3 Şubat 2016 Çarşamba

The Revenant



Hiç şüphesiz bu aralar adından en çok söz ettiren film The Revenant. Bunun nedeni, 3 Altın Küre ödülünü kazanması, 12 dalda Oscar'a adaylığı, insanın tüylerini ürperten senaryosu, barındırdığı harika doğa manzaraları ya da filmin baş karakteri Leonardo DiCaprio olabilir. Eminim ki birçoğunuz da filmi izledi ve kendine göre bir yorum yaptı. Bazılar çok beğendi bazılarıysa yerin dibine soktu. 
Ben de geçtiğimiz hafta sinemanın yolunu tuttum ve herkesin dilinde olan Revenant'ı tıklım tıklım bir salonda kocaman bir ekranda izledim.


Hemen belirteyim, filmin trailerını izlemiştim fakat hikaye hakkında çok bir fikrim yoktu. Bu nedenle tam anlamıyla koca bir merakla koltuğumdaki yerimi alıp gözlerimi diktim beyaz perdeye. Filmin konusundan spoiler vermeden birazcık bahsetmek gerekirse, 1800lü yıllarda şimdinin Dakota eyaletinde kürk avcıları yerli kızılderili halk tarafından saldırıya uğrarlar. Kaçış sırasında, Leonardo DiCaprio tarafından canlandırılan Glass, herkesin dilinde olan ayı sahnesinde, ciddi bir yaralanma geçirir. Tom Hardy'nin hayat verdiği Fitzgerald karakteri Glass'ın oğlunu da öldürerek onu ölüme terk eder ve Glass'ın oğlunun intikamını almak üzere hayatta kalma mücadelesini anlatan hikaye bu noktadan sonra başlar.


Senaryo Michael Punke'nin 2002'de yayınlanan aynı adlı romanından uyarlanarak yönetmen ve senarist Mark L. Smith tarafından yazılmış. Glass'ın hikayesi de o dönemde yaşanan gerçek bir hikayeye dayanıyor. Yani Leonardo 9. kez biyografik bir karakter canlandırıyor. Filme dair bir diğer önemli nokta ise, DiCaprio, Hardy ve Jones'u canlandıran Lukas Haas üçlüsünün İnception filminden sonra tekrar bu filmde bir araya gelmesi. 


The Revenant, benim son zamanlarda izlediğim en ilginç filmdi. Birkaç kelimeyle bende uyandırdığı hissi özetlemem gerekirse, fazla vahşi diyebilirim hiç çekinmeden. Neredeyse üç saate yakın filmin birçok sahnesinde gözlerimi kapatmak zorunda kaldım. Hikaye de normalde ilgimi çekecek bir hikaye değil ama böyle fazla ses getiren ve Oscar'a birçok dalda aday olan sağlam kadrolu filmleri izlemeyi seviyorum, izlemezsem eksik kalır gibi hissediyorum. 


Filmde en çok sevdiğim şey, harika doğa manzaralarıydı. Yağan karın, güneşin çıkmasıyla eriyen buzların ve  vahşi doğanın hayvanlarının geniş plan çekimleriyle tam bir sinematografik şölen sunuyor izleyiciye film. 


Gelelim en eleştirisel noktalara. Birçok izleyici gibi ben de Leonardo'nun dokuz canlı kedi misali hayatta kalış hikayesini hayretler içinde izledim. Onlarca Kızılderiliden tek başına kaçarken tek bir sıyrık almamasına vallahi pes dedim! Film boyunca Leo'nun çekmediği acı, sürünmediği tek bir nokta kalmadı. Acı hissini bana geçirdi mi? Evet. Ama çok az replikle sadece bu yönüyle Oscar'ı hakketti mi? Orasını ben bilemem. Fakat çok bariz bir şey var ki, yıllardır Oscar'a aday olup her seferinde hüsran yaşayan Leonardo DiCaprio'nun sırf Oscar'ı kazanması için böyle bir işe kalkışmış hissi uyandırıyor film izleyicide, ya da en azından bende.
Steeve Jobs'un hayatını anlatan filmde Jobs karakteri için teklif almasına rağmen, bu film için o rolü geri çevirmesi de belki bu tespitimi doğrular niteliktedir. Fakat belki de artık tamamen dalga konusu haline gelen Leonardo'nın Oscar dramı nedeniyle bu kadar önyargılıyızdır. Yazdıklarımdan da anlayacağınız üzere ben epey kararsızım. DiCaprio da her zaman sevdiğim bir aktör olmuştur, o yüzden şu adamcağıza Oscar'ı verin de artık o da sevinsin bizi de sevindirsin diyerek toparlayayım lafı :)


Sonuç olarak, film bana göre fazla kanlı ve vahşi, çok abartılı sahneler var ama bir at sahnesi vardı ki aklımda en çok yer eden ve beni en çok etkileyen sahne oldu. Leonardo DiCaprio acı duygusunu yansıtması bakımından, harika bir oyunculuk çıkarmış ortaya. Müthiş bir görsel şölen de cabası! E 12 dalda Oscar adaylığı da küçümsenecek şey değil. Sırf bunun için bile izlenir. 
Bakalım Leo'nun yüzü bu yıl gülebilecek mi onu da önümüzdeki günlerde öğreneceğiz. 
İzlemeyen herkese, şimdiden iyi seyirler dilerim...

2 yorum:

  1. ben olsam steeve jobs'ı tercih ederdim.Aynı şeyi bende hissettim.Sadece oscar için oynuyormuş gibi.Gerçi film çok ses getirdi ama iyi olduğu için mi yoksa zaten Leonardo tartışması varken sırf o oynadığı için mi bilmiyorum.Bence film onu öne çıkarmadı o filmi öne çıkardı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de seninle aynı fikirdeyim canım. Bakalım şimdi, Oscar'ı alamazsa Leonardo da Jobs karakterini tercih etmediğine pişman olur belki :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...