2 Mayıs 2014 Cuma

Grand Budapest Hotel


Bu hafta içi sinemaya gittim ve çok naif bir film izledim; Grand Budapest Hotel yani Büyük Budapeşte Oteli...
 Naif diyerek filmi çok mu basite indirgedim bilmiyorum fakat hikayesiyle, oyuncularıyla ve tüm sahneleriyle filmin bende bıraktığı izlenim kesinlikle çok naif oldu.


Film, Zubrowka adındaki hayali bir şehirde, Grand Budapest adında masalsı güzellikte bir otelde geçiyor. Film boyunca sizi oradan oraya sürükleyip, renkli maceralarıyla harika anlar yaşatacak olan iki tatlı insan, konsiyerj Gustave ve belboy Zero Mustafa filmin baş karakterleri.


Yakışıklı ve çapkın Gustave'ın yaşlı sevgilisi Mademe D'nin esrarengiz ölümü üzerine Gustave ve Zero, Mademe'ın şatosuna doğru yola çıkarlar, şatoya vardıklarında miras bölümünün yapıldığı toplantıya denk gelirler ve Gustave'a Mademe'dan paha biçilmez bir Rönesans tablosu olan Elmalı Genç Adam'ın miras bırakıldığını öğrenirler ve bunun üzerine masalsı hikaye başlar...


Filme gitmeden önce gördüğüm ufacık ufacık sahnelerden zaten böyle olacağını biliyordum fakat film başladığı ilk andan itibaren beni o kadar büyüledi ki, doğrusu bu kadarını beklemiyordum. Aslında ortada savaş gibi oldukça trajik bir konu var ama usta yönetmen Wes Anderson öyle güzel bir iş çıkarmış ki ortaya sanki bir film izlemiyorsunuz da, koskocaman pastel tonların hakim olduğu mutlu bir resmin ekrandan birer birer akıp giden parçalarına hayran hayran bakıyormuşsunuz hissi uyandırıyor insanda.


Ya da çilekli bir pastanın içine düşmüşünüz de, içinizdeki kocaman mutluluk ve pembe gözlerle etrafı izliyorsunuz gibi bir hisse kapılmanız da kuvvetle muhtemel tabii.


Anlayacağınız üzere filmin rengi pembe ve sanırım hiçbir filme bu kadar çok yakışmazdı bir renk. Komedi - Dram olarak geçen filmin türünün dramını bundan güzel başka renk ne gizleyebilirdi ne de yeri geldiğinde ortaya çıkarabilirdi. Ve sanırım hiçbir film savaştan sonra, hiçbir şeyin Büyük Budapeşte Oteli kadar güzel kalamayacağını anlatamazdı, Büyük Budapeşte Oteli'nin bile...


Masalsı ve fantastik anlatımıyla gözümü ve ruhumu doyuran filmin, Edward Norton, Jude Law ve daha bir dolu ünlüyle daha da bir renkli hale gelmesi de filmi güzel yapan diğer unsurlardan sanırım. Mendl's pastaları, Agatha'nın yanağındaki iz ve Zero'nun bıyığı da aklımda kalan küçük ayrıntılardan sadece birkaçı.
 Sanat  kokan bu güzel filmi ben çok beğendim. Eminim ki sizler de beğeneceksiniz. Hala vizyondayken mutlaka izlemenizi tavsiye ederim, herkese şimdiden iyi seyirler...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...