18 Nisan 2015 Cumartesi

Life is beautiful that way...




Eveeet, nerede kalmıştık? Ha, en son 24 yaşıma girmiştim. O zaman bu da 24'ün ilk yazısı. Çok mahcubum be blog. O kadar yazmak istiyorum ve o kadar yazamıyorum ki. Bu nasıl bir yoğunluk, bu nasıl bir koşuşturmaca akıl sır erdiremiyorum. Bu doluluğun genellikle blogu besleyecek değerde şeyler olması da ayrı bir üzüntüye sürüklüyor beni. Evet yani belki de hiç olmadığı kadar geziyor, yeni yerler keşfediyor, yeni lezzetler tadıyor, yeni oyunlar izliyor, bir dolu fotoğraf çekiyor ama gel gör ki bir türlü anlatmaya fırsat bulamıyorum. Neden mi? Çünkü, günümüzün küreselleşen ve insanın özünü giderek hiçe sayan çabuk tüketme ve tükenme durumundan ötürü. Şaka şaka. Tabii bu da konunun çok ayrı bir boyutu fakat (en azından) şu an bu vakitsizliğin büyük nedeni, okulum, işlerim, raporlarım, ödevlerim, sunumlarım ve eminim ki hiç hiç ilgi çekici olmayan bunun gibi bir dolu şeyler...

Yahu o değil de, ben baya bir mutluyum, bilmem hissettiniz mi? Nedeni mi? Yeni biri mi? Yok ayol. Daha, bir öncekini tam sindirememişken, yaşananlara saygım varken... Hem daha önce dememiş miydim ben size, ben mutluluğu ya da mutsuzluğu hayattaki tek bir olguya indirgememeyi öğrendim, diye. Ki şu an hayatımda canımı sıkan birkaç olumsuzluk etrafımda kolaçan ederken. Mutluluğumun tek sebebi, hayatın ta kendisi ve yaşama sevinci! Gece saat 4'lere kadar ödev yapıp kendimi yatağa zor atarken, sabah 8'de yüzümde kocaman bir gülümsemeyle uyandığımda, büyük bir iştahla kahvaltımı yaparken, derste sıkıntıdan telefonumu kurcalarken, sınavlardan yüksek not alırken, sınavlarda düşük not alırken, sahilde yüzümü okşayan rüzgarla birlikte kilometrelerce koşarken, boğaza karşı yemeğimi yerken, akşam arkadaşlarımla kadeh tokuştururken, gece klubünde hiç tanımadığım insanlarla birlikte eğlenirken, çılgınlar gibi snapleşirken, labda deney yaparken, çimenlere uzanıp baharın kokusunu içime çekerken, en sevdiklerimle onun bunun kulağını çınlatıp kahkahalarla gülerken, bir facetime uzağımda olan canım ailemle konuşurken, birilerini düşünürken, birilerini özlerken, hedefler belirleyip hayaller kurarken, bir şeyler olacak mı diye beklerken, bir şeyler olmasını çok isterken... hep tek bir şey var aklımda. Yaşadığım tüm bu şeyler, sahip olduğum tüm bu şeyler ve olduğum yer kendime göre o kadar güzel ki, tüm bu mutluluk kaynakları için kocaman bir teşekkür ve şükür! 

Bazen cümlelerimin bir kişisel gelişim kitabından fırlayıp bloguma sızmış olduğunu düşünüyorum. Durum bilgilendirmesi yaptığım, kendimden bahsettiğim ve hayata fütursuzca bir selam yolladığım yazılarım hep bu boyutta ki ben hayatımda bir kere bile kişisel gelişim kitabı okumamış ve bu tarz kitaplardan hiç hazzetmeyen bir okurum. Ama gelin görün ki adeta kişiselliğimi epey bir geliştirmiş gibi konuşuyorum. Demek ki, böyle kitaplara pek de ihtiyaç yokmuş. Tamam tamam isteyen okuyabilir tabii ki. Fakat demek istiyorum ki, şöyle bir durun ve etrafınızdaki ve kendinizdeki güzelliklere bakın o zaman mutlu olmamak için bir neden bulamacaksınız güzel insanlar :)

Evet, sırada bekleyen 3 izlenmiş oyun, birkaç kitap, onlarca film, 3-4 tane ülke ve sayısız mekan yazıları varken, sırf yazmış olmak için ve vicdan azabımı gidermek için yazdım. Ya ama bu, giderek globalleşen ve bizi hep tembelliğe alıştıran bu dünya düzeninin bir oyunu değil mi? Ne mi diyorum? Blogda anlatmak çok zaman alıyor, en pratiğinden Instagram'a beklerim diyorum, ne diyeyim :)

Güzelliklerle dolu bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle, sizleri ve 
hayatımın bir parçası olan herkesi çok ama çooook seviyorum!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...