29 Nisan 2013 Pazartesi

Sixteen Candles


Breakfast Club'ı izleyip de çok sevmemin ardından John Hughes filmlerini hiç ara vermeden birer birer izlemeye devam ediyorum. Bu sefer içimdeki kelebekleri kıpır kıpır yapan filmi, Sixteen Candles...



Yine Breakfast Club'tan hatırladığımız o hayran olduğum tupturuncu saçlarıyla Molly Ringwald var baş rolde. Samantha olarak karşımıza çıkan Molly, on altısına basmak üzere olan genç bir kızdır. Bizim için on sekizinci yaş ne ise, Amerikan gençliği için de on altıncı yaş aynı öneme sahip olduğundan içinde ayrı bir heyecan taşımaktadır. Fakat, Samantha'nın ablasının evlilik telaşından bu önemli yaş günü tüm aile fertleri tarafından unutulur. 



Bir de bunun üzerine çekilmez büyükanne ve büyükbabalar, onlarla birlikte gelen Çinli exchange öğrenci ve okulun freshmanlerinden bir çaylağın Samantha'ya aşık olması eklenince büyük umutlarla beklenen on altıncı yaş günü, sweet sixteenimiz için kabusa biz seyirciler için ise, eğlenceli bir komediye döner. 



Belirtmeden geçmeyeyim, tabii ki bu on altıncı yaş gününün en büyük heyecanlarından biri de Samantha'nın okulun en yakışıklı çocuğuna duyduğu kocaman aşktır. Bu yakışıklı, okulun en popüler kızıyla birlikte olmasına rağmen bizim kızın ona karşı olan hareketleri de ilgisini çekmiyor değildir. 






Evdeki curcuna, okuldaki dans partisi, yanı başından ayrılmayan yeni yetme bir çocuk... 
Ve Samantha yeni yaşına bir kanepede uyuyarak girerken yeni yaşının ona neler getireceğinden elbette ki habersizdir...



Tam 80lerin gençlik filmi, görüntülerin eskiliğine bile bayılıyorum. Hikaye belki de çok sıradan ama insanı öyle etkiliyor ki, bayıla bayıla izliyorsunuz. Hiçbir abartı yok, her şey çok doğal, belki de en çok eski filmlerin insanda bu hissi uyandırmasını seviyorum. Ben çok sevdim, çok beğendim. Eğer siz de 80lerin kokusunu seviyorsanız, hiç vakit kaybetmeden izlemenizi tavsiye ederim.
Herkese iyi seyirler...

26 Nisan 2013 Cuma

Cafemiz


İlk başlarda, Arjantin Caddesi'nden Tunalı'ya doğru inerken, ufak şirin tabelasını görmeyip içerideki tıklım tıklım insanların birbirine karışan neşeli seslerini duyarak ve güzel bahçesinden gözlerimi alamayarak, bu hoş yer de neresiymiş, diye geçirirdim içimden. 
Daha sonraları ise, caddeden aşağı doğru süzülürken tabelaya dikkatli bakınca anladım ki, adını sıkça duyduğum fakat hiç gitme fırsatım olmadığı Cafemiz'miş bu güzel makan.
Bunu öğrenmemin ardından, zaten önünden her geçişimde içimdeki kelebeklerde oluşan içeri girme isteğini daha fazla engellemeyerek alıverdim soluğu Cafemiz'de.


1993 yılında açılan Cafemiz, Ankara'nın ilk cafesi. Ayrıca güzel bahçesinde bulunan meşe ağacı tam elli yaşında. Dışarıdan insanı cezbeden bahçesiyle birlikte öyle hoş bir dekorasyonu var ki Cafemiz'in, sanırım beni en çok büyüleyen kısmı bu oldu. 
Masalarda, duvarlarda, hatta menüde uçuşan meleklerle bembeyaz huzur verici bir dünya var burada. Bulunduğu ortam sayesinde insanın kendini mutlu hissetmemesine imkan yok. Hoşluğun ve zarifliğin yanında, aynı zamanda çok da içten. Şık bir ev ortamı. Misafir ağırlamalık, hoş sohbet edip, gülmelik, eğlenmelik.






Her bir köşesine ayrı ayrı bayıldığım bu güzel mekan, hiçbir şey yemesem içmesem bile sahip olduğu hoşluğuyla ruhumu doyurmaya yeterdi fakat lezzet açısından da değerlendirmek gerekiyor elbet :)

Cafemiz'in salatadan makarnaya, pizzadan ana yemeğe kadar oldukça geniş bir menüsü var ama  ben çok aç olmadığım bir anda gittiğim ve yemek yeme düşüncem olmadığı için öncelikle bir ara sıcak tabağını denedim. 
Mozzarella çubukları, falapeno pane, soğan pane, patates pane ve içli köftenin Fransız sos ile sunumundan oluşan bu tabak maalesef beklediğim kadar güzel değildi. Ayrı, özel bir tat bulamadım yani. 

Bu ilk hayal kırıklığının ardından, mekana yakışır şekilde menüsünde çok fazla tatlı çeşidi olacağını düşünerek bir tatlı yemeye karar verdim fakat ikinci hayal kırıklığını da burada yaşadım. Ne yazık ki çok fazla tatlı çeşidi yok. Ben de bu az seçeneğin arasından çok da zorlanmadan çıtır çikolatalı karamel rüyasını gözüme kestirdim.
Neyse ki, hoş sunumuyla karşıma gelen bu rüya keyfimi yerine getirdi.


Aslında Cafemiz, Hayal Salatası ve Hayal Makarnası diye adlandırdıkları, bir form doldurarak malzemelerini kendinizin seçtiği yemekleriyle meşhur. Eğer, makarna ya da salata yemek ve bunları kendiniz oluşturmak isterseniz size bu hoş seçeneği öneririm. 

Cafemiz, lezzet açısından beni çok fazla tatmin etmiş olmasa da o hoş atmosferiyle gönlümü kazanmaya yetti. Hem daha birçok farklı tadını denemiş olmadığım için peşin hükümlü olmam gereksiz.


Biz kadınlar hafta sonu planlarımızı çarşambadan yapmaya başlasak da henüz hafta sonu planı olmayanlar için Cafemiz güzel bir seçenek olabilir. Ankara güneşinin artık hafiften yakmaya başladığı şu günlerde Cafemiz'in bahçesinin tadını sevdiklerinizle birlikte çıkarabilirsiniz. 
Ankaralılar için Arjantin Caddesi Numara 19'da, Mersinliler içinse ikinci şubesi olan 
Eğriçam Mahallesi, Adnan Menderes Bulvarı, Marina Numara 33'te.
Herkese huzur dolu bir hafta sonu ve afiyetler diliyorum...
:)

24 Nisan 2013 Çarşamba

Instagram ve Ben

Instagrama bir bulaştım pir bulaştım :) İlk başlarda, fotoğraf paylaşmam sadece gezinirim diyordum ama gün geçtikçe öyle bir müptelası oldum ki, bir baktım 100. fotoğrafımı paylaşmışım geçtiğimiz günlerde. 
Bu aralar bloga çok yazı yazmamamın nedenlerinden biri de budur belki. Anlatacağım uzun uzadıya şeyler yoksa, Instagram çok daha pratik ve eğlenceli geliyor bana. Hemen çek fotoğrafı, altına bir cümle yaz ve paylaş. İşte bu kadar! :) Tabii ki blogun yerini tutamaz ama ne bileyim işte, blogtan çok daha fazla vakit geçirir oldum Instagramda. Durum böyle olunca, çoğu bloggerın da Instagram kullandığını bildiğimden artık kullanıcı adımı paylaşayım ve oradan da birbirimizi takip edelim diye düşündüm. 
Instagramda eyildrm kullanıcı adıyla boy gösteriyorum. 
Buradan tüm fotoğraflarıma bakıp takipçim olabilir, böylece aynı şekilde ben de sizi takip edebilirim.
Blogumun sağ üst köşesine de ayrıca bir link ekledim oradan da profilime ulaşabilirsiniz.
Bu fotoğraflar ve daha da fazlası için hepinizi bekliyorum :)

Instagram yaptığım resimleri daha da bir güzelleştiriyor :) İşte son çalışmam, Kız Kulesi...


Maviyi, mavi olan her bir şeyi çok seviyorum. Bunlar daha mavilerimin sadece birazı :)


Doğum günümde kendime pasta yaptım demiştim sizlere. İşte karşınızda; şeker hamurundan, tamamen kendi hayal gücümle :)


20 Mart dünya macaron gününden bir fotoğraf :)


Kitaplarım ve oyuncaklarım...


En son okuduğum kitap. Bu sıralar kitap yorumları yazmayı da çok aksatıyorum ama ilerleyen günlerde bunu telafi edeceğime inanıyorum :)


Ne de güzel poz vermiş bana boğaz...


Kartpostallarım, canlarım, onlar olmazsa olmaz :)


Milka Oreo'yu denedim sonunda, beğendim mi, beğendim galiba :)


Bulutlar; onlar hep güzel, çok güzel ve ben onları fotoğraflamayı çok seviyorum...


Ve son olarak, çatı katımdaki kediler :)

22 Nisan 2013 Pazartesi

Teppanyaki Alaturka


Son zamanlarda, gidip görüp de en çok beğendiğim yerlerin başında geliyor Teppanyaki Alaturka. Yine, yeni yerler keşfetme arayışında olduğum bir zamanda rast gelip, ardından hiç vakit kaybetmeden soluğu bu hoş restoranda aldım. 


Mekanın ismindeki alaturka çok bizden ama bu teppanyaki de nedir? diye sorarsanız; teppanyaki, Japon mutfağında demir tabak anlamına gelen "teppan" ve ızgaralanmış ve az yağda pişirilmiş anlamına gelen "yaki" kelimelerinin türetilmesiyle oluşturulmuş.Yani sacda pişirilen yemek yöntemi diyebiliriz. Bu Japon pişirme tekniğiyle Türk yemek kültürünün birleştirilmesiyle de ortaya Teppanyaki Alaturka çıkmış. 


İki ayrı konsept bulunuyor Teppanyaki Alaturka'da; tercih ettiğiniz menüye göre şefinizin masanızın başında yemekleri yapıp hoş bir şekilde size sunmasını dilerseniz teppanyaki bölümüne ya da normal menüden seçiminizi yapmak isterseniz alakart bölümüne rezervasyonunuzu yaptırabiliyorsunuz. 
Biz tercihimizi teppanyakiden yana kullandık ve heyecan içinde şefimizin etrafındaki yerimizi aldık. 

Bu bölümde, Teppanyaki menüde yer alan set menülerden birini tercih etmeniz gerekiyor. Klasik ve Türk Mutfağı olarak ikiye ayrılıyor setler. Klasik set daha çok Japon mutfağı ağırlıklı, Türk mutfağında ise, bizden lezzetler yine Japon mutfağı sunumuyla servis ediliyor. Biz değişik tatları denemek için bir Klasik set bir de Türk Mutfağı seti seçtik.



Bu görmüş olduğunuz Klasik Set Menü 2. Çorba, mevsim salata, deniz tarağı, kuzu pirzola, Çin mantısı, steak biftek, logos fileto, beefroll, noodle veya pilav ve tatlıdan oluşuyor.



Bu da Türk Mutfağı Set Menü 2. Çorba, yeşil salata, teppan köfte, buharda levrek, kalamar ahtapot, acılı ekşili patates, noodle veya pilav ve tatlıdan oluşuyor. 

Porsiyonlar çok fazla olmasa da çeşit çok fazla olduğu için gerçekten tıka basa doyuyorsunuz. Menünün içindeki her şeyi, örneğin buharda levrekten hiç hoşlanmadım, çok lezzetli bulmadım tabii ki ama genel olarak yemekler lezzetli.
Hepsinden önce bizi en çok büyüleyen, yemeğinizin gözünüzün önünde pişirilip hemencecik dumanı tüte tüte servis edilmesi. Kendi kendimize ocak başı Chinese food diyerek lezzetlerin tadını çıkarırken epeyce eğlendik :)
Ayrıca, şefinize yemekle ilgili isteklerinizi belirtmek için masalarda Çince'sini nasıl söyleyeceğiniz kartlar bulunuyor. Böylece yemeğinizin yapım aşamasına yön verip, yemeğiniz servis edildikten sonra şefinize Şiğe Şiğe (teşekkür ederim) diyebilirsiniz :)



Menü içerisinde en çok beğendiğim lezzetse, dondurmalı kızarmış ananas oldu. İlk defa tadına baktım ve çok beğendim. Ayrıca bu lezzet, hazırlanışıyla da teppanyaki masası etrafındaki herkes tarafından en ilgi gören kısım. Görsel ateş şovu kısmında herkes ellerinde telefonları hazır bekliyor ve şefin komutuyla yükselen alevin fotoğrafı bir güzel çekiliyor. Görmüş olduğunuz gibi ben de çok güzel yakaladım :) 


Belirtmeden geçemeyeceğim, şefimizi de çok sevdik. Küçük küçük konuşmaya çalıştık. Benim, ateş ne zaman?, soruma bile yarım Türkçe'siyle cevap verdi. Bize çok hoş bir gece yaşattı, ellerine sağlık :)

Teppanyaki bölümündeki yemek saatleri altı-sekiz ve sekiz-on arası. Bu iki tercihten birini yapmanız gerekiyor. Ayrıca, kalabalık bir grup olarak gelecekseniz vip odaları tercih edebilirsiniz. Başta belirttiğim gibi alakart seçeneği de mevcut. 
Tercihinizi hangisinden yana yaparsanız yapın eminim memnun kalacaksanız. Her köşenin atmosferi ayrı bir güzel.

Vip odalar

Alakart bölümü

Hoş ortamıyla, lezzetli yemekleriyle, ilginç sunumuyla biz Teppanyaki Alaturka'yı çok sevdik. En kısa zamanda bir de alakart kısmını denemek için tekrar ziyaret etmeyi düşünüyorum. Eğer siz de Çin ve Japon  yemeklerini seviyor bir de bunun ocak başında nasıl olacağını merak ediyorsanız Türk ve Uzak Doğu kültürünü birleştiren Teppanyaki Alaturka'yı mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim. 

Ayrıntılı bilgi için buraya, menü ve fiyatlar için de buraya bir göz atabilirsiniz.
Herkese şimdiden afiyet olsun :)

21 Nisan 2013 Pazar

Fantastik


Devlet Tiyatroları'na çok önem vermeme rağmen maalesef  Devlet Opera ve Balesi'ne aynı özeni gösteremedim hiçbir zaman. Sezon boyunca DOB'tan izlediğim temsil sayısı iki ya da üçü geçmez genellikle. Ama bunun nedeni operayı, baleyi ve müzikalleri sevmemem değil kesinlikle, bilakis büyük bir zevkle izlerim hepsini. İhmal etmemin nedeni, temsillerin az sayıda olması ve uzun süreli aralıklarla seyircilerle buluşması olsa gerek. 

Bu arada DOB'un çok sevdiğim bir uygulaması olduğundan bahsetmeden geçemeyeceğim. Temsilin bileti satışa çıkacağı zaman mail adresinize haber geliyor, böylece biletinizi alabiliyorsunuz. Çoğu zaman bu maillere bakma fırsatım olmuyordu ama geçtiğimiz günlerde Fantastik biletlerinin satışa çıktığı haberi gelince hemen biletimi aldım.

Uzun süredir bekliyormuşum gibi bahsettim fakat, aslında hiçbir bilgim yoktu sadece adı ilgimi çekti, müzikal olduğunu görüp, bir de ilk temsili olduğunu okuyunca konusuna bile bakmadan bu temsili izlemek istedim.


Lusia ve Matt adında iki genç birbirlerine deli gibi aşıktır ama bu aşka engel, birbirine düşman babaları ve bahçelerine koydukları sınırdır.


Fakat kısa sürede, aslında babalarının çok iyi dost olduğu ve çocuklarını evlendirmek istedikleri gerçeği  anlaşılır. Sadece "çocuklar her zaman söylenenin tersini yapar" düşüncesinden hareketle birbirlerine düşman görünüp, bahçelerine sınır çekip çocuklarının konuşmasını yasaklamışlardır.


Sonradan babalar olaya çözüm getirmek için kız kaçırma planı yaparlar. Kendi tuttukları adamlar kızı kaçıracaktır, esas oğlan kızı kurtaracaktır ve oğlan kahraman ilan edilerek babalar barışacaktır.


Plan işler ve babalar çocuklarını bağrına basar, herkes mutlu olur. Ama hikayeler hep mutlu mu biter?
Tüm bu olaylar 1. perdede ay ışığında geçmektedir. İki genç gün ışığında birbirlerini hiç görmemiştir. 
2. perde gün ışığında geçer ve gençler arasında birbirine kusur bulmalar, babalar arasında tartışmalar başlar. 
Bu arada babalarını onlara yaptıkları oyunu da öğrenince düş kırıklığı ve kavgayla birbirlerinden ayrılırlar.



 Birbirlerinde ayrı kaldıkları süre içinde her ikisi de hayattan ders alarak olgunlaşırlar ve tekrar birbirlerine geri dönerler. Birlikte olmanın mutluluğunun verdiği düetle de oyun son bulur.


Konu hafif, anlaşılır ve keyifliydi. Şarkılar da aynı şekilde. Ben bu opera sanatçılarının seslerine bayılıyorum. Harika orkestrayla da birleşince gerçekten çok keyif verici bir iki saat geçirdim.

23 Nisan ve 5 Mayıs tarihlerinde tekrar Ankara Operet sahnesinde olacaklar. İzlemenizi tavsiye eder, şimdiden iyi seyirler dilerim...

20 Nisan 2013 Cumartesi

Bekleyiş-Karıncalar


Bugün matinede Yastık Adam oyununa biletim varken kendimi bir anda Bekleyiş-Karıncalar oyunun içinde buldum. Neye niyet neye kısmet derler ya hani, işte aynen öyle oldu. Oyundan birkaç saat önce Yastık Adam'ın sanatçı rahatsızlığı nedeniyle iptal edildiği mesajı geldi telefonuma. Ama devlet tiyatrolarında hiçbir sahne oyunsuz kalmayacağı için yerine hemen başka bir oyun koymuşlar. Şansımıza sahnelenen oyun, Bekleyiş-Karıncalar...

Programda izlememiş olduğum, tek tük kalan oyunlardan biriydi Bekleyiş-Karıncalar. Geçen sezon bir de Kahve Molası adlı oyunla 3 yönetmen 3 oyun başlığı altında sahneleniyordu. O zamanlar Kahve Molası için izlemek istiyordum ama bir türlü fırsat bulamamıştım. Bu sezon Kahve Molası oyunların içinden çıkarılınca Bekleyiş-Karıncalar ilgimi çekmeyen ve izlemeyi düşünmediğim oyunlar arasında yerini almıştı. Ama bugün izleyeceğim oyunun yerine koyulunca, hadi bari bunu da izlemiş olalım, diyerek İrfan Şahinbaş Sahnesi'nin yolunu tuttuk.


Bekleyiş ve Karıncalar iki farklı yönetmenin, birbirinden tamamen bağımsız, iki farklı oyunu. Kısa film denir ya hani, bunlara da kısa tiyatro diyebiliriz sanırım. 


İlk olarak, bir çeşit arafta cennete kavuşmak için gün sayan bir adamın hikayesi olan Bekleyiş sahnelendi. Kapısız bir oda, beklenmesi gereken sekin bin yıl, seksen bin yıl, cennete giden otobüsün kaçırılması ve
ve sonuçta aslında boşuna beklenen binlerce yıl...


Ethan Coen'in kara mizah örneği olan bu yarım saatlik oyun, içinde çok büyük anlamlar barındırıyordu tabii ama ben pek kafa yoracak ruh halinde değildim. Biraz sıkılmış olsam da değişik bir oyundu. Ayrıca selamda peruğunu çıkarana kadar tanımadığım Tolga Tekin gerçekten çok başarılıydı.


İkici oyun Karıncalar, bir askerin savaş sırasında yaşadıklarını sevdiğine anlattığı güncelerden oluşuyor. Savaştan kaçma ve sevgili özlemi içinde olan askerin, firar ettiği gün ayağı bir mayına kitleniyor ve özgürlüğe kavuşayım derken kendi kendini esir ediyor. Hayatta kalabilmesi için tek şansı ise, ayağını mayından çekmemesi ve ayağını saran karıncalara engel olması...


Bol patlamalı, gürültülü ve bol sulu bir oyun. Efektler insanın yüreğini ağzına getiriyor. Hiç ilgimi çekmeyen bir konu olduğu için o kadar sıkıldım ki, yerimde zor oturdum. Oyunla hiç bağdaştıramadığım o hoş Fransız şarkıları da çalmasaydı sanırım çok daha fazla sıkılacaktım.
Sanırım benim için bu yıl izlediğim en sıkıcı oyundu. Ama kesinlikle haksızlık edemeyeceğim nokta, Basri Albayrak'ın muhteşem üzeri performansı. 55 dakika boyunca yüksek bir tempoda insanı etkileyen bir oyun sergiledi. Sularda yattığı, yağmurda ıslandığı, patlamalara maruz kaldığı, bu zor performansı en güzel şekilde gerçekleştirdi. Zaten bu rolüyle, 3. Sadri Alışık Anadolu Tiyatro Ödülleri Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu ödülüne de layık görülmüş. Ama tek kişilik oyunların böyle bir sorunu var işte. Sadece oyuncunun başarılı olması yetmiyor, konu da ilginizi çekmeli ki kendinizi oyuna dahil edebilin. Ben konuyu beğenmediğim için maalesef oyunu da beğenmemiş oldum.


Bu sefer, mutlaka izleyin diyemiyorum ama ilgisini çekenler tabii ki izlesinler :) Bir de, bu sahnede ilk defa bir oyun izledim. Sahneyi çok beğenmiş olmasam da fuayesini ve şu an yemyeşil olan bahçesini çok beğendim. Eğer İrfan Şahinbaş'ta bir oyun izleyecekseniz, oyuna biraz erken gidip fuayesinde oturmanızı tavsiye ederim :)
Herkesin mutlu bir pazar geçirmesi dileğiyle...

14 Nisan 2013 Pazar

Karmakarışık


Bir buçuk ay olmuş tiyatroya gitmeyeli. Benim için epey uzun bir süre. Özlemişim. 
Çok da oyun kalmadı aslında programda izlemediğim. Hiç bilet bulamadığım, ilgimi çekmeyenler bir de turne oyunları.
Rahata erişip fellik fellik oyun ararken Bursa'dan turneye gelen Karmakarışık çekti dikkatimi. Konusunu okuduktan sonra hiç tereddüt etmeden biletimi aldım.


Sahnede çokça izlediğim bir komedi örneği. 
Eşini aldatan bir adam, yalanlar üzerine yalanlar, işlerin karmakarışık bir hal alması, hiç düşmeyen tempo, havada uçuşan kahkahalar...

Bu sefer eşini aldatan adam, İngiltere Başbakan Yardımcısı Bay Phillips. Ana muhalefet partisinin sekreterlerinden biriyle yapacağı kaçamak için bir otel odası tutar. Ve oyun, seyirciyi bu otel odasındaki yaklaşık iki buçuk saatlik süreye ortak eder.


Bu kaçamak, geceye dahil olan sayısız davetsiz misafir, kim olduğu bilinmeyen bir ceset, kimin kim olduğunun bir süreden sonra tamamen birbirine karışması ve bozuk bir pencereyle keyifli bir curcunaya dönüşüyor.


İlk yarım saat çok sıkıldım ama daha sonra temponun bir daha hiç düşmemek üzere yükselmesiyle keyfim yerine geldi. 
Bana göre oyunun en başarılı karakteri bakanın özel kalemiydi. Bakanın tüm söylediği yalanlar bu garibin üzerine kaldı. O kadar başarılıydı ki, sanırım en çok ona güldüm.


Oyunun rahatsız edici yanı, birazcık uzun olması. İki buçuk saat sürüyor. Daha kısa olabilirdi sanki. Yüksek tempolu olmasına rağmen olayların geçişi de biraz havada kalıyor ve cidden takip etmekte zorlanabiliyorsunuz.


Oyunu izlerken daha önceden izlediğim Haydi Karına Koş ve Şimdi Olmaz Sevgilim adlı oyunları anımsadım. Oyunların konusu birbirine çok benzer, tempoları ve karmaşaları da yine aynı.
Daha sonradan farkına vardım ki, Haydi karına Koş ve Şimdi Olmaz Sevgilim'de olduğu gibi bu oyunun da yazarı aynı kişi; Ray Cooney.
Karmakarışık da klasik bir Cooney komedyasıydı. 
Eşini aldatma çabasında bir adam, yanında yalanlarına alet edeceği bir yardımcı, tatilde ya da dışarıda herhangi bir yerde olan eşin evine erken dönmesi ya da sürpriz yapması ve işlerin bir anda karışması...


Üç oyununu izledikten sonra anladım ki, hep aynı konuyu işlese de Ray Cooney'in kalemini seviyorum. Başka oyunları da karşıma çıkarsa mutlaka izlerim.


Son olarak oyunda çalan tüm parçalar çok güzeldi ve tüm ekip selama çıktıktan sonra sahnede o güzel şarkılardan biriyle çok enerjik bir şekilde dans etti. Bu keyifli veda gerçekten hoştu.

Şansıma turnenin son gününde yakalamışım onları. Maalesef bu yazıdan sonra oyunu izlemek isteyen Ankaralı tiyatroseverlerin böyle bir imkanı olmayacak. Ama turne kapsamında farklı şehirlerde onları izleme fırsatı bulup kahkahalarınızı havada uçuşturabilirsiniz.
Şimdiden hepinize iyi seyirler ve tiyatro dolu günler dilerim...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...