5 Eylül 2013 Perşembe

Macaristan - Budapeşte: Bir şehre aşık olmak...


Hani şiirde diyor ya, şimdi Budapeşte’de olmak vardı, mavi Tuna'nın kenarında, o güzelim mimariyi seyretmek... 
İşte şu anki duygularıma hiçbir şey bu kadar güzel tercüman olamaz. Budapeşte; Tuna'nın incisi, doğunun Paris'i, romantizmin başkenti... Fazlasıyla hakkettiği bu güzel sıfatlardan pek de haberim olmadan iki yakalı bir nehirli, bir dolu köprülü bu güzel şehrin tam göbeğinde gözlerim hayranlıktan ışıl ışıl parlarken buldum kendimi.
Gezi yazılarının bir üslubu var mıdır bilmiyorum ama varsa da bu biraz alışılmışın dışında bir yazı olacak. Şimdiden uyarıyım, fazlasıyla hayranlık içeriyor...



Bükreş'ten yola çıkarak sabah saatlerinde vardığımız Budapeşte, ona güzellik katan bulutlarıyla karşıladı bizi. Viyana ve Prag ile Orta Avrupa turlarının vazgeçilmezi olan bu güzel şehir ilk anda şehri ikiye bölen, türkülere bile konu olan Tuna Nehri ile beni büyülemeye başladı. Belki rengi mavi değil ama onun da böyle bir derdi yok zaten, o sadece aşık olanlara mavi görünürmüş. İçinden nehir geçen şehirler hep güzeldir ya, belki de Budapeşte bunların en güzeli. Ve türküdeki gibi sanki akmıyor, genç ve güzel bir kız gibi açmış kollarını öylece duruyor ve gözü üzerinde olan turistlerin beğenisini topluyor ama o kadar asil ki hiç şımarmıyor, tavrından hiç ödün vermiyor...

Bu asil nehir, şehri Buda ve Peşte olarak ikiye bölüyor. Sonra da birbirinden güzel 9 köprüyle birbirine kavuşturuyor. En meşhur köprü, Aslanlı köprü. Her yakada iki tane olmak üzere toplam dört tane aslan bulunuyor köprülerin başında. Bu aslanlar Macaristan'ın gücünü temsil ediyormuş. Rehberimiz bir de ilginç bir hikayesini anlattı bu köprünün. Zamanında köprünün mimarı, köprüde bir hata bulursanız kendimi köprüden atarım demiş tüm halka. Sonra bir çocuk, ağzı açık olan aslanların dillerinin olmadığını görmüş ve aslanlar dilini yutmuş demiş. Bunu üzerine mimar, aslanlar köpek değildir ki dillerini dışarı çıkarsın, dese de mimarın verdiği sözü unutmayan heykeltıraş kendini Tuna'nın sularına bırakmış...



Bunlar da diğer köprüler; Elizabeth, Margaret, Liberty'den manzaralar...









Köprülerinin dışında ayrıca üç de ada bulunuyor Tuna Nehri üzerinde. 

Biz ilk olarak Budin Kalesi'nin, Balıkcılar Burcu'nun ve Mathias Kilisesi'nin bulunduğu Buda'yı gezmek üzere Peşte'den daha tarihi olan Buda'ya geçtik. Bu geçiş sırasında yapmış olduğumuz şehir turunda edindiğim ilk izlenim, şehrin çok tarihi olmasının yanında bir yandan da çok modern oluşu. Başta Parlamento binası olmak üzere hem tarihi bir mimari ve gösteriş kokan yapılar var hem de daha modern ve daha kendi halinde olan yapılar. Aynı zamanda hem Doğulu hem Batılı olabilmeyi başarmış bir şehir bana göre. Ve bu zıtlığın aksine her şey uyum içinde, fazlasıyla derli toplu ve huzur verici...

Belki de Tuna'yı, köprülerini, şehrin tüm güzelliğini en güzel şekilde gören yerlerden biri olan Kale tepesindeki Balıkcılar Burcu'nda aldık soluğu. Bu topraklara gelen 7 Macar kabilesini simgeleyen 7 burç.
Tatlı bir bayan kemanından süzülen hoş seslerle ve gülümseyen yüzüyle karşıladı bizi merdivenlerde. Cebimdeki forintlerden bir tane verdikten sonra ben de arkama güzel manzarayı alıp her bir basamakta ayrı bir poz vererek dolaşmaya başladım Balıkçılar Burcu'nu.









Son iki fotoğrafta görünen Parlamento Binası, ülkenin en büyük binası ve kuşkusuz en gösterişli, en dikkat çeken yapısı. Aynı Bükreş'te olduğu gibi şehirle bütünleşmiş ve Budapeşte'nin simgesi haline gelmiş. Bu görkemli yapıyı Balıkçılar Burcu'ndan izlemek ise ayrı bir güzel.
Bu alanda ayrıca, Mathias Klisesi ve Macaristan'ın ilk kralı olan St. Stephan'ın heykeli de yer alıyor.





Turistlerin ilgisini çekecek gösteriler ve hoş hediyelikler de bu bölgenin olmazsa olmazları arasında.




Buradaki vaktimizi doldurup tekrar Tuna'nın kıyısına inmek üzere yola koyulduk ve Buda Kalesi'nden aşağı doğru inerken Kemal Atatürk yolunu gördük ve her zamanki gibi bir kez daha gururlandırdı bizi atamız.



Öğle yemeğimizi yiyeceğimiz yere gitmeden önce Tuna'nın keyfini biraz daha çıkarıp, Budapeşte sokaklarını daha yakından keşfetmeye çalıştık.
Tuna'nın en keyifli yanlarından birisi tekne turu olsa gerek. Böylece şehri çok daha güzel bir şekilde gezme şansına erişebilirsiniz. Hatta imkanınız varsa ve Budapeşte'nin romantizmini çok daha fazla yaşamak istiyorsanız gece turuna çıkmanızı tavsiye ederim. Aydınlatmalarıyla ışıl ışıl olan manzaralarla şehir geceleri ayrı bir güzel oluyor. 


Tekne turu bana yavan gelir diyenler için ise alternatifler bitmiyor. Benim de çok dikkatimi çeken tekne publar var nehir üzerinde. Gece boyunca Tuna üzerinde eğlenmek isterseniz tercihinizi bunlardan yana kullanabilirsiniz.


Yemek yiyeceğimiz yere doğru giderken sokaklarda tanıdık manzaralarla karşılaşmak insanı gülümsetiyor.


Bir de çok fazla tramvayla karşılaşıyorsunuz. Şehirde tramvayla ulaşım çok yaygın. Biz kullanmadık ama  hem ekonomik hem de rahat olsa gerek.



Biraz enerji toplayıp şehri keşfetmeye kaldığımız yerden devam etmek için tercihimiz Knizsi Caddesi üzerindeki Kaltenberg oldu. Epeyce büyük olan ve loş ışıkların yarattığı atmosferle insanı büyüleyen bu restoranı ben çok beğendim. Yorumları da fena değildi zaten. Ne yediğime gelince; tabii ki Macarların meşhur gulaş yemeği ve adına lokma dedikleri ama lokmayla hiç ilgisi olmayan bir tatlı.







Yemeğin ardından Gül Baba Türbesi'nin bulunduğu bölgeye gittik. Yeri gelmişken, Budapeşte'de Türk turist epeyce fazla. Zamanında Budin savaşına katılan ve Budapeşte'ye gömülen Gül Baba da hem Macarlar tarafından sevilerek ziyaret ediliyor hem de Türkler tarafından. Her bir köşeden olduğu gibi türbenin bulunduğu yerden de şehir yine tüm güzelliğini gösteriyor.





Burayı da gördükten sonra sıra, Budapeşte'nin en güzel manzarasına sahip olduğu söylenen Gellert Tepesine çıkıp şehri daha da bir hayran izlemeye geldi. Bu tepe neredeyse tüm şehri önünüze seriyor. Şehri panoramik olarak fotoğraflamak için daha iyi bir yer olamaz sanırım.



Tepeden manzaralara henüz doymamış olsam da nehir seviyesine inip kendimizi biraz da Budapeşte'nin birbirinden güzel cafeleri ve dükkanlarıyla dolu sokaklarına atıp oraları keşfedelim dedik.
Attık atmasına ama çok vakit geçmeden sabah bizi karşılayan bulutlar gösterdi maharetini ve tüm incilerini patır patır döktüler.
Bize de bir köşeden bu güzelliği izlemek düştü sadece ama Budapeşte'nin yağmurunu bile sevdim ben.
Bu şehre çok yağmur yağarmış zaten biz gelmeden birkaç hafta önce büyük bir sel baskını olmuş. Tuna'yı kim kızdırdıysa hırçınlaşmış taşmış, izlerini hala görmek mümkün. Bir tavsiye de yağmurlar için, aklınızda olsun yazmış, temmuzmuş, ağustosmuş demeyin Budapeşte'ye giderken yanınızda mutlaka şemsiye bulundurun.




Biraz ıslandıktan biraz da yorulduktan sonra otelimize yerleştik. Biz Danubius Hotel Arena'da kaldık. Şehir merkezine yürüme mesafesinde değil fakat metroya çok yakın. Ayrıca metroyu kullanmak istemezseniz bu şehirde taksiler oldukça ucuz, pazarlık yapma şansınız da var. Yakınında birçok alışveriş merkezi de var. Oteli sadece gece uyuyup sabah erkenden kendinizi şehrin kollarına atmayı düşünüyorsanız biraz lüks diyebiliriz. Bizim için ortalama bir oteldi. Fazla bir beklentimiz yoktu.

Akşam oldu, otelinize yerleştiniz, ılık bir duşla kendinize geldiniz, üzerine de akşam yemeğinizi yediniz; o zaman şimdi yapılacak en güzel şey; eğer benim gibi gece hayatına akıp hop hop kop kop gibi bir derdiniz yoksa size iki tavsiye; ya bahsettiğim gibi Tuna'nın romantik sularında bir gece turuna çıkacaksınız ya da kendinizi Lunapark'ta dönme dolabın tepesinde bulacaksınız. Maalesef ben dönme dolaba binemedim. Budapeşte'ye dair en büyük pişmanlıklarımdan birisi bu. Bir diğeri de üzerinde Budapest yazan çantalardan almamış olmam :( Bu şehirden bir sürü şey aldım ama aklım çantada kaldı yahu, olacak şey değil. Bir daha Budapeşte'ye gidersem ilk iş çantayı alıp dönme dolaba binmek olacak :)
Alışverişten konuyu açmışken, Macaristan'ın para birimi Forint. Benim Budapeşte'de bulunduğum 28 Haziran 2013 tarihinde 1 Euro 293 Forint idi. Hesaplaması biraz kafa karıştırıcı. Hediyelik eşya, tişört, şal, magnet, anahtarlık, kartpostal, mug gibi yaptığım alışverişlerden yola çıkarsak biraz pahalı bir ülke. Bu pahalılığı rehbere ilettiğimde, sizin ülkede benzin ne kadar?, sorusuyla karşılaşmak da ayrı bir ironi tabii. 

Yazının sonuna gelmeden, ertesi gün gezdiğimiz Kahramanlar Meydanı'ndan bahsetmek istiyorum biraz. Şehrin Peşte yakası Buda'ya göre daha modern taraf. Opera Binası, Eski Bale Okulu ve Aziz Istvan Bazilikası'nın yanı sıra Kahramanlar Meydanı bu bölgenin turistler tarafından en çok ziyaret edilen yeri olsa gerek. Heykeller Macar kahramanlarına ait, ortada duran ve en yüksek sütunda ise Cebrail yer alıyor. 






Aklımda kalanlarla ve unuttuklarımla Budapeşte şimdilik bu kadar. Şehre dönüp bakınca; neresi nereydi diye not tutmamamın ve tadını daha fazla çıkarmamanın pişmanlığıyla karşılaşıyorum. Bir sonraki yazıda size anlatacağım Esztergom, Visegrad, Szentendre gezisinden sonra tekrar Budapeşte'ye döndük ama bu sefer alışveriş merkezlerini gezerek geçirdim vaktimi. Keşke şehre daha çok karışsaymışım, Zagreb'e doğru yola çıkarken aklımın Budapeşte'de kalmasına ne yazık ki engel olamadım ve tekrar görüşürüz Budapeşte demekten kendimi alamadım.
Budapeşte'yi bu kadar güzel kılan Tuna mı yoksa cezbedici mimarisi mi bilmiyorum ama ben bu şehirde mutlu hissettim kendimi. 
Balkan ülkeleri kadar çok olmasa da yine de savaşın hüzünlü kokusu bu şehri de biraz yalayıp geçmiş olması da ayrı bir hava yaratıyor galiba.
Gezmelik değil yaşamalık bir şehir olarak kazındı zihnime. Erasmus yapmayı düşünen gençler mutlaka Budapeşte'yi de eklemeliler tercihlerine.

Daha Macaristan'a veda etmiyorum ama eklemeden geçemeyeceğim. Macar kızları da erkekleri de pek hoşlar. Bizim rehberimiz Edith Hanım da o kadar şekerdi ki, vallahi çok sevdim kendisini.
Bunun dışında, Türkiye'den bir saat geride yaşıyorlar hayatı. Trafik kurallarına epeyce sadıklar birçok Avrupa ülkesi gibi. Hediyelik eşya satan yerlerin dışında da asla forintten başka para kabul etmiyorlar. Alışveriş merkezinde euro deyince tip tip bakıyorlar, hiç bulaşmayın, tıpış tıpış gidin bozdurun paranızı exchangecilerden, dolandırıcılara da dikkat edin.

Bir sonraki yazıda Esztergom, Visegrad, ve Szentendre ile karşınızda olacağım, beni okumaya ve gezmeye devam edin :)

4 yorum:

  1. Ne güzel gezmişsin, Budapeşte aklımda yokken bir sonraki gezi planları için düşünmeye başladım bile. eğer gidersem bu postu basıp yanıma alırım:)

    YanıtlaSil
  2. Sizin gibi bir gezginden bunları duymak mutlu etti beni :) Yazıda demeyi unutmuşum ama mutlaka görülmesi gereken bir şehir bence, şimdiden bu güzel şehrin keyfini çıkarmanızı diliyorum :)

    YanıtlaSil
  3. Çok hoş anlatmışsın, Budapeşte'de mutlu olduğun belli:) Bana Viyana'yı hatırlattı. Umarım tekrar gider ve çantayı alırsın:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler, evet Viyana'ya benziyor :) Ay inşallah giderim alırım :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...