7 Eylül 2014 Pazar

Paris Paris...

Şu an biraz birikmiş param olsa, tatil kotamı da doldurmuş olmasam, hemen bavulumu hazırlayıp düşerdim yollara. Neresi olduğunun önemi yok, onca görmek istediğim ülkeden seçerdim elbet birini. Kiminle olduğunun da önemi yok bu sefer. Hatta, biraz da cesaretim olsa bu sefer kesinlikle tek başıma uçardım bilinmez diyarlara.
Bu aralar ruh halim bu istekte olsa da, realiteye dönersek; şu an Ankara'da, yeni aşk sonbahar kapıdan yavaş yavaş göz kırpmasına rağmen, eski sevgilisinin peşini bir türlü bırakmayan mızmız kız statüsündeki sıcaklarla boğuşarak günlerimi geçiriyorum. Birkaç hafta sonra da tekrar İstanbul yolları görünecek bana. Şehri özlemiş olsam da, okulumun başlamasını hiç istemiyorum, yine bu sefer.
Uzun lafın kısası, ufukta bir seyahat yok bana fakat yazılmayı bekleyen onca seyahat yazım var, evet. Şöyle bir gezindim, en son Brugge demişim, orada kalmışım. Yani sıra Paris'e gelmiş.



Brugge'den yola çıkıp, Belçika sınırını geçip Fransa'ya vardık ve Paris'e ulaştık. Şubat ayında olmamıza rağmen güneşli ve masmavi gökyüzüyle bulut bulut bir şehir karşıladı bizi. Hemen başta belirteyim, birçok insan için Paris, rüya şehir olarak adlandırılıp, en çok görmek istenilen yerlerin başında gelse de benim Paris'e karşı böyle bir ilgim yoktu. Fakat, şu manzarayla karşılaştıktan sonra etkilenmemek elde değil. Bir çekicilik var bu Eiffel Kulesi'nde. Yine bazılarına göre, on beş bin çubuktan oluşmuş demir yığını ama aslına bakarsanız 320 metrelik bu yapının yapım amacı bile bir güç göstergesi oluşturmakmış. Gel de oluşturduğu güç karşısında hayran kalma :)

Fotoğrafı çektiğim yer, belki de Eiffel'i en güzel şekilde gören yerlerden biri olan Trocadero Meydanı. Tüm atlamalı zıplamalı, kuleyi avucunun içine sığdırmalı turistik fotoğraflar bu meydanda çekiliyor.
Benim şu kuşa da poz verdirmek için epey uğraştım fakat sonunda zafer benim oldu :)



Trocadero Meydanı en seyirlik yer olsa da, şehrin birçok yerinden Eiffel'i görmek mümkün. İşte, gün batarken ve Sean Nehri usul usul akarken Eiffel uzaklardan gülümsüyor tüm şehre.



Paris için diğer bir önemli simge; Zafer Takı. Napolyon tarafından yaptırılan anıt, altı ana yolun kesişiminde bulunuyor ve yine güç ve dayanıklılığı sembolize ediyor.
Ve Zafer Takı'nı gördüğümüze göre anlıyoruz ki, Champs Elysees'ye gelmiş bulunuyoruz.




Adına şarkılar bile yapılmış, dünyanın en meşhur bulvarı. Bana sorarsanız hiçbir özelliği yok. Kocaman bir bulvar, sağlı sollu dünyaca ünlü markalar, cafeler ve restoranlar yer alıyor evet ama bu kadar, bir samimiyet yok, fazla soğuk. Belki de şehri kışın ziyaret ettiğim için böyle kötü bir izlenim bıraktı bende Champs Elysees. Bahar aylarında ve yazın, bulvar boyu sıralı ağaçların yeşilliği ve aynı boyda kesilip şekil verilmesiyle daha bir göz alıcı hale geliyormuş buralar. Aynı boyda kesili ağaçlar demişken, Pairs'te en çok hoşuma giden ve beni etkileyen şey, sanırım bir simetri şehri olması. Evet, bu şehir tam anlamıyla simetrik! Tek başına göze çarpan bir yapı asla göremiyorsunuz. Hemen karşısına bütünlük oluşturacak şekilde simetrik bir yapı daha yapılmış tarih boyunca. Şehrin en kokoş köprüsü 3. Alexandre Köprüsü, Küçük ve Büyük Saraylar hatta çok ünlü restoranlar bile karşılıklı şekilde konumlandırılarak bu simetri korunmuş.



Zafer Takı ile simetri oluşturan yer ise, Champs Elysees'nin diğer ucunda bulunan Concorde Meydanı ve Paris'in meşhur dönme dolabı.


Paris'e akşam üzeri vardığımız için kısa bir şehir turunun ardından otelimize giriş yaptık. Paris'te konakladığımız otel, Porte de Clichy'deki Ibis Hotel'di. Çok merkezi bir yerde değil fakat Paris'te konaklamanın epey pahalı olduğunu düşünürsek, otelin metroya yakınlığı nedeniyle cazip sayılabilir. Genel olarak oteli düşünürsek, odalar ve banyo çok çok küçüktü ama bu da Paris'te ev anlayışının genel özelliğiymiş. Fransızlar çok paraları olsa bile, belli bir metrekarenin üzerindeki dairleri tercih etmiyormuş, bizim için garip bir durum tabii. Bu şehirdeki daireler küçük küçük, iç içe ve çok sayıda. Neyse, oteli de sadece uyumak için kullandığımız için bu darlık çok da sorun olmadı. Otele yerleştikten sonra, turdan ayrılarak arkadaşımla birlikte Paris'in akşam kokusunu içimize çekmeye çıktık. 




Eiffel'i bir de gece yakından görmek için soluğu tekrar Trocadero Meydanı'nda aldık. Kule, geceleri üzerine geçirdiği göz alıcı ışıl ışıl elbisesiyle de ayrı bir güzel tabii. 



Fakat bu göz alıcı güzellik Paris'in görünen yüzü, bir de diğer bir yüzü var ki, çok az şahit olmak bile rahatsız edici. Öncelikle çok pis bir şehir Paris, özellikle neredeyse ezberlediğim metro ve tren hatları boyunca her türlü insanla karşılaşmanız mümkün, yerin altında bambaşka bir dünya var. Bir de tabii, yine özellikle turistleri hedef alan zencileri unutmamak lazım, ırkçı olduğum için değil ama popülasyonları oldukça fazla ve eğer sizi gözünüze kestirirlerse peşinizi bırakmıyorlar. Yani, sadece Eiffel'in çevrelediği ışıltıdan ve Champs Elysees'deki renkli hayattan oluşmuyor Paris. Aslına bakarsanız, tüm metropolitan şehirler gibi fakat hiç tanımadığınız ve size hep büyülü gelen bir ülkede bu durumla karşılaşmak daha bir farklı oluyor. Neyse, ilerleyen yazılarda, yeri gelince, tavsiye amacıyla ufak ufak yine değinirim bu konulara.

Aslında, Paris'i bir yazı dizisi şeklinde anlatma niyetinde değildim ama eğer hepsini bir post ile anlatmaya kalkarsam, hem benim yazma aşamamın hem de sizler için okumanın baya yorucu olacağını düşündüm. Şimdilik, böyle ufak bir giriş yapmış olayım. Bundan sonraki yazılarımda;

Paris'te bir gün nasıl en iyi şekilde değerlendirilir, 
Paris denince akla gelen lezzetler, Laduree ve Chez Leon,
Ve son olarak benim için Paris'in en güzel yanı olan Disneyland ile
karşınızda olmayı planlıyorum. 

Tatil planlarınızın hiç eksik olmaması ve bol bol gezip görmeniz dileğiyle...

2 yorum:

  1. Annemin Viyana için bir lafı vardı: "Şehri yapmışlar, ondan sonra insanları yerleştirmişler gibi". Paris için de bence aynı durum geçerli. Eiffel'i görünce tüylerim diken diken olmuştu. Sonuçta çocukluktan bu yana filmlerde gördüğün, dilden dile anlatılan bir yapı. Zenci olayına katılıyorum ama zaman zaman bizdeki zabıtalar gibi kovalıyorlar. Biz birinden alışveriş yaparken, parayı adama koşarak vermiştim. :)) Bu arada kuleyi avucumun içine sığdırdığım Trocadero Meydanı'nda doğum günümü kutlamışlığım var diyeyim de havam olsun. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Annenin yorumu güzelmiş :) Gerçekten Eiffel'i görünce farklı bir duygu hakim oluyor bünyeye, herkesin hakkında bilgiye sahip olduğu, her yerde adı geçen, dillere destan yapı yukarıdan sana bakınca heyecanlanmamak elde değil :) Zencilerle yaşadığımız tatsız olayı vakit bulunca anlatacağım umarım, aman toplasınlar hepsini :)
      Son olarak, senin havanı yesinler diyeyim tam olsun :) Ama ne güzel anı olmuştur ya benim de bir yıl doğum günümü yurt dışında böyle çok ünlü bir yapının karşısında kutlayasım var, hadi bakalım :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...