9 Haziran 2014 Pazartesi

A Serious Man:Hiçbir filmi böylesine irdelememiştim

Herkese merhaba. Uzun süredir buralarda yokum fakat uzun uzun neler yaptığımı ya da neler yapacağımı anlatma niyetinde değilim. Anlatacak çok şey var deyip de hiçbir şey anlatmamak yerine, işinde profesyonel bir yazar gibi çantamda biriktirdiğim incileri birer birer saçmayı planlıyorum. Sadece biraz rahatlamış, çokça heyecanlı ve olabildiğine mutlu olduğumu bildirmem yeterli olacaktır :)

Aslında bu post, daha niceleri gibi, uzun süre önce izleyip de bir türlü yazamadığım bir Coen Brothers filmi olan A Serious Man hakkında. Fakat uzun bir süre sesimi duyurmadığım için pat diye giremedim konuya. Hatta biraz fazla ciddi bir giriş yapmış da olabilirim bu doğrultuda ama onu da filmin adına ithaf ederek durumu kurtarabileceğimi düşünüyorum :)


A Serious Man yani Ciddi Bir Adam, aslında ilk izlediğim Coen Brothers filmi değildi ama bu filmden sonra tüm Coen Brothers filmlerini izleme kararı aldığım film oldu. Filmi dört beş ay önce izlediğim için lafa tam olarak nereden başlayacağımı bilmiyorum ama filmi izlediğim andan itibaren çok yoğun bir şekilde yazma isteği duyduğumu itiraf etmem lazım. Çünkü aslında hiç belli etmese de, bu film çok şey anlatan ve bu anlattığı şeyleri başkalarına anlatılması gerektiğini hissettiren bir film.


Kısaca ve hiçbir şey ifade etmeyen şekliyle filmin konusuna değinmek gerekirse; Larry Gopnik adında sıradan bir fizik profesörünün, onu aile dostlarıyla alenen aldatan karısı, bakmak zorunda olduğu işsiz ve kumarbaz erkek kardeşi, uyuşturucu satın almak için kendisinden para çalan oğlu, başında sürekli bir havluyla dolaşan aklı beş karış havada olan kızı ve dersini geçmek için rüşvet teklif eden bir öğrencinin arasında sıkışıp kalan talihsiz yaşam öyküsü diyebiliriz.


Konuyu okuduktan sonra belki izlemekten bile vazgeçebileceğiniz bir film olsa da, direnin sevgili sinemaseverler çünkü her şey filmin içindeki gizli parçalarda saklı. İtiraf etmeliyim ki, filmi yer yer sıkılarak ama hiç bitmeyen bir merakla izledim. Peki filmin sonunda, kafamdaki tüm bilinmezlikler gitti mi, maalesef hayır. Hatta, e şimdi hiçbir şey anlamadım ben bile dedim anlık hayal kırıklığıyla. Ama daha sonra tek tek sahneleri düşünüp, parçaları birleştirip, insana büyük haz veren o aydınlanmayı yaşayınca, vay be filme bak helal olsun bile dedim, kibarlığı elden bırakarak :)



Aslında yukarıda gördüğünüz, filmle hiçbir ilgisi yokmuş gibi duran, filmin bu ilk sahnelerinden itibaren başlıyor beyin yorma işi ya da daha doğrusu Coen kardeşlerin kendilerine has mükemmel kurgu yeteneği. Çok eski zamanlarda geçen sahnede Yahudi bir adam evine gelir ve karısına eve gelirken yolda başına geçen olayları ve ona yardım eden yaşlı adamı anlatır. Kadın bu sözler karşısında çok şaşırır çünkü kocasının bahsettiği yaşlı adam çok zaman önce ölmüştür. Bu nedenle kadın yaşlı adamın bir şeytan olduğunu düşünür. Kapı çalar ve yaşlı adam akşam yemeği için bu çiftin evine gelir. Kadın, yaşlı adamı karşısında görmesine rağmen onun öldüğüne ve bir şeytan olarak karşılarına çıktığına inanmaya devam eder. Kocasına bu düşüncesini ispatlamak için, yaşlı adamın kalbine bir bıçak saplar ve adam kanlar içerisinde ölür. Şimdi bu hikayeyi ve sahneyi aklınızda tutun çünkü filmin sonunda başa dönüp hikayeyle nasıl bir ilgisi olduğunu anlatmaya çalışacağım.


Gelelim ikinci kilit sahneye; belirsizlik ilkesini açıklayan meşhur Schröndinger'in kedisi deneyi. Filmin ana karakteri fizikçi Larry Gopnik ders sırasında öğrencilere aslında kuantum fiziğiyle ilgili olan ama bana göre filmin bütününü etkisi altına alacak olan varoluşçuluk felsefesine gönderme yapan bu deneyden bahseder. Deneyi bilmeyenler için, kapalı bir kutunun içerisinde canlı bir kedi vardır ve bu kutu yüzde elli ihtimalle harekete geçecek olan ölümcül bir düzeneğe bağlıdır. Kutuyu açıp bakmadan kedinin canlı mı yoksa yaşıyor mu olduğunu asla bilemezsiniz fakat kutuyu açarsanız yarı olasılıkla düzeneği harekete geçirip deneye müdahale edebilirsiniz. Bu nedenle kedi kutu içerisinde hem canlı hem de ölüdür. 

Belki de filmin en önemli sahnesi olan bu sahneyi kaçırırsanız, filmi anlamanız gerçekten zorlaşabilir. Çünkü, filmin bütününe baktığınızda, hikayenin bu ilkeden yola çıkılarak anlatıldığını göreceksiniz.


Kilit noktaları bir kenara  bırakıp biraz filmin bütününe bakarsak, aslında hala tam olarak karar veremediğim bir fizikçi var karşımda. Başına gelen kötü olayları kabullenme gibi bir niyeti olmadığı için Yahudi fizikçimiz haham haham gezip tavsiye alıyor ama aynı zamanda her şeyi kabullenmiş gibi de bir soğukkanlılığa sahip. Bir yandan hayatta her şeyin bir nedeni olduğuna inanırken, diğer bir yandan her hahamın farklı bakış açısıyla olaya yaklaşması sonucu olaylara cevap ararken hiçbir sonuca varamaması, Larry'i yine belirsizlik ilkesine götürüyor.


Filmin başında bir de hastane sahnesi var, bu da filmin gidişatını ve sonunu büyük ölçüde etkileyecek bir sahne. Larry, filmin ilk sahnelerinde muayene olduğu doktordan filmin son sahnelerinde bir telefon alır. Hastalığıyla ilgili acil görüşmesi gerektiğini söyler. Bu kısımda da yine kedi deneyi gelir insanın aklına. Larry doktorla görüşmeden ciddi bir hastalığı olup olmadığını öğrenemeyecektir ama görüşmese de belirsizlik devam edecektir.


Ve filmin son sahnesi; kasabaya doğru gelen fırtına. Larry'nin oğlunun kulağında, filmin başında da kulaklarımıza çalınan benim de çok sevdiğim Somebody To Love şarkısı. Ve pat diye biten film.
Bu andan sonra akıllarda soru işareti olarak kalan, fırtına kasabayı etkiledi mi, Larry'nin hastalığı önemli mi ya da profesör kendisine rüşvet veren çocuğu geçirdi mi? Cevap, filmde sürekli hissettirelen tek bir kelime; bilemeyiz... Tıpkı, Schröndinger'in kedi deneyi gibi.


Ve şimdi o bahsettiğim ilk sahneye dönersek; orada da bilinmezlik ilkesinin seyirciye anlatılmak istendiğini görebilirsiniz. Eve gelen yaşlı adamın şeytan olup olmadığı, kedinin canlı olup olmama durumuyla eşdeğerdir. Kadın adama bıçak saplayarak, kedinin içerisinde bulunduğu kutunun kapağını açmış ve ölümüne neden olmuştur.

Sonuç olarak, A Serious Man, ciddi bir adamın, hayatında başına gelen olayları ciddiyetle karşılayamamasının ironik bir hikayesi. Varoluşçuluğu ve bilinmezliği Schröndinger deneyine dayandırıp parçaları birleştirerek bütüne giden Coen kardeşler kesinlikle zeka ve dahilik kokan bir filme imza atmış bana göre.


Anlatmak için epey zaman harcadığım filmi, bu satırlara kadar okuduğunuz için hepinize teşekkür ediyor ve mutlaka izlemenizi tavsiye ederek, iyi seyirler diliyorum...



4 yorum:

  1. Merak ettim, listemdeki filmler bitince izleyeceğim mutlaka. ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım beğenirsin, şimdiden iyi seyirler :)

      Sil
  2. İlginçmiş gerçekten, şiddet ermediği taktirde sıradışı filmleri severim, yazını da ilgiyle sonuna kadar okudum ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şiddet yok ama ilginç bir film cidden, ilginiz için teşekkür ederim :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...