19 Eylül 2013 Perşembe

Kafamda deli sorular...


Kayıtlarımda terk edilmiş bu başlıklı bir taslak buldum. Hatırlıyorum da, şu an söyleneceğim şeylerden çok farklı bir ruh haliyle çok farklı bir konudan bahsedecektim. Ama maalesef konular değişse de aklımı bir dolu şeyin meşgul etme durumu hiç değişmiyor.

Bu yazın, gezme tozma yazılarını henüz bitirmiş değilim. Daha anlatılmayı bekleyen ülkeler, şehirler, sahiller var. Bunlar bir kenarda dursun, daha okuyup çok beğendiğim kitapların ballandıra ballandıra anlatılması var. Diğer bir yanda da, giderek yaklaşan ekimle birlikte izlenecek oyunların, gezilecek sergilerin planları var.

Ama benim, kelimelerimi toplayıp da sıraya dizmeye hiç hevesim yok. Kendi kendime diyorum hep, daha çok zamanım olacak o zaman yazarım, o zaman anlatırım...

Peki, gerçekten çok zamanım olacak mı? Onu da tam bilmiyorum ya, sadece öyle ummakla yetiniyorum...

Bir veda yazısı yazmayı bir gün düşünüp bir gün düşünmediğimden olsa gerek ufak ufak gireyim dedim konuya. Gerçi tam olarak veda sayılmaz benimki. Gün saymaktan pek haz etmesem de az zaman kaldı yeni hayatıma. Yeni hayat! Barındırdığı anlam bir yana, kelimeler bile heyecan kokuyor. Belki mutluluk, belki korku ama basbayağı heyecan...

Bir dolu hazırlıkla ve bir dolu eksik bulmakla geçiyor günler. Tatlı bir telaş var içimdeki kelebeklerde her zaman olduğu gibi. Bugün saçlarımı boyattım mesela, hayatımda ilk defa. Bir yerlere not etmek lazım aslında ama ne parmaklarımın kalem tutmaya mecali var ne de kalemimin kağıtla öpüşmeye...

En büyük mutluluğum unutmak! Ne de güzel bir özelliği var şu beynimizin. Livaneli'nin de dediği gibi aslında unutmak insanlara verilmiş en büyük hediye...

Bir de unutmanın diğer bir yüzü var. Bazen insanı hiç beklemediği anlarda dan diye vuran. Unutmak kadar güzel bir şey belki ama daha acı veren; hatırlamak!

Hatırlamak da değil aslında tam olarak, nasıl denir bilmiyorum ama farkına varmak sanırım. Yani unuttuğumuz kişinin de aynı bizim gibi hayatına devam ediyor olmasını fark etmek. Nesi garip ki bunun. Hatta fazlasıyla olağan. Ama gel de beyne anlat bu durumu. Zavallıcık hala bıraktığımız yerde zannediyor unutulanları...

Başka şeyleri de fark ediyorum bu arada. Mesela aylardır lens kullanmadığımı, özgürce yazamadığımı ama kendime dair şeyler yazmayı çok özlediğimi ve giderek düz yazılarımı şiirselleştirdiğimi. Bu son dediğimin de bir adı vardı aslında ama bakın onu da unuttuğumu fark ettim şu an...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...