20 Nisan 2013 Cumartesi

Bekleyiş-Karıncalar


Bugün matinede Yastık Adam oyununa biletim varken kendimi bir anda Bekleyiş-Karıncalar oyunun içinde buldum. Neye niyet neye kısmet derler ya hani, işte aynen öyle oldu. Oyundan birkaç saat önce Yastık Adam'ın sanatçı rahatsızlığı nedeniyle iptal edildiği mesajı geldi telefonuma. Ama devlet tiyatrolarında hiçbir sahne oyunsuz kalmayacağı için yerine hemen başka bir oyun koymuşlar. Şansımıza sahnelenen oyun, Bekleyiş-Karıncalar...

Programda izlememiş olduğum, tek tük kalan oyunlardan biriydi Bekleyiş-Karıncalar. Geçen sezon bir de Kahve Molası adlı oyunla 3 yönetmen 3 oyun başlığı altında sahneleniyordu. O zamanlar Kahve Molası için izlemek istiyordum ama bir türlü fırsat bulamamıştım. Bu sezon Kahve Molası oyunların içinden çıkarılınca Bekleyiş-Karıncalar ilgimi çekmeyen ve izlemeyi düşünmediğim oyunlar arasında yerini almıştı. Ama bugün izleyeceğim oyunun yerine koyulunca, hadi bari bunu da izlemiş olalım, diyerek İrfan Şahinbaş Sahnesi'nin yolunu tuttuk.


Bekleyiş ve Karıncalar iki farklı yönetmenin, birbirinden tamamen bağımsız, iki farklı oyunu. Kısa film denir ya hani, bunlara da kısa tiyatro diyebiliriz sanırım. 


İlk olarak, bir çeşit arafta cennete kavuşmak için gün sayan bir adamın hikayesi olan Bekleyiş sahnelendi. Kapısız bir oda, beklenmesi gereken sekin bin yıl, seksen bin yıl, cennete giden otobüsün kaçırılması ve
ve sonuçta aslında boşuna beklenen binlerce yıl...


Ethan Coen'in kara mizah örneği olan bu yarım saatlik oyun, içinde çok büyük anlamlar barındırıyordu tabii ama ben pek kafa yoracak ruh halinde değildim. Biraz sıkılmış olsam da değişik bir oyundu. Ayrıca selamda peruğunu çıkarana kadar tanımadığım Tolga Tekin gerçekten çok başarılıydı.


İkici oyun Karıncalar, bir askerin savaş sırasında yaşadıklarını sevdiğine anlattığı güncelerden oluşuyor. Savaştan kaçma ve sevgili özlemi içinde olan askerin, firar ettiği gün ayağı bir mayına kitleniyor ve özgürlüğe kavuşayım derken kendi kendini esir ediyor. Hayatta kalabilmesi için tek şansı ise, ayağını mayından çekmemesi ve ayağını saran karıncalara engel olması...


Bol patlamalı, gürültülü ve bol sulu bir oyun. Efektler insanın yüreğini ağzına getiriyor. Hiç ilgimi çekmeyen bir konu olduğu için o kadar sıkıldım ki, yerimde zor oturdum. Oyunla hiç bağdaştıramadığım o hoş Fransız şarkıları da çalmasaydı sanırım çok daha fazla sıkılacaktım.
Sanırım benim için bu yıl izlediğim en sıkıcı oyundu. Ama kesinlikle haksızlık edemeyeceğim nokta, Basri Albayrak'ın muhteşem üzeri performansı. 55 dakika boyunca yüksek bir tempoda insanı etkileyen bir oyun sergiledi. Sularda yattığı, yağmurda ıslandığı, patlamalara maruz kaldığı, bu zor performansı en güzel şekilde gerçekleştirdi. Zaten bu rolüyle, 3. Sadri Alışık Anadolu Tiyatro Ödülleri Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu ödülüne de layık görülmüş. Ama tek kişilik oyunların böyle bir sorunu var işte. Sadece oyuncunun başarılı olması yetmiyor, konu da ilginizi çekmeli ki kendinizi oyuna dahil edebilin. Ben konuyu beğenmediğim için maalesef oyunu da beğenmemiş oldum.


Bu sefer, mutlaka izleyin diyemiyorum ama ilgisini çekenler tabii ki izlesinler :) Bir de, bu sahnede ilk defa bir oyun izledim. Sahneyi çok beğenmiş olmasam da fuayesini ve şu an yemyeşil olan bahçesini çok beğendim. Eğer İrfan Şahinbaş'ta bir oyun izleyecekseniz, oyuna biraz erken gidip fuayesinde oturmanızı tavsiye ederim :)
Herkesin mutlu bir pazar geçirmesi dileğiyle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...