazar brunchının ardından akşam hafif bir şeyler yemek için yolumuz Günaydın'a düştü. 
"Et Bizim İşimiz" sloganıyla kendine güvenini ortaya koyan Günaydın, İstanbul Bostancı'da küçük bir kasap dükkanı olarak çalışmaya başlamış ve yıllar içerisinde 1 merkez ve 36 şubeyle Türkiye'nin en iyi restaurantları 
arasına adını yazdırmayı başarmış. Mekan, 4 ayrı konsepte hizmet veriyor. Bunlar; Günaydın Et Lokantası, Günaydın Köfte Döner, Günaydın Steak House ve sadece Ankara'ya özel Günaydın Burger.

Ankara Arjantin Caddesi'nde Et Lokantası, Steak House ve Burger şubeleri birbirine çok yakın farklı sokaklarda konumlanıyor. Biz Et Lokantasına gittik ama erkek arkadaşımın çok sık gittiği gibi Günaydın Steak House, eğer et yemeyi çok çok seviyorsanız tam size göre diyebilirim. Günaydın Et Lokantası ise, ailece güzel bir akşam yemeği için tam ideal seçim.



 Ben Urfa Kebap yedim yani acısız olan, Adana ile hep karıştırıyorum bunları :) Çok aç olmadığım için böyle bir tercih yaptım ama Gavurdağ salata ve lavaş da yemeğime eşlik edince baya bir fazla yemiş oldum :)


Bu kebap da, patlıcanla harmanlanarak ve üzerinde erimiş kaşarla servis ediliyor. Adını hatırlamıyorum ama epey lezzetliydi, değişik bir şeyler yemek istiyorsanız tavsiye ederiz :)


Yediklerimizin ardından çay ve meyve ikramlarıyla yemeğimizi sonlandırdık. 
Mekan yazılarımda fiyatlardan bahsetmeyi genelde unutuyorum ama Günaydın Et, sunduğu hizmet ve kalitenin yanında diğer yerlere göre daha uygun fiyatlara sahip. Toplam iki kişi, 75 lira civarı hesap ödedik. Yani fiyatlar normal, çok abartılı değil.

Yolu Günaydın'a düşecek herkese şimdiden afiyet olsun diyorum :)

9 Mart 2013 Cumartesi

Kitchenette Bebek ve Filistin

Bu tavsiyeyi çok önce yazmam gerekiyordu ama bir türlü fırsat bulamadım. Şimdi fotoğrafları bilgisayarıma atmışken hazır vaktim de varken güzelce anlatayım dedim. Hem, hafta sonu nerelere gitsek acaba, diye düşünenler için de yararlı olacağını düşünüyorum :)


Aslında Kitchenette ile İstanbul'da tanıştım. Yeni yılın ilk akşam yemeği için Bebek Kitchenette'e gittik. Hafta içi olduğu için çok sakindi yani tam benlik. Üzerine bir de sıcacık dekorasyon, samimi bir ortam olunca ilk anda vuruldum bu hoş mekana. Tabii Bebek şubesinin o denize nazır konumu da bunu etkilemiş olabilir. Ama menüsünün zenginliği, etle çok arası olmayan bana karşı garsonların seçim yapmam için gösterdikleri özel ilgi ve son olarak yemeklerin lezzeti de tüm bunlara eklenince gerçekten ilk anda favori mekanım haline geldi.
İstanbul'da birçok yerde şubelerini gördükten sonra Ankara'da da Filistin Sokak'ta ve Armada'da şubeleri olduğunu öğrendim. Ardından da Filistin şubesinde soluğu aldım. Armada şubesini bilmiyorum ama Filistin şubesi de aynı Bebek'teki gibi tabii tek farkı deniz görmemesi :) Dekorasyon aynı şekilde, zevkle döşenmiş bir ev gibi, devasa kitaplıklar ise en çok hoşuma giden detay.


Gelelim asıl konuya. Kitchenette'te ne yemeliyiz? Açıkçası henüz, şu yemeği çok ünlü mutlaka  deneyin,diyecek kadar müdavimi olmadığım için böyle bir tavsiyede bulunamayacağım. Öyle bir yemeği var mı onu da bilmiyorum ama farklı zamanlarda tadına baktığım ve beğendiğim birkaç yemeği sizlerle paylaşacağım.


Et sevmediğim için her zamanki gibi ilk tercihim tavuktan yana :) Bu yemeğin adını hatırlamıyorum menüde olmayan günün spesiyaliydi. Tavukların arasında kızarmış ve tadı harika olan cips tarzı şeylerle, altında ise yoğurt ile servis ediliyor. Gerçekten lezzetli bir yemek, tavuk sevenlere tavsiye ederim.


Cafe de Paris Bonfile, kesinlikle kırmızı et sevenlerin bayılacağı bir lezzet, benim sevgilimin bayıldığı gibi :) Yanında servis edilen rokayı da öyle bir sosla sunuyorlar ki, tam ağızlara layık. 


Kitchenette Burger, böyle kocaman burgerlerle başımın dertte olduğunu daha önce bahsetmiştim. Çok büyükler, nasıl yiyeceğini şaşırıyor insan. Isırsan olmuyor, kessen olmuyor, en iyisi hiç bulaşmamak :) Ama burgerini de denemek gerekiyordu, denedik ve beğendik. Tabii böyle kocaman burgerleri yeme alışkanlığına ve becerisine sahipseniz daha bir beğenilesi ve lezzetli oluyor :)


Parmesanlı tavuk, fotoğraf flu çıktığı için hepinizden özür diliyorum ama elimde başka fotoğraf yok maalesef. Kapari ve maydanozlu sos yanında da salatayla servis edilen bu tavukları ben pek beğenmedim. Parmesana aldanıp atladım ama çok hoşnut kalmadım. Tavuklar biraz kuru olduğu için yemekte epey zorlandım ama sos ve salata çok lezzetli hem belki benim şansıma böyle denk gelmiştir, size servis edilen daha güzel olabilir :)

Şimdilik size önerebileceğim lezzetler bu kadar umarım yararlı bir yazı olmuştur. İlerleyen günlerde mekan önerilerimin devam edeceğini belirtip herkese afiyet olsun diyorum. Ağzınızın tadı hiç bozulmasın :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...