8 Eylül 2013 Pazar

Hırvatistan - Zagreb

Bu yıl gezdiğim ülkeler içinde belki de en çok merak ettiğim ülke Hırvatistan; başkent Zagreb idi. Bu kadar merak ettiğim için mi yoksa epeyce beklentide olduğum için mi bilmem, en garip gezimi bu ülkede yaşamış oldum.
Bir şehrin sokaklarında fütursuzca dolaşmak; yaşadığımız, bildiğimiz, kendimizi oraya ait hissettiğimiz bir şehir için oldukça mutluluk verici bir durum olsa gerek ama söz konusu olan ilk defa gördüğünüz bir şehir olunca işler garip bir hal alıyor.
Gelin, en başından başlayarak anlatayım hikayeyi.


Ülkenin başkenti ve bir milyonun üzerindeki nüfusuyla en kalabalık şehri olan Zagreb'e pazar sabahı erken saatlerde iniş yaptık.
İlk hayal kırıklığı bizi karşılayan rehberlerle oldu. Çok genç, tecrübesiz ve hatta fazlasıyla bilgisiz sayılabilirlerdi. İçlerinde Zagreb'te yaşamayan bile vardı.
İkinci hayal kırıklığı ise, Avrupa'daki birçok ülkede olduğu gibi her anı fırsat bilip; hafta sonuymuş, özel günmüş, siesta vaktiymiş diyerek dükkanlarını kapatan bir halka sahip şehre pazar günü ayak basmamızın yanında tesadüf bu ki, bir de Hırvatistan'ın Avrupa Birliği'ne girecekleri güne denk gelmiş olmamızdı.
Şimdi bunun nesi hayal kırıklığı gibi düşünebilirsiniz, aslında kulağa da epey hoş geliyor ama işin aslı böyle değil. Çünkü böyle özel günlerde Hırvatlar sokaklara çıkmazlar, dükkanlarını kapatırlar, polis de özel güvenlik tedbirleriyle belli sokakları caddeleri kapatırmış. Tamam bu güvenlik olayını makul karşıladım fakat niye dükkanlarınızı, cafelerinizi, mağazalarınızı kapatıp evlerinize tıkılı kalıyorsunuz ey halk demekten kendimi alamadım.
Şehir için eminim kemikleşmiş bir dulu sıfat vardır ama  bu manzara karşısında benim ona yakıştırdığım isim, ölü şehir Zagreb oldu.
Hal böyle olunca keyfim epeyce kaçtı. Zaten çok bir şey bildiklerini düşünmediğim rehberleri de hiç dinleyesim gelmedi. Gruptan biraz kopuk bir şekilde gezip hoşuma giden kareleri fotoğraflamakla yetindim.


Böyle umutsuzca bir giriş yapmış olmama rağmen sokakların cansızlığını bir kenara bırakırsak Zagreb, göze hoş görünen bir şehir aslında. Size Avrupa'da olduğunuzu hissettirmesinin yanında Orta Çağ güzellikleriyle de göze çarpıyor.

Şehir, yukarı ve aşağı şehir diye adlandırdıkları iki bölümden oluşuyor. Yukarı şehirde daha çok Orta Çağ'dan kalan yapılar bulunuyor. Aşağı şehirde ise şehir merkezi bulunuyor.
Aklımda kalan ve görülmesi gereken birkaç yer ise şunlar;


Şehrin kalbi olarak tabir edilen jelacic Meydanında bulunan Ban Jelacic Heykeli. Kendisi Hırvat hakları savunucusuymuş ve Hırvatlar için epeyce önemliymiş. Yine bu meydanda cafeler, restoranlar ve oteller de bulunuyor. Yukarı şehirde yer alan bu büyük alanda bir de mimarisi eski yapıtları andıran büyük bir alışveriş merkezi var.


Meydanın biraz ilerisinde Avrupa'nın ünlü pazarlarından Dolac Pazarı bulunuyor. Burası için çok hevesliydim ama fotoğrafta gördüğünüz gibi malum gün nedeniyle pazar alanı bile bomboş :(


Pazarın arka sokağında ise, Zagreb Katedrali yer alıyor. Gotik tarzda yapılmış mimarisi ve iki uzun kulesiyle  turistler tarafından fazlaca ilgi görüyor. İçi de en az dışı kadar görülmeye değermiş ama maalesef burası da kapalı.


Ve St. Mark Klisesi, ülkenin en büyük simgesi. Özellikle renkli çatısıyla çok ilgi görüyor.

Şehri yukarıdan izlemek için en güzel yerlerden biri, Jezuitski Meydanı’nda bulunan Lotrscak Kulesi'nin bulunduğu yer. Buradan, Zagreb'de aklıma en çok yer eden, kırmızı çatılı evlerin, süslediği şehrin keyfini çıkarabilirsiniz. Ayrıca tam buradan hareket eden tramvayla da aşağı şehre inebilirsiniz.



Tüm bu görülecek yerleri gezdikten sonra anılarımızın yanında kendimize ülkeden küçük hatıraların kalmasını istediğimizden fellik fellik açık hediyelik eşya dükkanı aradık. Her yeri talan ettik ve sonunda şehrin kalbi olan meydanın arka sokağında bir tanecik açık dükkan bulup anahtarlık, kartpostal ve magnetleri zulaladık. Yeri gelmişken; ülkenin para birimi Kuno tabii Avrupa Birliği'ne tam üyelikle birlikte Euro'ya geçmeleri muhtemel. Şehri gezdiğim 30 Haziran 2013 tarihinde 1 Euro 7.5 Kuno idi. Biz zaten alışveriş yapabilecek açık bir yer bulamadığımız için aldığımız ufak tefek şeyler için de para bozdurmadık ve euro kullandık. 



Ardından Pivnica Medvedgrad Adzijina diye bir yerde yemek yeyip şehrin boş sokaklarına atıverdim kendimi. Kendimi tamamen yabancı hissettiğim bomboş sokaklarda hoşuma giden kareleri fotoğrafladım. Çimenlere oturup yorgunluk giderdim.Bir banka oturup sokaklarda dolaşan tek tük insanları ve uçuşan kuşları izledim. 










Akşama doğru ben şehirde kendimi biraz daha mutlu hissetmeye başlamışken halk da sokaklara dökülmeye başladı. Zagreb'in uyuyan güzelleri ellerinde Hırvatistan ve AB bayraklarıyla kutlamaların yapılacağı  Ban Jelacic meydanına doğru birer birer girmeye başladılar. Ben de hiç vakit kaybetmeden bu tarihi ana ortak olmak için alandaki yerimi aldım. Akşam yola çıkacağımız için çok fazla kalamadık ama hoş şarkılarla dans edip, eğlencelere katılarak günün sonunda keyfimin tam olarak yerine gelmesini sağlamış oldum. Ayrıca Hırvatistan ile birlikte Avrupa Birliği'ne de girmiş oldum :)






Böylece ilginç bir Zagreb gezisinin sonuna gelmiş olduk. Ülkenin böylesine önemli bir günde gezilemeyeceğini benim gibi siz de anlamışsınızdır eminim :) Ama yine de güzel bir anı oldu. İleride Kim Milyoner Olmak İster? yarışmasına katılıp karşıma Hırvatistan'ın AB'ye girdiği tarih soru olarak çıkarsa şıkları görmeden gününe kadar söyleyip bir Slumdog Millionaire durumu yaşayacağım kesin :)

Neyse, çok fazla uzatmadan ülkeye ve şehre dair söylemek istediğim son şeyler;

Aslında Hırvatistan tam bir tatil cenneti, Türkler tarafından da çokça tercih edilen Dubrovnik başta olmak üzere bir sürü sahile kıyısı olan şehri var. Ayrıca ülke bin küsür tane de adaya sahipmiş, bunlardan en bilineni Dalmaçya olsa gerek. 
Zagreb, bu sahil şehirlerinin biraz gerisinde kalmış gördüğüm kadarıyla. Bizim Ankara gibi, turistler başkent Zagreb'den ziyade sahil şeridini tercih ediyor. Bir ülkenin başkenti görülmeli bence ama siz de kültürel aktivitelerden ziyade deniz kum güneş üçlüsünü seviyorsanız tercihinizi sahil şeridinden yana yapabilirsiniz. 

Ülkenin vize istememesi ve ekonomik olması da sanırım epeyce çekici.

Sokaklarda dolanırken ilginç bir müze gördüm bir de. Kırık kalpler müzesi gibi bir şey. Ayrılan sevgililer birbirlerine aldıkları hediyeleri buraya bağışlıyorlarmış. Baya ilgimi çekti benim. Tabii kapalı olduğu için biz gezemedik sadece önünden geçtik ama yolunuz düşerse siz benim için de gezin :)

Kravat sözcüğünün Hırvatlar'dan bize bir armağan olduğunu da hatırlatayım sizlere.

Ayrıca ülke, dalmaçyalı köpekleriyle de ünlü.

Şehrin en hoşuma giden özelliği ise, Ban Jelacic gibi belli meydanlarda şifresiz kablosuz ağın olması, dilediğiniz gibi internete girebiliyorsanız. Yurt dışındaysanız ve internet paketiniz yoksa bu güzel durum  gerçekten kurtarıcı.

Ve son olarak, herkesin ortak tespiti olan Hırvat kızları çok güzel lafına katılmadığımı belirtmek istiyorum :)

Şimdilik benden bu kadar, bakalım bir sonraki maceramda nereyle karşınızda olacağım. 
Beni okumaya ve gezmeye devam etmeniz dileğiyle...

6 yorum:

  1. şehir kendini gizlemiş ama yine de güzelliklerini yakalamışsın..bizim de Berlin'de başımıza gelmişti.Koca şehirde lokantalar dışında heryer,avmler dahil heryer kapalıydı.Özellikle kısa bir dönem için gidilince can sıkıcı oluyor tabii.sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler yorumunuz için :) Kesinlikle kısa süre için sıkıcı bir durum ama günün sonunda bir şekilde keyif almayı başardım :)

      Sil
  2. aaa ne güzel.
    fotolar da bilgilendirici.
    kırık kalpler müzesi ha.
    boş sokaklar.
    ab günü.
    dubrovnik merak ederdim.
    ucuz ha.
    tamam ya not aldım.
    neden olmasın.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler deeptone :)

      Sil
  3. 2011 yılında Hırvatistan'ı en aşağıdan başlayıp yukarıya Zagreb'e kadar konaklayarak gezmiştik. Fakat maalesef Zagreb'i gezme fırsatı bulamamıştık:( En son oradan koştura koştura uçağa binip dönmüştük. Aklım feci şekilde Zagreb'te kalmıştı:)
    Hırvatistan'ı ve Hırvatlar'ı biz çok sevdik ailecek. Her şeye rağmen Avrupa Birliği'ne girdikleri gün orada olmak hoş bir tesadüf olmuş. Gündüz eve tıkılmalarına anlam veremedim o ayrı:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Halkıyla maalesef çok bir münasebetimiz olamadığı için nasıl insanlardır biz anlayamadık :)
      Sahil kıyısını ve adaları gezdiyseniz aklınızın kalmasına gerek yok bence :)
      Ama gerçekten benim için çok hoş bir anı oldu AB açısından :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...