28 Aralık 2014 Pazar

Üç Kız Kardeş


Sanırım 2014'ün son tiyatro oyunuyla karşınızdayım. Muhtemelen bu yazı, 2014'ün de son yazısı olma özelliğini taşıyacak (genel bir yıl değerlendirmesi yapacak gücü bulamadığımdan mütevellit ya da bakarsınız kendime bir güzellik yapar ve yazarım, neyse). Aslında geçen yıl Çehov'un Üç Kız Kardeş oyununu izlememek için çok direnmiştim, özel bir sebebi yoktu ama hep es geçmiştim. Ama iyi ki de  o zamanlar izlemek istememişim. Nasıl birini sevmek için, bir kitabı okumak için ya da bir filmi izlemek için doğru bir zaman varsa, böylesine anlamlı oyunları izlemek için de aynı durumun geçerli olduğunu düşünüyorum. Şanslıyım ki, Üç Kız Kardeş'i izlemek için doğru zamanı seçmişim.


Olga, Irina ve Maşa adındaki üç kız kardeş ve ağabeyleri Andrey, general babalarının tayini nedeniyle geldikleri Rusya'nın taşra bir kasabasında yaşamaktadır. Farklı karakterlerde ve farklı uğraşlarda olsalar da hepsinin içinde koca bir Moskova özlemi yatmaktadır.


Yaşam standartlarının ve sahip oldukları değerlerin çok daha altında bir hayat sürmeye başlayan aile fertleri, değişen koşullar ve yeni değerler karşısında zamanla kendilerini derin düşünceler, çelişkiler ve çıkmazlar içinde bulurlar.


Moskova'ya dönme düşüncesine bağlandıkça, Moskova'dan daha da uzaklaşır hale geliyor tüm karakterler. Zaman ilerliyor, mevsimler değişiyor, kuşlar göç ediyor, yapraklar düşüyor ama tüm bunlar olurken, bu insanlar oldukları yerde, umut ve umutsuzluklarının arasındaki çizgide adeta sıkışıp kalıyor.


İki saat kırk beş dakikalık oyun, konunun ve ele alış tarzının yoğunluğu ve ağırlığıyla çok daha uzunmuş izlenimi yaratabiliyor ruhta, tabii bu durum sıkıldıysanız geçerli. Fakat benim gibi, oyunun her karakterinde kendinizden bir şeyler bularak kendinizi oyunun bir parçası gibi hissettiyseniz, bir çırpıda akıp gittiğini de hissedeceksiniz demektir.


Oyun 1900 yılında geçse de, insanoğlunun derdi hep aynı. Gelecek kaygısı, mutlu olma endişesi, hayatı sorgulama ve daha buna benzer niceleri.
Şu sıralar kendi içimde sıkça hayatın anlamını sorguladığımdan mı bilmem, o kadar içten hissettim ki karakterlerin ruh halini, birçok sahnede durup durup tıpkı onlar gibi derin düşüncelere daldım.


Birçok seyirciye fazla karamsar gelebilecek bir oyun ama oyunun hissettirmek istediği de bu zaten. Ve bu duyguyu  bize yaşatmayı başardığı için bence Üç Kız Kardeş gerçekten başarılı bir oyun.


Değindiği konunun ve benim düşüncelerimi masaya serpiştirdiğimde ortaya çıkacak sayfalarca yazının yanı sıra, oyunu; dekoruyla, dekor geçişleriyle, kostümleriyle ve ruhumu okşayan o güzel müzikleriyle o kadar çok beğendim ki, ben bile bu kadarını tahmin etmiyordum. Ayrıca, bu kadar başarılı oyuncuyu bir arada izleme şansına erişmek de cabası. Televizyonda görmeye alışık olduğumuz en ünlüsünden, tek bir repliği olmadan dakikalarca elindeki tepsisiyle hareketsiz duran oyuncuya kadar hepsi çok ama çok başarılıydı.

2014'ü böyle güzel bir oyunla kapattığım için kendimi bir kez daha mutlu hissediyorum. Eğer hala izlemediyseniz, sizlere bu harika oyunu bir an önce izlemenizi ve hayatı sorgulayıp hayattan keyif almaya çalışacağınız güzel anlar geçirmenizi diliyorum. Kendime de 2015'te daha çok oyun izleyebilmeyi diliyorum. Şimdiden herkese mutlu yıllar! 

1 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...