26 Ekim 2014 Pazar

Öptüm


Birkaç gün öncesine kadar varlığını unuttuğum blogum, nasılsın? Seni bu denli ihmal ettiğimden anlayacağın üzere, ben epeyce yoğunum. Tabii bir de bu kelimenin en büyük eşlikçisi; yorgunum'u da eklemek lazım yoğunluğumun üzerine.
Bu sabah, her sabah büyük bir keyifle günaydınlaştığımız annemi bile aramayı unutmuşum. Seni unutmuşum çok mu yani, alınma diye söylüyorum.
Oysa ki sana anlatacak, kalbinin derinliklerine ince ince işleyecek bir dolu şey biriktirdim. Yeni mekanlar keşfedip, çok keyifli tadımlar gerçekleştirdim. Tatlılar, şaraplar, midemi kocaman kocaman dolduran yeni tatlar...
Karayel Hüznü diye bir kitabın son sayfalarını yaladım dün gece. Sahi, kış da iyice yaklaşıyor. Hüznü de kuyruğuna takmış, kıs kıs sırıtıyor.
Çok şey değişiyor şu hayatta be blog. Mesela, toplama mı yoksa çıkarma mı yapacağımı bilemediğim problemlerden çok daha zor artık önüme konulan sorular. Ya da babamla birlikte ansiklopedi karıştırarak araştırdığımız ödevler kadar sevimli değil artık yapmam gereken ödevler...
Yani artık çok çalışmam gerekiyor anlayacağın, ben de çok çalışıyorum ya da çok çalışıyor gibi yapıyorum. O yüzden sana da vakit ayıramıyorum. 
Ha son olarak unutmadan, bir de okuldaki klübün blog sayfasında yazmaya başladım, ama asma suratını hemen, senin yerin ayrı, çok ayrı! Uzanıp kocaman öpüyorum yanaklarından...

13 Ekim 2014 Pazartesi

Yeşilçam


Hoşgeldin ekim! Ve bir diğer hoşgeldin de benim için bu ayın en güzel yanı olan; mayıstan beri kapalı duran perdelerini tekrar açan Devlet Tiyatroları sahnelerine!
Bayram tatiline denk gelmesi nedeniyle, bu yıl da geleneği bozmayarak açılışı Ankara'da yaptım. Tabii biletler yine on üç gün önceden alındı ve büyük bir heyecanla oyun günü beklendi.
Geçen hafta salı akşamı prömiyerini izlediğim Yeşilçam oyunu, yeni sezonun ilk izlediğim oyunu olarak oyun arşivimdeki yerini aldı.

Tiyatro kokusunu çok özleyerek, karşımdaki sahneye hayran hayran bakarak salondaki yerimi aldım.
İlk dikkatimi çeken, sahnenin tepesine siyah inci taneleri gibi sıralanan orkestra oldu. Bu ana kadar müzikli bir oyun izleyeceğimden haberim yoktu. Ve orkestranın enstrümanlarına yavaş yavaş dokunmasıyla oyun başladı.


Adından da anlaşılacağı üzere oyunumuz, nam-ı değer Yeşilçam döneminde geçen ve o dönemin büyüsüyle insanı birbirinden güzel umutlara sürükleyen ve de bu umutları gerçekleştirmek için bir araya gelen bir grup insanın hikayesini anlatıyor.
İki arkadaş, içlerinden birinin aşık olduğu Yeşilçam aktrisiyle tanışabilmek için bir film çekmeye karar verir. Zoraki bir şekilde parayı denkleştirirler ve Yeşilçam sokağının yolunu tutarlar. Burada kendileri gibi hayatlarını değiştirme yolu arayan, filmlerin pırıltılı yaşamını arzulayan, afişlerde boy göstermek isteyen ve her şeyden önce ekmek paralarını kazanmak isteyen insanlarla tanışırlar. Artık filmi çekmeleri için hiçbir engel yoktur. Şansa bakın ki, güzel aktrisi de bir şekilde filmde oynamaya ikna etmişlerdir. O zaman şimdi, üç iki bir ve motor, deme zamanıdır!
Birbirinden komik karakteri bir araya getiren bu film macerası, seyirciyi kahkahalarla güldüren bir dolu aksaklıkla devam ederken bir anda ekibin hayallerine postallar giydirilir ve senaryonun seyri tamamen değişir. Fakat hikaye çok daha komik bir hal alır ve ben ve benim gibi birçok seyirciyi karnına ağrılar girene kadar güldürerek kendini izlettirir.


Oyunun ilk on, on beş dakikası çok tutuk geçti hatta sıkıldığımı bile itiraf edebilirim ama ardından öyle bir açıldılar ki gerçekten oyuncuların performansı ve hikaye kurgusu karşısında hayran kaldım. Gerek hikaye, gerekse müziklerle dönemin filmlerine bir saygı duruşunda bulunurken, ordunun filme el atmasıyla da dönemin darbesine ve askeriyeye epeyce bir göndermede bulunuyor oyun. Hatta bu kısımda, oyunun asıl amacının Yeşilçam'ı hissettirmek değil de tamamen askeri yönetimi eleştirmek olduğunu düşündüm. Oyun boyunca bana tek eğreti gelen konu bu oldu. Bunun dışında, oyunu gerçekten çok keyif alarak izledim. 


Yaklaşık yüz dakika süren oyunu tek perde olarak sergileyen tüm oyuncuların performansını ayrı ayrı tebrik ediyorum ama bu oyunda benim favorim Pakize karakterini canlandıran Özlem Gündoğdu oldu. Eminim birçok seyirci de benim gibi düşünüyor çünkü neredeyse tüm replikleri kocaman kocaman alkış aldı. Ayrıca, Hayvan Çiftliği oyunundan tanıdık yüzler görmek de oldukça hoştu benim için. Oyuncuların performansı, dekor, kostümler, şarkılar ve danslar birleşince harika bir oyun çıkmış ortaya. Sezona böyle içime sinen bir oyunla merhaba dediğim için kendimi şanslı hissediyorum.

En yakın zamanda Yeşilçam'ı izlemenizi tavsiye ederek, tüm tiyatroseverlerin güzel bir sezon geçirmesini diliyorum... 
Herkese bol oyunlu haftalar ve aylar...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...