1 Ekim 2015 Perşembe

Mutlu Yıllar! Mutlu Aylar!


Sanki üç aydır tek kelime laf etmeyen sen değilmişin gibi yaz, dedi içimdeki yazmaya susamış kelebek! 
Bundan 4 yıl önce tam da bugün, bilmiyorum hangi kelebek demişti bir blog aç, hayatını arşivle, şu sanal aleme sen de yazılı hatıralar bırak diye... 
O zamanlar sanki daha kolaydı yazmak ya da daha bir ihtiyaçtı kendimi anlatmak. 

Aslında, bir damla göz yaşımdan meydana gelen tablomdaki dramatik bir tiyatro sahnesiyle başlamıştı her şey. Tabloda yer alan sahnedeki kalbi kırılmış genç kızın içindeki kelebekleri bir bir dışarı çıkararak hem onu rahatlatıyordum hem de kendimi. Önce en melankolik kelebekleri uçurduk birlikte, kanat çırpışlarının sesiyle doldurduk tüm salonu. Sonra yalnızlığı öğrendik yine birlikte; sahip olduğu tüm becerilerini, hobilerini tek başına da yapabileceğini ve bundan duyulacak hazzı tattık birlikte. Bir zaman, epeyce istikrarla onun okuduğu kitapları, izlediği oyunları, sevdiği filmleri, dinlediği müzikleri, gezdiği ve açtığı sergileri seyircilerine anlattım tatlı tatlı. Ardından, bizimki başka tutkular edindi kendine; hiç bilmediği ülkelerin sokaklarında kaybolmak ve hiç bilmediği yeni lezzetlerin tadına bakmak gibi. Tamam dedim, onları da anlatırım ben seninkilere. Sen sadece gönder bana içindeki keşfe ve maceraya doymayan kelebekleri... Yine çok okuyordu, yine çok izliyordu, çok tadıyordu ama bana anlatacak vakit bulamıyordu ki ben yazayım... Ha bir de çok biriktiriyordu, hep biriktiriyordu, koleksiyon diyordu, bir uçursam şu koleksiyoner kelebekleri de bir yazsan diyordu ama vakit bulamıyordu... Çünkü mezun olmuştu, Ankara'dan İstanbul'a taşınmıştı, mastera başlamıştı, çok çalışıyordu... Ama hala çok geziyordu, keşfetmeye doymuyordu. Ne? Sevmek mi? Tabii seviyordu, hem de daha önce hiç sevmemiş gibi, hiç terk edilmemiş, hiç terk etmemiş gibi... Ne? Üzülmek mi? Olur mu, hem de daha çok üzülüyordu, sanki hiç üzülmemiş gibi, hiç üzmemiş gibi... Ama üzüntülerini okşamayı öğreniyordu, o en değerli kabuk bağlamış yaralarını yüzünde tebessümle seyretmeyi, hayatında yaşamış olduğu acı tatlı her an için binlerce kez şükretmeyi... Yani anlayacağın büyüyordu, hayatı öğreniyordu, gerçek hayatın bulutları altında yağmur damlaları arasında gökyüzüne bir bir içindeki kelebekleri yolluyordu. Ama öyle bir gülüyordu ki, kahkahalar atıyordu, birlikte atıyorduk, koşuyorduk, dans ediyorduk, mutluluğu tüm hücrelerimizde hissediyorduk...

Sonra bizim kız Amerika'ya gitti, oradan da seslendirdik biraz içindeki kelebekleri, hatta o hiç susturmayacağını düşünüyordu ama hayatının en yoğun, en keyifli, en keşif dolu günlerini yaşadı ve yazmaya bir dakika bile fırsat bulamadı. Çalıştığı laboratuvarda yeni teknikleri, hiç bilmediği bilgileri  sırtına yükledi, labda sabahlamaktan bile keyif aldı. Yürülmedik yol, gezilmedik orman, yüzülmedik göl, okyanus bırakmadı. Öyle güzel dostluklar edindi ki, yerli yabancı, büyük küçük, hepsini çok sevdi, çok sevdik! Aaa bunu söylemezsem olmaz! Bir de hayatının en büyük sürprizini yaşadı, kilometrelerce uzakta, Amerika topraklarında. Amerika'ya gitmeden birkaç ay önce tanışmış olduğu genç delikanlı sırf onun için kalkıp Amerika'ya geldi. Massachusetts'i, New York'u, Florida'yı karış karış gezdikleri yetmemiş gibi Miami'den crusie'a atlayıp Bahamalar'a gittiler ve birlikte hayatlarının rüya tatili gerçekleştirdiler. O kadar mutluydular ki, içlerindeki kelebeklerin mutluluk çığlıkları hala kulaklarımda yankılanıyor. O güzel anlar hiç bitmesin istediler. Ama bitti. Her güzel şey gibi bitti. Ama sadece tatil bitti. Birbirlerine duydukları hisler, artarak devam ediyor. Hatta yine tam da bugün tam 1 ay olmuş elleri birleşeli! Zaman ne de çabuk geçiyor!...


Evet sevgili takipçilerim, size blogu açtığım günden bugüne bu sayfada nelerle başınızı şişirdiğimi ve Amerika'dayken yazamamış olduğum 3 ayın kısa bir özetini geçtim. Şimdi şöyle bir kafamı uzatıp geçmişe bakıyorum da neler neler yaşamışım şu 4 yılda. Göz yaşı, kahkaha, heyecan, başarı, hayal kırıklığı, hüsran, mutluluk, yoğunluk, yorgunluk, huzur. şükür hepsi bir arada. Kim bilir ne yaralar ne acılar sırtladım içimdeki kelebeklerin kanatlarına ama bir an bile keşke demedim. Hayatımın sanal arşivinde yer edinmiş, hayatıma bir şekilde dokunan geçmişimin insanlarına kocaman bir selam olsun benden! Siz olmasaydınız bugün bu kadar mutlu olamazdım! Ve yine iyi ki 4 yıl önce bugün, bu blogu açmaya karar vermişim, bir dolu uğraşım ve günümüzün daha kolay sosyal ağları nedeniyle yazmaya artık çok fırsat bulamasam da insanın söylenmek istediğinde bir blogunun olduğunun varlığını hissetmesi bile güzel. Daha nice nice bol yazıp çizmeli yıllara sana blogum! Ve bana daha nice aylara! Ve benim gibi değerli tiyatroseverler, sizlere de 1 Ekim itibariyle daha nice güzel sezonlara diyorum! Hepinizi kocaman öpüyorum!...

Not: Çok istiyorum ama biliyorum yine vakit bulamayacağım ne seyahatlerimi ne de günlük zevklerimi sizlere fısıldamaya. Ama şurayı hiç aksatmıyorum. Dilerseniz, beklerim :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...