29 Kasım 2014 Cumartesi

Life is Beautiful


Yine aynısı oldu. Yazılmayı bekleyenler listeme yorgun gözlerle bir göz atıp, nereden başlasam diye düşünüp, hiçbirini yazacak gücü bulamayıp, bari hiçbir şey yazmamış olmayayım diyerek, kendimi genel bir yazı yazmaya karar verirken ensemden yakaladım. Fakat elimden kurtulamadım ve yazmaya başladım...
Bu veya buna benzer başlıklı bir dolu post girdim şu blogcağızıma. Tabii hepsi yukarıda bahsettiğim nedenden ötürü yazılmadı. Aslına bakarsanız, ben, şu an okumaya başlamış olduğunuz tarzdaki yazılarımı ya kendimi çok mutlu hissediyorsam ya da çok mutsuz hissediyorsam yazıyorum. Mutluysam, hiç sorun yok, akıp ilerliyor. Mutsuzsam da, içimdeki Polyanna kelebeği ortaya çıkararak sonucu yine mutluluğa bağlayabiliyorum. Bu arada, kelebek demişken, şimdiki aklım olsa bloguma içimdeki kelebekler ismini vermezdim sanırım. Dördüncü yılına girdiğim blogumu ilk açtığımda, yaralanmış bir kelebek vardı içimde ve ben o zamanlar bolca onu konuşturmak istiyordum. Ama tüm olayın onun etrafında dönmesini istemediğim için ve her alana biraz burnunu uzatan çok yönlü kişiliğimi de göstermek için, -ler ekini getirmiştim kelebeğin sonuna. Nitekim zamanla, diğer kelebeklerin kanat çırpışları arttı, yukarılara süzüldüler ve o yaralı kelebeği deniz seviyesinde bıraktılar. Fakat öldürmediler. Beni ben yapan tüm kelebekler gibi o da yaşamına devam ediyor hala. Arada aklıma gelirse, kafamı çevirip kanatlarını okşuyorum ama daha fazla değer vermeden tekrar yoluma devam ediyorum.
Sahi, o zamandan bu zamana neler değişti hayatımda. Yaşadığım şehir bile değişti mesela. Okuduğum bölüm bile değişti hatta. Bilmeyenler için, şu an Boğaziçi Üniversitesi'nde master yapan, 23 yaşımın son 4 ayını yaşayan çok tatlış bir anne ve çok tatlış bir babanın evladıyım. Ben onlar kadar tatlış mıyım bilmem ama, öyle olduğumu söyleyenler var. Şimdi nereden bu konuya geldim bilmiyorum ama bu yazıyı okuduklarında yüzlerinde bir tebessüm oluşsun istemiş olabilirim. Evet, evet bunu gerçekten istedim.
Neyse, asıl konumuza dönersek, mmm, ay vallahi hiç uzatmadan söyleyeceğim ki, ben çok mutluyum! Mutlu olmak için bir dolu nedenim var. Sabah sahilde yürüyüş yaparken, kaslarıma biriken laktik asitten çok daha fazla serotonin salgıladığıma bahse girebilirim. Yürüyüş sonrası, Bebek'te Cup of Joy adında bir kahveci keşfettim bu arada, mutlaka denemelisiniz. (Bu da fotoğrafın açıklaması olmuş olsun :)) 
Ayrıca, kendimi havuzun serin sularına bırakıp nefes nefese kalana kadar yüzerken de çok mutluyum. Ya da gece 1'de sinema salonundan çıkıp yatağımın yolunu tutarken... Evet evet, Interstellar'ı izledim. Normalde pek ilgimi çekmez bu tarz filmler ama beni bile etkiledi doğrusu. Muhtemelen vakit bulup ayrı bir post giremem ama mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.
Bunun dışında, her gün okula gidip derslere girerken, laboratuvara geçip deneyimi yaparken ya da beynimin kıvrımlarının acıdığını hissederek ders çalışırken bile hiç belli etmesem de mutluyum.
Bugün olduğu gibi her hafta çok hoş mekanlara gidip bir dolu yeni lezzeti keşfedip, güzel insanlarla mutlu anlar geçirirken de epeyce mutluyum.
Şu an yazıma eşlik eden şarkıyı dinlerken ve üzerini tuzladığım portakallarımı birer birer mideme indirirken de çok mutlu olduğumu belirtmek istiyorum. Sadece, grip lanetinin yeni gözdesi olmuşum tüm bu mutluluk koşuşturmalarımın arasında, buna biraz üzülebilirim. Ama olsun, theraflu var, kanzuk var, ıhlamur var, bal var, portakal var. Sanırım, insan ailesinden ayrı yaşayınca daha bir sorumlu hissediyor kendini sağlık açısından, yani en azından ben böyle hissediyorum ve bu nedenle hemen kendimi korumaya alıyorum. Sonuç olarak, merak etme anne, bir şeyciğim kalmaz birkaç güne :)
Öyle işte, bazen hayatı kendime yetiremeyeceğimi düşünüp melankoliye bağlasam da şu an bana sunulan ve kendime yarattığım fırsatları en güzel ve en mutlu şekilde yaşamaya çalışıyorum. En büyük misyonum şimdilik bu. Ha bir de hayallerim var tabii, olmazsa olmaz. Biliyorsunuz, artık kısa vadeli hayaller kuruyorum. En yakın en büyük hayalim bu yaza. Umarım olur, lütfen olsun :)
Karman çorban bir şey çıkardım sanırım ortaya ama hiç yazmasam kendimi daha kötü hissedecektim. Evet, bu yazıyı hem bir şeyler yazmış olmak için hem de içimdeki mutlu kelebeğin göklerde kanat çırptığını duyurmak için yazdım. 
İçinizdeki mutluluğu dışarı çıkarmak ve hayattan keyif almanız dileğiyle...

4 yorum:

  1. :) bende jebdi içimde planlar yaptım. Hayattan keyif alacağım, içimdeki mutluluğu dışarıya çıkaracağım. Mutluluğunuz daim olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu t9 çok fena, kendi içimdeki planları dışa yansıtmama izin vermiyor :)

      Sil
  2. Bir kelebek çırpınıyorsa uçmak için, sevmek ve sevilmek içindir. Hayatın tek anlamı budur demek içindir.

    YanıtlaSil
  3. Icimdeki mutlulugu disari cikarabilmeyi cok istiyorum. Umarim en yakin zamanda bunu basaririm. Bnm icimdeki kelebekleri öldürenlere slm olsun :)))

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...