31 Aralık 2014 Çarşamba

Mutlu Yıllar!


Bugün 2014’ün son günü. Ben bu yazıyı o son günden bir gün önce yazıyorum. Şu an, iki elin parmağını geçmeyecek sayıdaki yolcularıyla sevimsiz bir Havataş’ın içinde, yaklaşık bir buçuk saat sonra havalanacak uçağıma yetişme telaşında içimdeki kelebeklerden biri.  Diğerleri ise, 2014’ün giderayak yaptığı son kıyağına kendini teslim etmiş, beyaz taneciklerin havadaki hareketlerini izleyerek anın tadını çıkarıyor. Oysa ben hiç sevmezdim karı, kışı… Kulağıma da Enya fısıldıyor bu arada; who can say where the road goes? Ve evet, insan değişiyor…

Bu yıl için genel bir yıl değerlendirmesi yazısı yazacağımı tahmin etmiyordum hatta bu yazıyı böyle bir ortamda yazacağımı hiç tahmin etmiyordum. Şu an çekip gitmeye hazırlanan yılın son anları ve ben sevimsiz bir araçta İstanbul’dan Ankara’ya havalanacak uçağıma yetişip aileme sürpriz yapma heyecanı içindeyim. Mutluyum. Çünkü 2014’ten ne dilediysem oldu. Tek serzenişim, dileklerimi tam anlamıyla betimleyememiş olmam. Yani evrenin hiçbir suçu yok, tüm suç bende.

Hayatımdaki mutluluğu tek bir olguya, varlığa ya da duruma odaklarsam ve tüm mutlu olma şartımı onun üzerine kurarsam, şu an ciddiyetle mutsuzum diyebilirim fakat ben mutluluğu böylesine basite indirgememeyi öğrendim. Evet evet, muhtemelen şu an bize el sallayan yıldan öğrendim bu erdemi.

Şimdi dönüp bakıyorum 2014’e, gerçekten de her istediğimi başardım. Öncelik; yeni bir şehre alışmak, kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrenmek, yeni arkadaşlıklar kurmak, yeni yerler keşfetmek, kafamı ardıma çevirmeden hep ileri bakmak ve yaşadığım her anın keyfini çıkarmaktı benim için. Bu anlamda ne dilediysem çok daha fazlasını getirdi bana 2014. Uzun süredir planladığım, gidip görmek istediğim bir dolu ülkeyi de gezme şansına eriştim bu yılda, hem de çok sevdiğim arkadaşımla kız kıza, baş başa! Ardından, belki de 2014’teki en büyük ve en önemli hedeflerimden biri olan o çoook zor sınavı verdim. Sevincim, hala aklımda. Harika bir tatil geçirdim. Birilerini sevdim. Birilerini sevebileceğimi zannettim. Çok güldüm. Çok yüzdüm. Çok yedim. Çok İçtim. Bir sürü yeni lezzet keşfettim. Çok Çok eğlendim. Masterımı yaparken işe bile başladım ben bu yıl giderayak. Ben 2014’e kendime bir dolu güzel an biriktirdim; ailemle, arkadaşlarımla, tüm sevdiğim insanlarla. Tabii ki üzüldüğüm, gözlerimden damlaların şapır şapır aktığı anlarım da oldu. Ama dönüp bakınca, nankörlük edemeyeceğim 2014 güzel bir yıldı.

Yine 2014 son anda güzel bir ders verdi bana, hayatın alışık olmadığım farklı bir yüzünü sundu avuçlarımın içine. Hiç kuşkusuz, hayatın makyajsız yüzünü de göreyim ki yeni yılda daha temkinli olayım istedi. Çünkü belki de asıl dünya buydu ve ben artık büyümüş bir kız olarak bu gerçek dünyayı tüm benliğimle öğrenmek zorundaydım. Ve belki de 2014’ün bana en büyük katkısı, büyümeyi ve olgunlaşmayı daha bir derinden öğretmiş olması oldu. Hadi hadi, biliyorum bence 2014 de beni sevdi.

Ben geride kalacak olan bu yıl içerisinde yine, düşündüğüm ve yapmak istediğim her şeyi yaptım. Bazılarının sonucunda üzülsem bile, yaptığım hiçbir davranıştan ve yaşadığım hiçbir andan pişman değilim. Her şeyi yaşayarak görme şansını bana verdiği için 2014’e teşekkürlerimi sunuyorum.

2015’ten isteklerime gelince; tabii ki her şeyden önce sağlık ama bu yeni yıldan değil benim her yeni günden dileğim. Bunun dışında her gün dilediğim huzur ve mutluluğun dışında, 2015’ten çok ciddi iki isteğim var. İlki, bu yılın en büyük hayali benim için. Biraz eğitimle biraz kariyerle biraz da kişisel zevklerimle ilgili bir hayal. Gerçekleşmesini çok istiyorum, lütfen bu hayalimi yaşama fırsatı ver bana 2015. Diğer isteğime gelince, o birazcık daha kişisel, çok fazla değinmeyeceğim lakin gerçekleştiği zaman buradan sizlere duyuracağım. 2015cim, bu dileklerimi sağlık, huzur ve mutlulukla birlikte sun bana lütfen, tamam mı canikom?

Şimdi şöyle bir uzanıp 2014’e öpücüklerimi ve teşekkürlerimi iletiyorum bana yaşattığı her güzel an için. 2015’i de kollarımı açıp umutla bekliyorum. Herkese, tüm dileklerinin gerçekleşeceği, mutluluk ve güzelliklerle dolu harika bir yıl geçirmesini diliyorum. Yeni yılınız kutlu olsun güzel insanlar…


Not: Uçağa yetişildi, aileye sürpriz yapıldı ve yazı 2014'ün son gününde, Ankara'da, sıcacık yatağımın içinde noktalandı.  :)

28 Aralık 2014 Pazar

Üç Kız Kardeş


Sanırım 2014'ün son tiyatro oyunuyla karşınızdayım. Muhtemelen bu yazı, 2014'ün de son yazısı olma özelliğini taşıyacak (genel bir yıl değerlendirmesi yapacak gücü bulamadığımdan mütevellit ya da bakarsınız kendime bir güzellik yapar ve yazarım, neyse). Aslında geçen yıl Çehov'un Üç Kız Kardeş oyununu izlememek için çok direnmiştim, özel bir sebebi yoktu ama hep es geçmiştim. Ama iyi ki de  o zamanlar izlemek istememişim. Nasıl birini sevmek için, bir kitabı okumak için ya da bir filmi izlemek için doğru bir zaman varsa, böylesine anlamlı oyunları izlemek için de aynı durumun geçerli olduğunu düşünüyorum. Şanslıyım ki, Üç Kız Kardeş'i izlemek için doğru zamanı seçmişim.


Olga, Irina ve Maşa adındaki üç kız kardeş ve ağabeyleri Andrey, general babalarının tayini nedeniyle geldikleri Rusya'nın taşra bir kasabasında yaşamaktadır. Farklı karakterlerde ve farklı uğraşlarda olsalar da hepsinin içinde koca bir Moskova özlemi yatmaktadır.


Yaşam standartlarının ve sahip oldukları değerlerin çok daha altında bir hayat sürmeye başlayan aile fertleri, değişen koşullar ve yeni değerler karşısında zamanla kendilerini derin düşünceler, çelişkiler ve çıkmazlar içinde bulurlar.


Moskova'ya dönme düşüncesine bağlandıkça, Moskova'dan daha da uzaklaşır hale geliyor tüm karakterler. Zaman ilerliyor, mevsimler değişiyor, kuşlar göç ediyor, yapraklar düşüyor ama tüm bunlar olurken, bu insanlar oldukları yerde, umut ve umutsuzluklarının arasındaki çizgide adeta sıkışıp kalıyor.


İki saat kırk beş dakikalık oyun, konunun ve ele alış tarzının yoğunluğu ve ağırlığıyla çok daha uzunmuş izlenimi yaratabiliyor ruhta, tabii bu durum sıkıldıysanız geçerli. Fakat benim gibi, oyunun her karakterinde kendinizden bir şeyler bularak kendinizi oyunun bir parçası gibi hissettiyseniz, bir çırpıda akıp gittiğini de hissedeceksiniz demektir.


Oyun 1900 yılında geçse de, insanoğlunun derdi hep aynı. Gelecek kaygısı, mutlu olma endişesi, hayatı sorgulama ve daha buna benzer niceleri.
Şu sıralar kendi içimde sıkça hayatın anlamını sorguladığımdan mı bilmem, o kadar içten hissettim ki karakterlerin ruh halini, birçok sahnede durup durup tıpkı onlar gibi derin düşüncelere daldım.


Birçok seyirciye fazla karamsar gelebilecek bir oyun ama oyunun hissettirmek istediği de bu zaten. Ve bu duyguyu  bize yaşatmayı başardığı için bence Üç Kız Kardeş gerçekten başarılı bir oyun.


Değindiği konunun ve benim düşüncelerimi masaya serpiştirdiğimde ortaya çıkacak sayfalarca yazının yanı sıra, oyunu; dekoruyla, dekor geçişleriyle, kostümleriyle ve ruhumu okşayan o güzel müzikleriyle o kadar çok beğendim ki, ben bile bu kadarını tahmin etmiyordum. Ayrıca, bu kadar başarılı oyuncuyu bir arada izleme şansına erişmek de cabası. Televizyonda görmeye alışık olduğumuz en ünlüsünden, tek bir repliği olmadan dakikalarca elindeki tepsisiyle hareketsiz duran oyuncuya kadar hepsi çok ama çok başarılıydı.

2014'ü böyle güzel bir oyunla kapattığım için kendimi bir kez daha mutlu hissediyorum. Eğer hala izlemediyseniz, sizlere bu harika oyunu bir an önce izlemenizi ve hayatı sorgulayıp hayattan keyif almaya çalışacağınız güzel anlar geçirmenizi diliyorum. Kendime de 2015'te daha çok oyun izleyebilmeyi diliyorum. Şimdiden herkese mutlu yıllar! 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...