23 Aralık 2016 Cuma

Nocturnal Animals (Gece Hayvanları)



Bu aralar iyiden iyiye, sinemayı tiyatroya tercih eder oldum. Belki de bunun nedeni, vizyona gerçekten güzel filmlerin girmesi olabilir. Bu haftanın filmi Nocturnal Animals idi. Geçen haftalarda Arrival ile beyaz perdede boy gösteren Amy Adams bu sefer Susan rolüyle karşımızda. Amy Adams başrolü Edward rolündeki Jake Gyllenhall ile paylaşıyor. Susan ve Edward birbirlerinin gençlik aşkı olarak genç yaşta evlenmişlerdir fakat ardından Susan Edward'ı terk edip başka bir adamla evlenmiştir. Kendine güveni pek olmamasına rağmen aslında bir yazar olan Edward, Gece Hayvanları adında bir kitap yazar ve bu kitap basılmadan önce taslağını Susan'a gönderir. Böylelikle 19 yılın ardından sonra tekrar iletişim kurmuş olurlar. Şu anki ilişkisinde sorunlar yaşayan Susan, büyük bir merak ve heyecanla kitaba gömülür. Sayfalar ilerledikçe siz de bir anda bu gerilim dolu gizemli hikayenin içinde buluverirsiniz kendinizi...

Filmin trailerını izlediğimde oldukça meraklanmıştım. Filmi de aynı merak içinde izledim. Aslında birbirine geçmiş üç farklı hikaye var filmde. Şu an, 19 yıl öncesi ve kitapta geçen hikaye. Ve belki de kitapta geçen hikaye, geçmişe ve geleceğe göndermelerle dolu gerçek bir yaşam öyküsü...

Karanlık, soğuk, rahatsız edici ve fazlasıyla etkileyici bir film. Fakat filmi tek kelimeyle özetlemem gerekirse, hiç şüphesiz "intikam!" diye haykırabilirim. Bir kez daha yazının ne kadar etkileyici bir silah olduğunu da gözler önüne seriyor bu film. Çok spoiler vermek istemiyorum ama koca bir Revenge (İntikam) yazılı tablo, film içindeki çok hoş ayrıntılardan biriydi. Ayrıca diğer tüm sanatsal öğeler harikaydı.

Filmin senaryosu ve yönetmeliği Tom Ford'a ait. 2009'da yayınlanan A Single Man adlı başka bir filmi de olmasına rağmen ben ilk defa Tom Ford'un sinemacı yönünü tanımış oldum ve oldukça başarılı buldum. Film zaten 3 dalda Altın Küre ödülü kazanmış. Oyuncuların ve tüm ekibin de bunda payı var elbet. Bir de eklemeden geçemeyeceğim, Amy Adams'ın muhteşem kıyafetlerine Tom Ford eli değmiş gibi görünüyor :)

Uzun lafın kısası, farklı ve güzel bir şeyler izlemek istiyorsanız  Gece Hayvanları'nı şiddetle tavsiye ediyorum!


8 Aralık 2016 Perşembe

Son İzlediğim Vizyon Filmleri

Benim için tiyatronun yeri hep ayrı olsa da, özellikle havanın kapalı olduğu kış aylarında sinemaya gidip vizyon filmlerini izlemeyi de pek bir seviyorum. İşte şu an tam o zamanlardayız. Haftada mutlaka birkaç film izlemeye çalışıyorum.


Birkaç gün önce Allied (Müttefik) filmini izledim. Birçok Brad Pitt hayranı gibi ben de bu filmi merakla bekliyordum. Film, 1940lı yıllarda Casablanca'da başlıyor. Yine bir savaş dönemi filmi. Brad Pitt seviyor bu tarz filmlere dahil olmayı. Marion Cottillard tüm güzelliğiyle Pitt'le aynı iş için görevlendirilmiş bir tetikçi. Aynı amaç için çalışırken birbirlerine aşık olmalarının, tahmin edilemez bir hikaye olması beklenemez elbet fakat evlenip İngiltere'ye geldikten sonra birbirlerinin hayatlarına dair gizemlerin ortaya çıkması seyirciyi filme daha da bir çekiyor. Her terasa çıktıklarında ezan sesinin arka fondan duyulması ve bu anda Brad Pitt'in saatinin gecenin on birini göstermesi gibi anlam veremediğim sahneler ve eğreti duran bolca vurdulu kırdılı ateşli sahneler olmasına rağmen ben bu filmi sevdim! Filmin dokusunu, kokusunu, müziklerini, Brad Pitt'in fransızcasını, Marion Cottillard'ın kıyafetlerini ve ojelerini sevdim. Filmin derdi de aksiyon değil zaten, ikinci dünya savaşından, ülke dışında sevgilerini de galip çıkarabilmeyi umut eden iki insanın hikayesi...


Diğer bir gişe filmi Fantastic Beasts (Fantastik Canavarlar), bu tarz filmleri sevdiğim için beni çok heyecanlandırdı. Harry Potter ile hayranlığımızı kazanan JK Rowling ve David Yates yetmezmiş gibi bir de bu aralar her filmini izlemeye çalıştığım ve oyunculuğunu inanılmaz derecede başarılı bulduğum Eddie Redmayne faktörü eklenince filme gidip izlemem kaçınılmaz oldu. Harry Potter'a göre kıyasla daha az fantastik öğeler içerip, macerasının bir tık daha az olması benim için çok daha tercih edilesi. Gerçeklik içindeki fantastik dünya bana daha da bir çekici geliyor. Bu filmin en gerçek karakterlerinden olan pastane açmak isteyen Jacob Kowalski, tüm film boyunca yüzümden tebessümü eksik ettirmedi. Eddie'nin ufak bavulundaki kocaman hayvanlar aleminin vermek istediği mesaj oldukça dikkat çekici. Üç boyutlu olan film, tüm görsel efektleriyle, özenle tasarlandığı her halinden belli olan karakterleriyle, kostüm ve müzikleriyle beni gerçekten büyüledi. Maceranın yanı sıra, fazlaca komik unsurlar içermesi de, filmi daha da bir keyifli bir hale getirmiş. Son sahnedeki Johnny Depp sürprizi de filme dair ayrı bir hoşluktu. Serinin ikinci filmini şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum...


Bu postta bahsetmek istediğim son film, Arrival (Geliş). Hiç konusunu okumadan, afişine bakarak bir uzay filmi izleyeceğimi zannederek gittim filme fakat karşıma bir uzaylı filmi çıktı. Ama alışılagelmiş bilim kurgu filmlerinden çok daha farklı bir film Arrival. Dünyanın on iki farklı bölgesine inen uzay gemilerindeki uzaylıların, dünyaya ne amaçla geldiklerini anlamak amacıyla belki de bir seyirci olarak benim pek de aklıma gelmeyecek dil bilimci Dr. Louise'den yardım istenmesi üzerine başlıyor tüm hikaye. Bizim dilimizi konuşamayan ve anlayamayan bu dünya dışı varlıklarla iletişim kurmak için, onların dilini öğrenmeye başlıyorlar. Zor bir süreç olmasına rağmen, bu varlıkların barışçıl mı yoksa istilacı mı olduklarını anlamak için başka bir yol yok. Bu süreç boyunca Dr. Louise yeni bir dil öğrenirken aynı zamanda bu yeni dilin düşünme düzlemine girerek kendi yaşamına dair bazı kanıksamalara varmaya başlıyor. Ama hepsinden öte, film dilin en etkili silah olduğunu seyirciye bangır bangır hissettiriyor. Oldukça değişik bir filmdi. Klasik uzaylı denince aklımıza gelen varlıklardan öte ve çok daha başka, dilsel, yaklaşımla konunun ele alınması ne yalan söyleyeyim beni etkiledi.

Her biri vizyondan kalkmadan evvel, bir göz atın bence.
İyi seyirler... 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...