15 Eylül 2013 Pazar

Bosna Hersek - Saraybosna


Balkanların en hüzünlü ülkesine hoşgeldiniz. Nedense böyle bir giriş yapmak istedim. Şimdi düşününce şehrin bana hissettirdiği ve aklımda yer eden en büyük duygu koca bir hüzün...

Bosna'ya gelmeden önce aslında bir Balkan turunun içinde olduğumu ne yalan söyleyeyim pek de anlamamıştım. Balkanlar deyince, ilk olarak benim aklıma bize olan yakınlığı geliyor, bizden bir şeyler taşıması, uzak olmaması, yabancı durmaması. Macaristan'ı da sayarsak gezdiğim yedi Balkan ülkesi içinde bana en bizdenmiş izlenimi veren şehirlerin başında Saraybosna geliyor. Diğeri de Makedonya Üsküp, gerçi orada sadece eski şehir kısmında bu duyguyu hissedebiliyorsunuz. Neyse onu yeri gelince anlatırım zaten ama baksanıza şu fotoğrafa, ne farkı var bizim Amasya'dan. Göğe yükselen minare bile bir yakınlık hissi uyandırıyor.


Gelelim hüzün meselenize. Benim tarihle pek aram yoktur hatta itiraf edeyim hiç sevmem. Yeni bir yeri keşfederken anlatılan tarihini biraz kulak ardı eder, gözümün gördüklerine daha çok önem veririm ama söz konusu Saraybosna olunca tarih sayfalarında yer etmiş izleri rehber tarafından dinlemeseniz ya da okumasanız bile şehir yaşanmışlığını gözler önüne seriyor. Ve siz de bu duruma kayıtsız kalamıyorsunuz.

Binanın tepesinde kurşun izleri 

Eski Yugoslavya'nın parçalanmasıyla sonuçlanan savaş zamanı büyük kayıplar vermiş ve acılar yaşamış şehrin binalarında hala o günlerden kalma kurşun izleri duruyor. Bu yapıların bazısı maddi durumlar nedeniyle tamir edilmiyormuş fakat büyük çoğunluğunun hala izler taşımasının nedeni, yaşanan acıları unutturmamak içinmiş.

1992 yılında bağımsızlığını ilan eden ülkede Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar bir arada yaşıyor. Yükselen cami minarelerinin yanında sanırım şehrin en yüksek tepesinde kocaman bir haç var. Zor bir durum olsa gerek ama halk savaşta çok kayıp verdiği için hiçbir şeyin o günler kadar kötü olamayacağına inanmış ve bir şekilde birlikte yaşamayı öğrenmiş.
8 aylık periyotlarla ülke bir etnik grubun lideri tarafından yönetiliyormuş. Yani 24 ay boyunca üç milletin lideri de başa geçip görevini tamamlamış oluyor. Durum böyle olunca ülkenin gelişmesi de pek beklenen bir durum değil tabii. Hatta ülkenin para birimi olan Km bile 1 Euro 1.95 Km olacak şekilde sabitlenmiş.

Gelelim şehirde nereleri görmemiz gerektiğine. Bizim Ankara'nın Ulus'unu anımsatan şehrin merkezinde bulunan Başçarşı, gezilecek yerlerin en başında geliyor sanırım. Şehrin kalbi niteliğindeki bu alanın dört yanı camilerle çevrili. İçerisinde ise, lokantalardan alışveriş dükkanlarına, hanlardan medreselere kadar ne ararsanız var. Şehrin en meşhur caddesi olan Ferhadiye Caddesi de Başçarşı'dan başlayıp Tito Caddesi'ne kadar devam ediyor. Bu caddede bir de Ziraat Bankası var. Para bozdurmak için exchangeler yerine burayı tercih edebilirsiniz. 






Şehrin simgesi haline gelen sebil de Başçarşı'da bulunuyor. Bir de bize anlattıklarına göre ilginç bir inanışı varmış bu sebilin. Sebilin iki tarafında bulunan çeşmelerin bir tarafından su içerseniz bir daha bu şehri ziyaret edeceğinize, eğer iki taraftan da içerseniz buradan biriyle evleneceğinize inanılırmış. Sanırım ben tek taraftan içmiştim, bakalım tekrar gidecek miyim.



Bosna'dan alınacak en güzel hediye meşhur kahvesi olsa gerek. Taze kahve, o kadar güzel kokuyor ki, dükkandan ayrılmak istemedim.



Kendimi sanki kendi ülkemin bir kasabasında geziyor gibi hissettim burada. Tabii halkın Türkçe konuşuyor olması da bu durumda etkili fakat bunun yanından çok fazla Türk turist de var Saraybosna'da.

Başçaşı'yı güzelce gezip altını üstüne getirdikten sonra acıkan karnınızı doyurmak için çok fazla uzağa gitmenize gerek yok. Çarşının içinden buram buram yükselen iştah açıcı kokuların geldiği bir yerde hemen soluğu alabilirsiniz.
Bizim yediğimiz yerin adını maalesef not etmemişim ama çarşının hemen girişinde sol tarafta bir yerdi. Ufak çaplı bir araştırmayla neresi en meşhurmuş onu da bulabilirsiniz. Nerede yenileceğini bilmesem de ne yemeniz gerektiğini gayet iyi biliyorum :) Meşhur börek, yine çok meşhur olan ve cevapi denilen köfte ve yanında yoğurt dedikleri gerçekten yoğurt kadar kıvamlı olan ayran. Hepsi çok lezzetli, Bosna'ya yolunuz düşerse bunları yemeden dönmeyin derim.



Şehri gezdiğim Temmuz ayında hava gerçekten çok sıcaktı. Yemek sonrası biraz serinlemek için çarşı içinde bir tatlıcıda dondurma yedik. Tatlılar pek güvenilir gelmedi gözüme ama fotoğrafını çekmeden de edemedim :)


Başçarşı'da epey bir zaman geçirdikten sonra Başçarşı''nın yakınında bulunan ve görülmesi gereken Latin Köprüsü kenarına geçtik. Bu köprü, 1. Dünya Savaşı'nın çıkmasına neden olan Franz Ferdinand suikastinin gerçekleştiği köprü.



Burayı da gördükten sonra bir diğer görülmesi gereken yer Bosna-Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzet Begoviç’in mezarının da bulunduğu şehitlik.


 Şehitliğe giden yürüme yolu çok hoş. Tepeden şehrin güzel doğasına da şahit olabilirsiniz.



Şehirde genelde eski yapılar var, başta da belirttiğim gibi çoğu savaş izlerini taşıyor. Fakat şehir merkezi boyunca modern yapılar da dikkat çekiyor. 
.


Şehirde tramvay ulaşımı epey yaygın. Hatta Avrupa'nın ilk tramvay seferi de Saraybosna'da  yapılmış. Şu an hizmet veren renkli tramvaylar şehrin hüzünlü havasını dağıtmak istercesine tatlı tatlı gülümsüyor caddelerde.


Günü bu şekilde geçirdikten sonra asıl ertesi gün yapacağımız Mostar ve Poçitel yolculuğu için sabırsızlanarak otelimize doğru yol aldık. Atlamadan geçmeyeyim;  Bosna deyince akla gelen ve daha iç açıcı olan bir diğer önemli konu; sanırım yeşillikler içindeki harika doğası fakat başkent Saraybosna'da biraz gizlenmiş gibi duruyor doğa. Doğanın tadını çıkarmak için tercihiniz Mostar ve Poçitel olmalı. Soraybosna insanın yüreğine dokunuyor, çok şey hissettriyor ve mutlaka görülmeli ama itiraf etmeliyim ki ben Bosna'da en çok Mostar'ı beğendim. 

Bu arada, biz Hotel Hollwood'da kaldık. Şehir merkezinden biraz uzak ama hava alanına çok yakın. Türkler tarafından da çok tercih ediliyormuş. Gece şehri gezme gibi bir düşünceniz yoksa ve bizim gibi birkaç gece konaklamayı düşünüyorsanız tercih edebilirsiniz. Biz herhangi bir sorun yaşamadık memnun kaldık diyebilirim.

Saraybosna'dan aklımda kalanlar şimdilik bu kadar, bir sonraki yazıda Mostar ve Poçitel ile karşınızda olmak dileğiyle...

4 yorum:

  1. Saraybosna benim için de tam bir hüzün şehriydi. Balkanların yeşilliği ise Saraybosna'dan çıkar çıkmaz başlıyor, yeşilliğine, doğasına hayran kalmıştım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de hayran kaldım en çok da bu yönünü sevdim biraz olsun hüznün izlerini silmek ister gibi doğa buraya torpil geçmiş :)

      Sil
  2. Börekleri çok meşhurmuş ama nedense sevememiştim ben:(
    Galatasaraylı olanlara tavsiyem Tarık Hodzic'in dükkanını bulup cevapçiç yemeleri:) Merkezde değil ama merkeze yakın ara sokaklardan birindeydi. Kapısında Galatasaray bayrağı asılı. Adam çok sıcak davranıyor Türk müşterilere doğal olarak. Eşim Galatasaraylı, Tarık Hodzic'i görünce hemen atladı. Bana da Fenerbahçeli olarak fotoğraflarını çekmek düştü:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de börektense köfteyi tercih ederim :) Ama dediğiniz yeri duymadım zaten ben de Fenerbahçeliyim :) Galatasaraylı gezginler için güzel olsa gerek ama :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...