6 Eylül 2013 Cuma

Macaristan: Esztergom, Visegrad, Szentendre

Hiç vakit kaybetmeden Macaristan macerama başkent Budapeşte'den sonra gezdiğim diğer yerler; Esztergom, Visegrad, Szentendre ile devam ediyorum. 



Ertesi gün yine bulutlu ama bu sefer ışıl ışıl bir gün karşıladı bizi. Otelde sabah kahvaltımızı yapıp ardından Budapeşte'de birkaç yer daha gezdikten sonra Budapeşte'ye 50 km uzaklıktaki Esztergom şehrine doğru yola koyulduk.
Yolculuk için, dilerseniz tekneyle gidip Tuna'nın keyfini sürebilir dilerseniz de Budapeşte'den kalkan biletli otobüsleri tercih ederek yemyeşil doğanın tadını çıkarabilirsiniz. 
Biz tur otobüsümüzle birlikte harika köy manzaraları eşliğinde Visegrad ve Szentendre'yi geçip dönüşte uğramak üzere Esztergom'a vardık.
Esztergom, Macaristan'ın ilk başkenti fakat Macarlar için hala din açısından başkent konumunda. Ülkenin en büyük kilisesi olan Esztergom Basilica bu şehirde bulunuyor. Ayrıca, Türk tarihinde önemli bir yeri olan ve ismini şehirden alan Esztergom Kalesi de bu şehrin en önemli simgelerinden birisi.


Esztergom Basilica


Esztergom Kalesi

Esztergom'un bu tarihi ve dini yapısının dışında bana göre en güzel tarafı, Tuna'yı gözlerinizin ve ruhunuzun bayram ede ede izleme olanağı sunması. Bazilika tepesinden manzara gerçekten bir harika. 




Bu arada Tuna'nın diğer tarafında görülen topraklar Slovakya'ya ait. Nehrin ayırdığı iki ülkeyi  Maria Valeria köprüsü birbirine kavuşturuyor ve köprünün tam ortası sınır olarak kabul ediliyor. Duyduğuma göre, yürüyerek sınır değiştirme imkanına da sahipsiniz, ilginç bir tecrübe olsa gerek. Biz sadece bakmakla yetindik ama soran olursa Slovakya'yı da görmedim demem :)



Bu güzel manzarayı seyredenler arasında bir de Macaristan'ın ilk kralı, Kral Istvan bulunuyor. Epeyce heybetli heykeli, Bazilika'nın en güzel yerinde bulunuyor.



Kralı da selamladıktan sonra Esztergom gezimizi tamamlayıp geldiğimiz yol üzerinden Visegrad'a doğru yola çıktık. Esztergom'da şehrin içini gezmedik ama edindiğim bilgilere göre bizim gördüğümüz yerlerden başka pek de gezilecek bir yeri yokmuş. Siz de bunlar bana yeterli derseniz yaklaşık birkaç saatinizi Esztergom'a ayırmak yeterli olacaktır.

Gelelim Visegrad'a. Visegrad aslında ülkenin Pest ilinde bulunan küçük bir kasaba. Macar Kralı Mathias Corvinus' un yazlık sarayı ve Visegrad kalesiyle ünlü. Fakat biz kasabanın içine girmedik, sadece yol üzerindeki Renaissance Restaurant'ta öğle yemeği yemekle yetindik. Ama iyi ki de öyle yapmışız ben bu mekana bayıldım. Sonra zaten söylerim ama başından söyleyeyim, Budapeşte'den Esztergom'a gitme planlarınız varsa mutlaka Visegrad'daki bu restorana uğrayıp yemek yemenizi  tavsiye ederim.


Orta Çağ'ın izlerini taşıyan dekorasyonuyla, yemeklerin çömleklerde sunulmasıyla, garsonların kıyafetleriyle yine oldukça turistik bir mekan fakat yemeklerinin lezzetiyle ve müşterilerini eğlendirmek için düşünülen her türlü şovla sizin keyifli vakit geçirmenizi sağlıyorlar.
Türk ziyaretçileri epeyce fazla olacak ki garsonlar Türkçe anlıyorlar. Mekan sahiplerinin turistlerle ve tur şirketleriyle aralarının da iyi olduğu anlaşılıyor. Mekan, turistlerle tıklım tıklım dolu. Macarlar tarafından da bu kadar çok rağbet görüyor mu bilmiyorum ama rezervasyonsuz yer bulmanıza imkan yok gibi görünüyor.


Masalarda yer alan çömleklerin şaşkınlığını yaşarken gözüme karton taçlar çarptı. Evet, Rönesans'ta yemeğinizi bir kral ve kraliçe olarak yiyorsunuz. 
Mekanın her bir yerinde o tarihi atmosferi yakalamışlar, eğer bu tarz yerler ilginizi çekiyorsa mutlaka hoşunuza gidecektir.


Ve yine geldik en iştah açıcı noktaya. Burada ne yenir diye sorarsanız, seçenek çok ama siz de kesinlikle şu standart menüyü tercih etmelisiniz derim. 
Öncelikle kremalı ceylan çorbası. İlk duyduğumda ben de, ne ceylan mı, gibi bir nida attım ama gerçekten çok lezzetli ki etle pek arası olmayan biri olmama rağmen ben bile beğendim. Değişik lezzetlere hevesli olun olmayın mutlaka denemelisiniz.


Ana yemek olarak dana ve hindiden oluşan geleneksel et menüsü. Yanında fırında patates, lahana turşusu, acılı biber salçası ve sarımsaklı tereyağı ile lezzet iki katına çıkıyor ve iştahınıza iştah katıyor. Bu yemekler de gerçekten lezzetliydi.


,

En tatlı kısım ise böğürtlenli, kremalı ve çikolatalı kestane tatlısı. Bu tatlının tadı gerçekten bir harika. Çok çok beğendim. 


 Çömlekte çay içmek de ayrı bir keyifti doğrusu :)



Hem gözünüz hem de karnınız tıka basa doyduktan sonra işin şov kısmı başlıyor. Geleneksel kıyafetleri giyip hazırlanan farklı platformlarda birbirinden ilginç pozlar verip, davullu zurnalı başlayan cümbüşe eşlik edip işi iyice abartmakta serbestsiniz. Neyse ki ben bu kısımlara hiç bulaşmadım ağzımın tadını bozmadan sadece izlemekle yetindim :)

Orta Çağ'da yöresel müzikler eşliğinde güzel bir yemek yemek istiyorsanız tercihiniz kesinlikle Renaissance olmalı, şimdiden herkese afiyet olsun...

Evet, günün ikinci durağını da fethedip karnımızı iyice doyurduktan sonra geldik son durak, Szentendre'ye. Szentendre de aynı Visegard gibi bir kasaba. Hem de çok şirin bir kasaba, Tuna'nın hemen kıyısında bizim egedeki tatil beldelerini çağrıştırıyor insana.


Bu bölgede sayısız hediyelik eşya satan yer, antikacılar, seramik atölyeleri, resim sergileri, müzeler ve minik cafeler bulunuyor.


Türk bayrağımızı gördüğümüz bu dükkanın sahipleri Türk bir aile. İçeride ne ararsanız var. Budapeşte'yi pahalı bulduktan sonra Türk abimizin bize indirim yapacağını düşünerek tüm hediyeliklerimizi buradan aldık. Yaptı yapmasına ama çarşı boyunca aldıklarımızı çok daha ucuza satan yerler de bulduk o da ayrı bir konu :)
Yeri gelmişken Szentendre, Budapeşte'ye göre daha ucuz. Alışveriş için burayı tercih edebilirsiniz.





Szentendre sokaklarında dolaşırken kasabanın bana hissettirdiği en büyük his, sanki hangi sokaktan inersem ineyim sonunda sahile ulaşacak ve masmavi bir denizle karşılaşacak olmamdı. Fakat maalesef, Macaristan o denizi olmayan ülkelerden. Durum böyle olsa da sanırım Tuna'nın varlığı bu gerçeği unutturuyor. 

Günün sonunda, bu güzel kasabayı da keşfetmiş olmak  mutlu etti beni. Ama aklım, adını duyup da göremediğim badem ezmesi müzesinde kaldı. Szabo Marzipan Museum adı. Giden olursa benim yerime de gezsin lütfen :)

Bu arada, eğer kendi imkanlarınızla Budapeşte'den Szentendre'ye gitmek isterseniz şehrin içinden 20 dakikada bir tren geçiyormuş, bunu da hatırlatmış olayım.

Böylece bir gün içinde üç farklı şehre ayak basmış olarak tekrar Budapeşte'ye döndük Her yeri ince ince gezmeyi düşünmüyorsanız planlı bir şekilde hareket ederek siz de bu üç farklı yeri rahatlıkla gezebilirsiniz.

Budapeşte'ye vardıktan sonra birkaç yeri daha gezip kararan havayla birlikte Macaristan'a veda ettik. 
Dolu dolu gezmiş olsam da iki küçük gün bu güzel ülke için yeterli değil.
Daha önümde gezmek istediğim bir dolu ülke varken bir kez daha Macaristan'a gidebilir miyim bilmiyorum ama gitmek istediğim bir gerçek. Umarım ilerleyen zamanlarda böyle bir imkana sahip olurum ve bu sefer daha bir tecrübeli olarak yaşadıklarımı sizinle paylaşırım.

Son olarak, bence mutlaka görülmesi gereken bir ülke. En azından kara ya da demir yolunu kullanıyorsanız ve yolunuzun üzerindeyse es geçmeyin derim. 
Ya da tamamen kendi yapacağınız ekonomik bir planla İstanbul'dan Budapeşte'ye iki saatlik bir uçuşla varın ve Tuna'nın keyfini çıkarın!

Bir sonraki yazıda farklı bir yerle karşınızda olmak dileğiyle, hepimize güzel bir hafta sonu diliyorum...

5 yorum:

  1. unu da not aldım.
    fotolar çok iyi yaa.
    budapeşteyi de görmediim.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fotoğrafları beğenmene sevindim :) Budapeşte'yi kesinlikle görmelisin harika bir şehir :)

      Sil
  2. Resimler cok sicak gercekten . Tebrikler
    Budapeste harika bir sehir. Son modaya uyup otel yerine apartta kaldik iyikide kalmisiz. Harika bir yerdeydi.
    Gidenlere faydasi olur diye paysiyorum siteyi : www.budapestetur.com
    Estergon resimlerdeki kadar guzel. Gitmisken mutlaka ugrayin derim

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...