25 Ocak 2015 Pazar

Alacaklılar


2015'in ilk oyunu olarak, yeni yılın ilk günlerinde Alacaklılar oyununu izledim fakat fırsat bulamadığım için yazamadım. Ankara Şinasi Sahnesi'nde koltuktaki yerimi alarak büyük bir merakla izlemeye koyulduğum oyun, prömiyerini yeni yapmış sezonun en taze oyunlarından biri.


Alacaklılar, İsveç tiyatro edebiyatının kurucusu olarak kabul edilen August Strindberg'in 1888 yılında yazdığı ama hala günümüze ışık tutacak kadar güncelliğini koruyan kadın erkek ilişkisinin tüm sıradanlığını serciye sunan klasik bir tiyatro eseri.

  
Üç karakterden oluşan oyunun ilk perdesi, Adolf ve Gustav ile start veriyor. Nasıl bir ilişki içerisinde olduklarını bir süre anlayamadığımız bu iki karakterin uzun diyalogları sonucu taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor ve bu iki erkeğin, Tekla adında ortak bir paydada birleştiklerini çok zaman kaybetmeden keşfediyoruz.


Gustav'ın geçmişini Adolf'un ise şimdiki zamanını oluşturan Tekla ikinci perdede sahne alıyor ve bir anda geçmiş üzerine, gelecek üzerine, ilişkiler üzerine ve aşk üzerine alacak verecek davası başlıyor.


İlişkilerde her iki tarafın bitmek tükenmek bilmeyen beklentileri, çoğu zaman sevgiyi hiçe sayan hırslar, hep bir alacak davası ama hiçbir zaman kendinden taviz vermeme durumu, kısacası kadın erkek ilişkilerinin en temel sorunları bu üç karakter üzerinden seyircinin gözleri önüne seriliyor.


İtiraf etmem gerekirse, oyunun ilk perdesindeki uzun diyaloglar boyunca o kadar çok sıkıldım ki uyukladığımı bile söyleyebilirim. Bence, oyun çok tutuk başlıyor ve ilk perde de bu şekilde devam ediyor. Fakat ikinci perdede oyuna Tekla'nın da dahil olmasıyla birlikte oyun bir anda hareketleniyor ve ilk perdenin tam aksine izlemesi çok keyifli, her anı heyecanlı ve yüksek tempolu bir performansla karşı karşıya kalıyorsunuz. Eğer oyun başladığı gibi devam etseydi gerçekten hiç beğenmedim diyebilirdim fakat, sonrasındaki toparlayışıyla gönlümü fethetmeyi başardı. Konusu da oldukça sıradan gözükse de, farklı bir bakış açısıyla yaklaşılması ve oyuncuların başarılı performansları, bu sıradanlığı yok etmeye yetiyor. Ayrıca bahsedilen konu kadın ve erkek olunca, bu sıradanlık da olabildiğine hoş karşılanabilir bir duruma dönüşebiliyor.


Sonuç olarak Alacaklılar, bir sonuca varamayacak olsanız da ilişkilerde kim alacaklı kim borçlu şöyle bir muhakemesini yapabileceğiniz, özellikle çiftler tarafından birlikte izlenerek keyifli vakit geçirilebilecek hoş bir oyun. Tüm ekibe alkışlarımı bir de buradan sunup, şimdiden herkese iyi seyirler, tiyatro dolu günler ve mutlu bir hafta diliyorum...

24 Ocak 2015 Cumartesi

Like a flower...


Yine haykırırcasına, yine çok özlemişcesine kocaman bir merhaba blog alemi! Bilmem bu kaçıncı kez aynı girizgahı yapışım fakat şu an tarihler ocak ayının yirmi beşini gösteriyorsa ve ben ay boyunca tek bir post bile girmemişsem, söze bu şekilde başlamaya mecburum!

Nasıl özledim buraları, nasıl özledim heyecanlı heyecanlı anlatmayı ama son zamanlarda iliklerime kadar hissettiğim hayat koşuşturmacası sağ olsun, bir kere bile açamadım ağzımı...

Öncelikle 2015 çok hızlı başladı benim için. Hızlının yanında bir de sürpriz dolu demeliyim sanırım. İlk günlerde, bu yıl pek benim yılım olmayacak herhalde, derken birden hayatımın en mutlu günlerini yaşarken buluverdim kendimi. Ben bile şaşırdım bu kendini hiç hissettirmeden bir anda gelip hayatımın tam ortasına kuruluveren mutluluğa. Ama bu sefer, o kadar özel ki bu mutluluk, fazlası bana kalsın, sadece bu kadar bahsedeceğim :) Bu arada, bu mutluluk habersiz bir şekilde bana yaklaşırken, master hayatımın ilk dönemini de bitirdim. Çok sınavlı, zor sınavlı, çok ödevli, bol sabahlamalı ve çok çalışmalı bir dönemdi fakat sonuç olarak iyi bir ortalamaya ulaşmanın mutluluğu hepsini unutturdu. Tüm bunlar olurken, hayatımın belki de en stresli günlerini yaşadığım iş ortamından da biraz acılı bir şekilde olsa da nihayetinde kurtuldum, en büyük oh buna gelsin!

Tüm bu mutlulukları sırtıma yükleyip iki günce önce İstanbul'dan uçup Ankara'ya kondum ve 15 gün sürecek, aylardır hayalini kurduğum tatilimin startını verdim. Ufak tefek programlarımın dışında, hiçbir planım yok, tek isteğim bolca dinlenmek, dinlenmek ve dinlenmek...

Mesela bugün fırçayı, boyayı elime aldım ve yazının başında sizi karşılayan resmi yaptım. Uzun zamandır resim yapamamanın yanında uzun zamandır güzel resim de yapamıyordum. Fakat, bugün yaptığım bu resim, çok içime sindi, onu çok sevdim! 

Bu tatil süresince, buralarda kendimi fazlaca göstermek ve yazmak istediğim her şeyi yazmak dileğiyle, herkese benden kocaman bir iyi geceler öpücüğü yolluyorum şimdi. 
Hepimize mutlu pazarlar!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...