24 Kasım 2014 Pazartesi

Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş


Geçtiğimiz haftanın son oyunu olarak, dün İstanbul Devlet Tiyatroları'nın Cevahir Sahnesi'nde Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş adlı oyunu izledim. Geçen sezon prömiyerini yapan oyunu, birazcık gecikmeli olsa da, bu sezon izleme fırsatı bulduğum için kendimi mutlu hissediyorum :)


Leviva ve Yona, 30 yıldır aynı yatağı paylaşarak birbirlerinin yüzüne nefeslerini üfleyen evli bir çifttir. Bir gece, karısı rüyalar aleminin derinliklerine dalmışken, Yona karısını terk etmeye karar verir. Bu sıkıntılı süreçte kendisinin, eşinin ve evliliklerinin üzerine başlayan hikaye, bir anda yatak odasından çıkarak aslında tüm evlilikleri ve yaşamı sorgulayan bir grotesk komedisine dönüşür. 


Oyun boyunca, "Kim için yapılır evlilik? Kadın ve erkek evlendikten sonra bir adanmışlıkla yaşamak zorunda mıdır? Bağlılık, gerekli ve olumlu bir etki midir, yoksa muhatabını sardıkça boğan bir canavar mı? Hep hayatı ıskalamaya mahkum muyuz?" gibi sorulara cevap arayan karakterlerimiz, seyirciyi de kendilerine ortak ederek, bir yandan yüzleri güldürüyor bir yandan da kendimizi, ilişkilerimizi ve hayatı sorgulatarak bizleri içsel bir yolculuğa davet ediyor.  


Oyun genel anlamda evlilik üzerine bir hiciv gibi görünse de, oyunun ilerleyen sahnelerinde bu çiftin diyaloglarına dahil olan ve bekar bir karakteri canlandıran Gunkel ile, aslında hikayenin sosyal hiciv ve varoluşsal trajedi üzerine kurulu olduğunu anlıyoruz. Yani aslında evli çiftler kadar, bekar ve yalnız insanlar da aynı sıkıntıları paylaşıyorlar. Yaşam, hem evli çiftler hem de yalnızlar için kısaca tüm insanlar için oldukça zahmetli bir iş.


Oyunu çeviren Nermin Saatçioğlu, "aslında yaşam yorgunu ruhların umutsuzca kendi kendileriyle dalga da geçtiği bir kuğu şarkısı bu oyun" yorumunu yapıyor Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş için. Gerçekten de, oyunu özetler nitelikte bir cümle. Karşımızdaki insanlar, aslında bizlerin de çoğu zaman hissettiği yaşanmışlıkların yorgunluğu ve yaşanmamışlıkların bilinmezliğiyle, kimi zaman tatlı tatlı kimi zaman da acımasızca hem kendilerini hem de karşı tarafı eleştiriyorlar.


Genel olarak değerlendirmek gerekirse, sizlerin de anlayacağınız üzere, hikaye yine çok bizden ve sanırım tiyatro sahnesinde de birçok kez değinilen bir konu. Bir de bunun üzerine, bana göre oyunun birazcık tutuk başlaması, bazı kısımların çok havada kalması hafiften rahatsız edici. Fakat, sahnede harikalar yaratan o kadar başarılı üç oyuncu var ki, tüm bu olumsuzluklar buz dağının diğer tarafında kalıyor ve sizlere keyifli bir 70 dakika yaşatıyorlar. Metin zayıflığı, harika oyuncu performanslarıyla gölgeleniyor, onları hayran hayran izlerken tüm havada kalan kısımları unutup gidiyorsunuz. Hatta bana göre bu oyunun tek güzel yanı, Ülkü Duru, Musa Uzunlar ve İşdar Gökseven'i bir arada sahnede izleme şansına erişebilmek. Ayrıca, Ülkü Duru'nun bu oyundaki performansıyla 2014 Yeni Tiyatro Dergisi Ödülleri, Yılın Kadın Oyuncusu ödülüne de layık görüldüğünü dipnot olarak vermeden geçemeyeceğim.


Şöyle bir kendi benliğinize doğru yolculuğa çıkmak, ilişkileri ve hayatı sorgulamak, her şeyden daha da önemlisi birbirinden başarılı üç oyuncuyu sahnede bir arada izlemek istiyorsanız, Yaşamak Denilen Bu Zahmetli İş'i izlemelisiniz demektir. 
Şimdiden herkese iyi seyirler ve mutlu bir hafta dilerim...

2 yorum:

  1. ahh şu an seni çook kıskandım!!

    tiyatroya gitmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...