13 Ekim 2014 Pazartesi

Yeşilçam


Hoşgeldin ekim! Ve bir diğer hoşgeldin de benim için bu ayın en güzel yanı olan; mayıstan beri kapalı duran perdelerini tekrar açan Devlet Tiyatroları sahnelerine!
Bayram tatiline denk gelmesi nedeniyle, bu yıl da geleneği bozmayarak açılışı Ankara'da yaptım. Tabii biletler yine on üç gün önceden alındı ve büyük bir heyecanla oyun günü beklendi.
Geçen hafta salı akşamı prömiyerini izlediğim Yeşilçam oyunu, yeni sezonun ilk izlediğim oyunu olarak oyun arşivimdeki yerini aldı.

Tiyatro kokusunu çok özleyerek, karşımdaki sahneye hayran hayran bakarak salondaki yerimi aldım.
İlk dikkatimi çeken, sahnenin tepesine siyah inci taneleri gibi sıralanan orkestra oldu. Bu ana kadar müzikli bir oyun izleyeceğimden haberim yoktu. Ve orkestranın enstrümanlarına yavaş yavaş dokunmasıyla oyun başladı.


Adından da anlaşılacağı üzere oyunumuz, nam-ı değer Yeşilçam döneminde geçen ve o dönemin büyüsüyle insanı birbirinden güzel umutlara sürükleyen ve de bu umutları gerçekleştirmek için bir araya gelen bir grup insanın hikayesini anlatıyor.
İki arkadaş, içlerinden birinin aşık olduğu Yeşilçam aktrisiyle tanışabilmek için bir film çekmeye karar verir. Zoraki bir şekilde parayı denkleştirirler ve Yeşilçam sokağının yolunu tutarlar. Burada kendileri gibi hayatlarını değiştirme yolu arayan, filmlerin pırıltılı yaşamını arzulayan, afişlerde boy göstermek isteyen ve her şeyden önce ekmek paralarını kazanmak isteyen insanlarla tanışırlar. Artık filmi çekmeleri için hiçbir engel yoktur. Şansa bakın ki, güzel aktrisi de bir şekilde filmde oynamaya ikna etmişlerdir. O zaman şimdi, üç iki bir ve motor, deme zamanıdır!
Birbirinden komik karakteri bir araya getiren bu film macerası, seyirciyi kahkahalarla güldüren bir dolu aksaklıkla devam ederken bir anda ekibin hayallerine postallar giydirilir ve senaryonun seyri tamamen değişir. Fakat hikaye çok daha komik bir hal alır ve ben ve benim gibi birçok seyirciyi karnına ağrılar girene kadar güldürerek kendini izlettirir.


Oyunun ilk on, on beş dakikası çok tutuk geçti hatta sıkıldığımı bile itiraf edebilirim ama ardından öyle bir açıldılar ki gerçekten oyuncuların performansı ve hikaye kurgusu karşısında hayran kaldım. Gerek hikaye, gerekse müziklerle dönemin filmlerine bir saygı duruşunda bulunurken, ordunun filme el atmasıyla da dönemin darbesine ve askeriyeye epeyce bir göndermede bulunuyor oyun. Hatta bu kısımda, oyunun asıl amacının Yeşilçam'ı hissettirmek değil de tamamen askeri yönetimi eleştirmek olduğunu düşündüm. Oyun boyunca bana tek eğreti gelen konu bu oldu. Bunun dışında, oyunu gerçekten çok keyif alarak izledim. 


Yaklaşık yüz dakika süren oyunu tek perde olarak sergileyen tüm oyuncuların performansını ayrı ayrı tebrik ediyorum ama bu oyunda benim favorim Pakize karakterini canlandıran Özlem Gündoğdu oldu. Eminim birçok seyirci de benim gibi düşünüyor çünkü neredeyse tüm replikleri kocaman kocaman alkış aldı. Ayrıca, Hayvan Çiftliği oyunundan tanıdık yüzler görmek de oldukça hoştu benim için. Oyuncuların performansı, dekor, kostümler, şarkılar ve danslar birleşince harika bir oyun çıkmış ortaya. Sezona böyle içime sinen bir oyunla merhaba dediğim için kendimi şanslı hissediyorum.

En yakın zamanda Yeşilçam'ı izlemenizi tavsiye ederek, tüm tiyatroseverlerin güzel bir sezon geçirmesini diliyorum... 
Herkese bol oyunlu haftalar ve aylar...


6 yorum:

  1. Ankara oyunu gördüğümde içim cız ediyor =( Bu sene hafta sonu için planlarım var. Kalacak uygun fiyatlı bir yer arayışındayım. Ankara repertuvar olağan üstü. Keyifli seyirler =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten Ankara Devlet Tiyatrolarının yeri ayrı :) Umarım en yakın zamanda planlarınızı gerçekleştirirsiniz :)

      Sil
  2. ben bu oyuna yenilerde gittim çok begendim paylaşım için tşk..profildeki kendini anlatışın süper..bayıldım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim :) Teşekkür ederim güzel yorumunuz için her zaman beklerim :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...